Ozan Güven: Kendinden vazgeçmek aşkın ta kendisidir

Ozan Güven uzun zaman sonra ‘Don Kişot’um Ben’ oyunuyla tiyatro sahnesinde. Ona hikayede, silahtarı Sancho Panza rolünde usta oyuncu Günay Karacaoğlu eşlik ediyor. “Sancho Panza’yı bir kadının oynaması fikri nasıl doğdu?” sorusuna cevapları şöyle: “Don Kişot’u sahneye koymak bir fikir değildi, bunu herkes yapabilir. Sancho Panza’nın kadın olması yeni bir fikirdi ve bizi cezbeden buydu.” İki başrol oyuncusuyla yel değirmenleri, aşk ve kahramanlar üzerine konuştuk.

16 Mart 2019, Cumartesi 08:30
A A
Ozan Güven: Kendinden vazgeçmek aşkın ta kendisidir

Don Kişot gibi ikonik bir karakteri ‘Don Kişot’um Ben’ adıyla sahneye taşıdınız ve kapalı gişe oynuyor. Yola çıktığınızda ne hissediyordunuz, şimdi nasıl hissediyordunuz?

Günay Karacaoğlu: Yaratım süreci tıpkı doğum gibi; endişeleriniz oluyor. Çocuğun sakat olma ihtimali var, ölü doğum ihtimali var... Dolayısıyla heyecanlı bir süreç ama geri dönüşlerin bu kadar övgü dolu olmasından çok mutluyuz.

Ozan Güven: Bence tiyatronun en zor kısmı prova. Ama biz başlarken “Bu oyun tutacak mı, tutmayacak mı?” değil “Oyun iyi çıkacak mı?” düşüncesindeydik. İyi bir şey yaptığımıza inanmasaydık bu oyun zaten çıkmayacaktı. “Denedik ve olmadı” diyecektik. Ama yaptığımız iş içimize sindi ve sağ olsun seyircimiz de bize sahip çıktı.

Ben oyundan “Bu oyunu yine izlemek isterim” duygusuyla ayrıldım. İzleyenlerin çoğu da böyle düşünüyor. Sizce alâmetifarikanız ne?

O.G: Don Kişot klasik bir eser ve klasik bir eseri sahneye koymak her zaman için zordur. 1600 sayfalık bir kitabı sıkıcı hale gelmeden ama konunun özüne de sadık kalarak vermekti niyetimiz. Ve ikinci provadan sonra hakikaten eğlenmeye başladık. Eserin ağırlığıyla yolumuza devam etseydik, belki biz de tali yollara sapıp tuzağa düşebilirdik. Bir de bazı işlerin kimyası başından tutar. Bu öyle işlerden biriydi.

DÜNYAYI DELİLER DEĞİŞTİRİR

Deli, dahi, bilge, üstün zeka… Sizce Don Kişot bunlardan hangisi?

O.G.: Hayatta en ciddiye alınmayan insanlar delilerdir. Ama dünyayı da deliler değiştirir. Böyle olmaya da devam edecek. Herkesin kendini ifade ediş şekli farklıdır. Kimisi şiir yazarak yapar bunu, kimisi resim yaparak, kimisi susarak yapar. Don Kişot da anlatmak istediklerinin kendine göre bir yolunu buluyor ve bunu deliliğe sığınarak yapıyor. Böylece söylediği gerçekleri sonradan insanların anlamasını sağlıyor. Yoksa bir deli ya da dahi değil, o bence bir bilge.

Sancho Panza, Don Kişot’un silahtarı, yol arkadaşı. Ama kitapta karakter bir erkek. Bir kadının oynaması fikri nasıl ortaya çıktı?

G.K.: Biz eserdeki karakterle ilgili yeni bir söz söylemek istiyorduk. Eserin yapısını Don Kişot’un ve Sancho Panzo’nun kimliğini bozmadan, onu bir kadın karakter haline getirerek aslında seyirciye hem bir nanik yapmak istedim, hem de insanların hikayeye farklı bir açıdan bakmalarını sağlamaktı amacımız. İyi ki de yapmışız. Oyunu izledikten sonra “Keşke Cervantes de bu eseri böyle ele alsaydı, kitap daha çok okunur hale gelirdi” diyenler oldu.

O.G.: Zaten bence Don Kişot’u sahneye koymak bir 􀅆kir değildi. Bunu herkes yapabilir. Ama Sancho Panza’nun kadın olması bir 􀅆kirdi. Çünkü kadının elinin değdiği, kadının girdiği her yer güzelleşir. Nobranlık gider, zarafet gelir. Bu hikayede de böyle oldu. İki erkeğin yol hikayesini izlemektense birbirine yoldaşlık yapan bir kadını ve bir erkeği seyretmek oyuna başka bir derinlik kattı. Çünkü bu bir macera ama seyirci aynı zamanda bir aşk hikayesi izliyor. Beni cezbeden bu 􀅆kirdi. Üstelik bir de onu Günay oynayınca bunu denememek imkansız hale geldi.

