Onur Ünlü: 'Aydın mıyım?' bilmiyorum. Okuyorum, yazıyorum ve korkmuyorum

Onur Ünlü: 'Aydın mıyım?' bilmiyorum. Okuyorum, yazıyorum ve korkmuyorum

Senarist, yapımcı, yönetmen, şair, müzisyen, yazar... Onur Ünlü, saydığım bu mesleklerin her birini hakkıyla yapıyor. Hayli zeki ve yetenekli... ‘İtirazım var’ filminin hikayesinin devamı olarak yazdığı ‘Hesabım var’ adlı kitap Alfa Yayınevi’nden çıkarak okuruyla buluştu. Onur Ünlü ile hem itiraz ettiği şeyleri hem hesabı olan kişileri hem de son dönemde dilimizden düşmeyen erkek şiddeti hakkında konuştuk. Alev Gürsoy Cimin / alev.gursoy@posta.com.tr

01 Ağustos 2020, Cumartesi 07:01 Son Güncelleme:
YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Üretken bir yıl oldu sizin için...

Üretmeyi seviyorum. Sadece tükettiğim bir hayat bana göre değil. Pandemi sürecinin uzun süreceğini fark ettim ve kendimi yazmaya verdim. Ortaya bu roman çıktı.

‘Hesabım Var’ romanı ‘İtirazım Var’ filminin kaldığı yerden devam ediyor.

Evet, uzun zamandır kafamda bu kitap vardı. Senaryo olarak yazmıştım ama romana çevirdim. Her gün dört-beş saat üzerinde çalıştım ve 71 gün sürdü yazmam.

Selman Bulut karakteri çok sevildi. Onu nasıl yarattınız?

Yıllar yıllar öncesinden içimde beslediğim ve kafamda kurduğum bir karakterdi o. Gençliğimde ben de bir ara polisiyeye sardım. Sonra polisiye meraklısı insanlar gibi “Türkiye’ye has bir dedektif nasıl olabilir?” diye düşünmeye başladım. Bildiğiniz gibi bizde özel dedektiflik yok da ya da romanlarda anlatılanlar gibi değil. Her yere, herkesin ortasına girip çıkabilecek bir adam kim olabilir? Derken aklıma bu fikir geldi. Dedim ki, “Bir mahallenin imamı neden olmasın aradığım karakter?” Böyle ufak ufak düşündüm ve yıllar sonra Sırrı Abi (Süreyya) ile oturduk, karakteri ve senaryoyu yazdım. ‘İtirazım Var’ filminin senaryosundan bahsediyorum. Sonra da devamı geldi, ‘Hesabım Var’ olarak.

Hayatın geneli zıtlık üzerine kuruludur

Kitapta enteresan hikayeler var. Mesela bir cami müezzininin istifa edip pavyonda çalışmaya başlaması, çok da olanak dâhilinde gelmiyor insana…

Herkesin bildiği türden şeylerle kimse ilgilenmez. Hikayelerimi çelişkiler üzerine kurgularım. Bir cami müezzini elbette ki istifa edip pavyonda çalışabilir. Karakterlerimi, prensip olarak olmayacak durumlar içine sokarım. Sonra da karakterleri o durumdan çıkarmaya çalışırım ve hep beraber debeleniriz. Basit zıtlıklar yaratıp sonra bu zıtlıkları çelişkilerle derinleştirmeye çalışıyorum. Hayatın geneli zaten zıtlık üzerine kuruludur.

Nasıl zıtlıklar üzerine kurulu hayat?

Çatışmanın olmadığı yerde ilerleme olmaz. Medeniyet tarihi de çatışmalarla kuruluyor. Bu kadar insan boşu boşuna savaşmıyor. Kişisel hayatlarımızda da bu böyle. Zıtlıklardan faydalanmaya çalışıyorum.

Bizim insanımız her şeyi bildiğini zanneder ama bir şey bilmez

‘Hesabım Var’daki bir diyalogda “Cehalet özgürleştirir”diyor. Ne demek bu?

Orada bir ironi var. Yani ne kadar az bilirsek o kadar sakin devam ediyoruz hayata. Bildiğimiz ve üzerine düşündüğümüz şeylerin sayısı arttıkça hayat daha da çekilmez hale geliyor. Ama bizim insanımızın sorunu her şeyi çok bildiğini zannetmek! “Ülke şöyle olmalı, dünya böyle olmalı, şunu yapmaları lazım, bunu yapmaları lazım” diyenlerin hayatta ne yapabildiklerine bak, aradaki farkın çok derin olduğunu görürsün. Madem bu kadar akıllısın, sen niye bu haldesin be arkadaş? Aslında bir şey bildikleri yok, rahat rahat takılıyorlar.

