Oya Baydar: Yazmasaydım delirecektim!

Oya Baydar’ın yeni romanı ‘Köpekli Çocuklar Gecesi’, Can Yayınları etiketiyle okurla buluştu. Baydar, insanın kendi eliyle hayatı nasıl zorlaştırdığını ve kendi cennetini cehenneme döndürdüğünü ele aldığı romanını anlattı.

18 Eylül 2019, Çarşamba 14:13 Son Güncelleme:
A A
Oya Baydar: Yazmasaydım delirecektim!

● Böyle bir distopya yazma fikri aklınıza nereden ve nasıl geldi, size ilk bu hikâyeyi düşündüren şey ne oldu?

Dünyanın ve insanın halleri bana bazen çok acı veriyor, ağır geliyor, isyan ediyorum, çaresiz kalıyorum. O zaman yazıya, edebiyata sığınıyorum. “Köpekli Çocuklar Gecesi” de böyle bir ruh halinin ürünü. Romanın fikri, yaşadığımız gerçeklikten doğdu. Hikâyeyi düşündüren ise, birkaç yıl önce sosyal medyaya düşen bir fotoğraf: Bir kış gecesi, kaldırımda köpeğine sarılmış uyuyan bir çocuk. Fotoğrafı gördüğümde, dünyanın bütün acısı ve büyük bir suçluluk duygusu çöktü yüreğime. Sait Faik’i anarak söyleyeyim: “Yazmasaydım delirecektim.”

● Aslında anlattığınız hikâyeye bugün distopya diyoruz lakin bu roman bize yakın geleceği anlatıyor. Devletlerin doğa üzerindeki tahribatını, insanların buradaki sorumluluğunu nasıl yorumluyorsunuz?

Romanı yazarken distopyanın çok uzağında değil göbeğinde olduğumuzu fark ettim. Doğanın acımasızca sömürülmesi, tahribi, talanı insanın kendisini doğanın da tüm yaratıkların da üstünde görmesiyle, akla ve aklın ürünü teknolojiye mutlak güvenle, doğayı sahiplenmeyi hak bilmesiyle başlıyor. Gelişmeyi, ilerlemeyi, kurtuluşu; sınır tanımayan büyüme, kârın maksimizasyonu, vahşi rekabet ve nüfuz bölgelerine yayılma olarak tanımlayan kapitalist sistemin çarkları ancak doğa sömürüsüyle dönebilir. Devletler ve iktidarlar -kendilerini sosyalist olarak tanımlayanlar dâhil- bu çarkların dönmesini sağlayan aparatlardır aslında. Sistemin çarkları arasında ezilen, esiri olan insan, doğayı kendi elleriyle yok ettiğinin, kendi sonunu hazırladığının farkında bile değildir çoğunlukla. Farkında olan, uyaran, isyan eden bir azınlık her zaman vardır ve yüzyıllar sonra bile olsa onların mücadelesi, onların fikirleri kazanır.



● Kitaba ismini veren “Köpekli Çocuklar”, özellikle romanın sonlarına doğru umutla tutunduğumuz kahramanlar oluyorlar. Bugün kimdir bu “Köpekli Çocuklar”, yoksa henüz ortaya çıkmadılar mı?

Köpekli Çocuklar aslında bir sembol, daha doğrusu bir alegori. Mağduriyet ve masumiyetten doğacak olan gelecek umudunu simgeliyorlar. Süper güçlerin çarkları arasında ezilen, ufalanan yine de yok edilemeyenler: Kitabın kapağındaki papatyacık gibi… Bir yönüyle bu bir masal, ama seslerini Batı’dan duyurmaya başlayan İklim Çocukları’nı görmezden gelmeyelim, onlar tümüyle gerçek. Yeni bir kuşak geliyor. Umut onlarda.


‘Hafızanın korunması önemli’


● Bütün roman boyunca bir cihazla kayıt tutuluyor. Hikâye kendi hafızasını korumaya ve geleceğe bırakmaya çalışıyor. Bu hafızaya neden ihtiyaç duydunuz?

İklim felaketiyle yaşamın sonuna gelmiş olan insan, sesini geleceğe ulaştırmak istiyor. Hafızayı yok etmek tarih boyunca bütün muktedirlerin, bütün iktidarların başvurdukları silahtır. Sadece hafızayı yok etmeye çalışmakla da kalınmaz, silinen hafızanın iktidarın istediği biçimde yeniden yazılmasına da çalışılır. Resmî tarih dediğimiz de budur zaten. Romanda da gerçek hayatta da insanın/insanlığın gerçek hafızasının karartılmadan korunmasına önem veriyorum.

Adalet ÇAVDAR/ adaletcavdar@gmail.com

SON 24 SAATTE YAŞANANLAR

;
Sıradaki haber yükleniyor...