‘Hesabım Var’, polisiye roman olmanın ötesinde din ve İslam felsefesi üzerine ufuk açıcı söylemler içeriyor. Böyle bir iddiası var mı?

Başkarakterin imam olması sebebiyle öyle bir alan açılıyor. Ne düşünüyorsam onları söyledim. Karakteri imam yaparsan bununla ilgili konuşman gerekir. Sadece sevimlilik olsun diye imam karakterini uyduramazsın.

Aptallığa ve aptallara itirazım var

Gerçek hayatta ‘Hesabım Var’ dediğiniz biri ya da birileri oldu mu hiç?

Şahsi olarak olmadı ama fikri olarak oldu, oluyor. O hesapları da elimden geldiğince görmeye çalışıyorum. Ama şahsen ‘Seni bitireceğim! Öldün sen!’ diye kimseye takıntım olmadı.

Nelere itirazınız var hayatta?

Aptallığa ve aptallarla itirazım var. Aptallık olmasa dünya daha iyi bir yer olurdu.

Psikolojik ve kişilik olarak zayıf bir canlı olan erkeğe bu kadar hak verilmemeliydi

Erkek şiddetine duyduğunuz öfke, ‘Kız Çocuğu’ isimli romanınızda kendini göstermişti. O romanın yazıldığı tarihten bugüne değişen bir şey yok. Ne olacak bu durum?

Ben bu şiddet mevzusunu açlığa bağlıyorum. Yetişmeden itibaren eğitimsizlikten kaynaklanan bir psikoz, açlık var insanlarda. Bu açlık doyurulacak gibi değil. Erkekler açlar ve tırnak içinde her zaman haklılar. Onlar her şeyi yapar ve yapıyorlar da çünkü açlar. Daha geriye dönüp o insanları bu kadar aç bırakan durumları ortadan kaldırmazsak bu açlık daha da büyüyecek. Sistemin ürettiği bir durum bu ve bunu kökünden çözülmesi lazım.

Erkek, bir insandan çok başka bir şeye yakın olan, ne olduğunu bilmediğim bir tür

Bir erkek olarak erkek şiddetiyle ilgili ne hissediyorsunuz?

Berbat. Erkek sorunlu bir şeydir, hakikaten sorunludur. Özellikle Türkiye’de ve Ortadoğu ülkelerinde başından itibaren sorunlu olarak yetişir erkekler. Sorunlu olmaya da çok meyillidirler. Ve kendilerinde bu hakkı görürler. Psikolojik olarak kişilik, karakter özelliği olarak bu kadar zayıf, erkek denen o yapıya bu kadar çok hak verilmemeliydi. Sorun buradan kaynaklanıyor.

Şiddet uygulayan kişiye 'insan' demeyi bırakmalıyız

Erkeği nasıl tarif edersiniz?

Erkek deyince tuhaf sesler çıkartan, böyle homurtular çıkartarak iletişim kurmaya çalışan bir şey geliyor aklıma. İnsandan çok, başka bir şeye yakın, ne olduğunu bilmediğim bir tür. Gerçekten samimiyetle söylüyorum bunu. Bir insan zaten şiddet uyguluyorsa ona ‘insan’ demeyi bırakalım önce... Ama asla ‘hayvan’ da demeyelim çünkü bir hayvan yaşama dürtüsü dışında, kimseye bilinçli zarar vermez.

Aman Onur Bey’ciğim! Hemcinsleriniz tarafından linç edileceksiniz.

Bir şey yapmazlar merak etme. Onlar gibi ben de bir-iki homurdanırım, o sesleri ben de çıkarırım olur biter. Cinsiyet değil şahsiyet önemlidir. Sana benzer dünyaya getirdiğin... Bu devirde konuştuğumuz şeye baksanıza!

Sizin hiç kadın arkadaşlarınıza sözlü ya da fiziksel şiddet uyguladınız mı?

Her türlü ilişki içinde tartışma muhakkak olur ama kimseyi itip kaktığımı hatırlamıyorum. Ben öyle biri değilim. Konuşularak her şeyin çözülebileceğini düşünüyorum. Prensibim de bu. Konuşarak çözülmüyorsa da sessizce çeker gidersin, bu kadar net. Ne yani nasıl el kaldırır ya da zarar verebilirsin? Ne münasebetle! Ne kadar manasız bir şey.

Dizi ve filmlerdeki bazı sahneler şiddeti özendirici oluyor. Bu biraz anormal değil mi?

Elimizdeki başı, sonu, ortası olan ilk metin ‘İlyada ve Odysseia.’ İlyada’daki savaş sahnelerinde, mızrakların vücuda girdikten sonra kalça kemiklerinin çatır çatır çatladığı görülüyor. Şiddet, sinema ve dizlerde en başından beri var.

Şiddetin, kavganın, dövüşün, tabancanın, silahın, kanın, gözyaşının bir eserin içinde kullanılmasında ben bir beis görmüyorum. Çünkü ben de o filmleri seyrettim ve onları seyrettiğim için kimseye tokat atmadım. Ben kendime hakim olabiliyorsam herkes olabilir. Herkesin birbirini sevdiği filmler sıkıcı olur.

Aşk taze, heyecan taze, hiçbir sorunumuz yok

Sevgiliniz Hazar Ergüçlü nasıl buldu romanınızı?

Herkesten önce o okudu. Sevdi ve eğlenceli buldu. Ben daha yazarken yavaş yavaş onun okumasını istiyordum. Okuyor ve eleştiriyor. Özellikle bu son romanın dili konusunda önemli uyarılarda bulundu. Başlarda daha karmaşık bir dili vardı. O dili sadeleştirmemde büyük katkısı oldu. Ona teşekkür ediyorum.

İlişkiniz nasıl gidiyor?

Gerçekten çok iyi gidiyor, hiçbir sorunumuz yok. İlişkimizi çok didiklediler ama biz çok iyiyiz. Aşk taze, heyecan taze. Ben kendi işlerime, o kendi işlerine bakıyor, takılıyoruz yani.

Okuduğunu anlamayanların sözlerini ciddiye alamam

Camiden pavyona uzanan bir hikaye anlatmanın yaratabileceği tepkilerden korkmadınız mı? Yine nerede linç edileceğim? Sosyal medyada mı?

Ben zaten linç edilmeye alıştım. Linç etmeye hazır kişiler kitap okuyacak kadar donanımlı değildir. Ayda bir beni ‘trend topic’ yapmayı başarıyorlar. Ciddiye almıyorum, umurumda bile değil. Ben korkmam! “Şöyle derler, böyle derler” diyerek kendimi çekersem, otosansür uygulamış olurum ve bir yazar için bundan daha korkunç bir şey olamaz. Ben yanlış bir şey söylemiyorum ki, ne olacak? Burada kimin senin sözlerini yazdıklarını yanlış yere çektiği önemli, senin muhatabının kim olduğu önemli. Bu konu üzerine benim kadar düşünmemiş, okuduğunu anlamayan birisinin söylediği şeyi ciddiye alamam çünkü vaktim yok buna.

Sizin okur kitleniz daha çok kimlerden oluşuyor?

Daha çok kadınlar. Bir de Türkiye’de roman denilen şeyin o çapta bir sansasyonellik yaratacağını sanmıyorum. Ben ve yakın çevrem kitap okuyor. Ama insanla rne derece okuyor ya da okumuyor bilemiyorum. Sosyolog değilim, devlet adamı değilim, açıkçası kimin kitap okuyup okumadığı da çok umurumda değil.

Onur Ünlü, kendisini ‘aydın ve entelektüel’ olarak görüyor mu?

Aydın mıyım değil miyim bilmiyorum. Okuyorum, düşündüğümü de yazıyorum işte. Bunu yaparken de mümkün mertebe korkmuyorum, içimden nasıl geliyorsa öyle davranıyorum. Bu yaptığım neye denk geliyorsa oyumdur. Ne biliyim aydın mıyım? Entelektüel miyim? Ben dünyayı anlamaya çalışıyorum sadece.

Anlayabildiniz mi bari bu zor dünyayı?

Bir kısmını anladım ama hepsini anlayamadım. Anlayabildiğim kısmını zaten yazıyorum. Dünyada bulunmamızın nedeni bir çeşit keşif süreci. “Aaa bu böyleymiş, şu şöyleymiş” diyoruz ve kendimize ait özgün keşifler çıkarıyoruz. Hayatın bir anlamı varsa eğer bu anlam, keşifte yatıyor olmalı.

Egonuz yüksek midir?

Sanmıyorum, değil. Düz bir adamım ben. Ego herkeste vardır ama önemli olan çok egoist olmamak. Yazmak, insana bir güç verir ama yazarın bununla başa çıkması gerekir.

;
Bu Video
İlgini
Çekebilir
Sıradaki haber yükleniyor...
holder