Sancho zorla yoldaş edildiği bir adama hayran oluyor, aşık oluyor ama o duyguyu bastırıyor. Ona gerçekte sahip olamayacağını düşündüğü için mi?

G.K.: Hayır, asıl gerçekten aşık olursan her şeyden vazgeçersin.

Aşkın öznesinden de vazgeçiyor...

G.K.: Tabii ki vazgeçer çünkü o kadar aşık ki en başta kendinden vazgeçiyor. Ortada deli bir adam var güya ama adamın deli olmadığını ilk çözen Sancho. Kendi ruhundan, bedeninden vazgeçmek aşk. Siz hiç çok aşıkken vazgeçebildiniz mi? Hayatta böyle bir cesaretiniz oldu mu? Olduysa ne güzel. Ama değilse, siz aslında kendinize aşıksınız demektir.

FERHAT DAĞLARI ŞİRİN İÇİN Mİ DELDİ SİZCE?

O.G.: Kendinden vazgeçme hali aşkın ta kendisidir. Tasavvuftaki aşka giderseniz aşk cinsiyetsizdir. Yani Mevlana ile Şems’ in aşkı bir cinsiyet aşkı değildir, dünyevi değildir. “Ölmeden ölünüz” diye bir söz var. Ölmeden ölünüz şu demektir: Bir ölüye başında methiyeler düzseniz size dönüp “Teşekkür ederim” demez. Saatlerce hakaret etseniz “Ne yapıyorsun?” demez. “Ölmeden ölünüz” oradan gelir. Ferhat dağları deldi, Şirin için mi deldi sizce? Yoksa o bir vazgeçme hali mi? Bir insan kendinden vazgeçerse ancak, gerçek aşka ulaşabilir.

■ Aşkın doğasında bencillik de yok mu?

O.G.: Alışveriş merkezinde, yürüyen merdivende çarpışıp başlayan aşklarsa söz konusu olan, evet. Onlarda hep bir hesap kitap var zaten. Aşk hesapsız ve kitapsızdır. Aslında hiçbirimizin bilmediği, tarif edemediği bir kavram. Sizin söylediğiniz de doğru. Evet, aşkın bencil bir yanı da vardır. Ama bence olmamalıdır. Yüzyıllardır konuşuluyor ama tari􀅆 yapılamıyor. Einstein yaşasaydı o da çözemezdi muhtemelen.

BENİM YEL DEĞİRMENİM ADALETSİZLİK

Don Kişot’ta en önemli metaforlardan biri yel değirmenleri. Sizin yel değirmeniniz nedir?

O.G.: Herkesin savaştığı düşmanı farklı. Benim için haksızlık, adaletsizlik ve vicdansızlık... G.K.: Kimisi için aidattır, kiradır, doğalgaz borcudur. Benim yel değirmenim anlaşılamamak...

Don Kişot aynı zamanda göçebe bir ruh. İçindeki mana arayışını kendini yollara vurarak ifade ediyor. Bugün de herkes bir arayış içinde ve kimse ne aradığını da bilmiyor. Ya siz?

G.K.: Hayat bütün olarak kendimizi tanıma macerası. Hepimiz anlamımızı bulmaya çalışıyoruz. Hiçbirimiz tamamlanmış değiliz. Her gün başka bir ruh hali, başka bir macera... Ölümler, doğumlar, kayıplar oluyor. Ve bu sonsuz döngüde hayata karşı nasıl bir tavır alacağımızı bilemiyoruz. Bunun ezberi de yok işin kötüsü. Bazen bakıyorum etrafımda olup bitenlere... Kimi zaman çok üzüleceğimi sandığım bir olaya hiç üzülmediğimi fark ediyorum. Bazen de tam tersi oluyor...

O.G.: Hepimizin, her şeyin bir yaradılış sebebi var. Kulağa klişe gibi geliyor ama bu hakikat. Hayat o sebebi bulabilme yolculuğu. Kimi insan hayat boyu iyi insan olmaya çalışır. Kimisi öyle gelir ve gider. Ama özünde boşuna doğmuş olamayız, değil mi? Bir şey yapmak zorundayız. Bütün gün uyuyacak mıyım? Yoksa kalkıp birinin elinden mi tutacağım? Birinin bir derdine merhem mi olacağım? Bir şey bulmak değil değerli olan, asıl değer aramakta. Neticede 50 yıl sonra çoğumuz burada olmayacağız. Her şey bu kadar netken fenalık yapmanın ne manası var ki!

Sizin kahramanınız var mı?

O.G.: Benim kahramanım oğlum. Süpermen hiçbir şeyi değiştirmedi hayatımda, ya da Joker. Hayatımı Ali değiştirdi. Önceden tek başıma kararlar verebiliyordum. Tek sorumluluğum kendimeydi çünkü. Şimdi ona karşı da sorumluyum. Yaptığım her işi 20 yıl sonra izleyecek o. Onda kalacak. G.K.: Bir arkadaşım yeni anne olmuştu. “Nasıl bir duygu?” diye sormuştum. “Ölmemek için tek nedenim var artık. Tek başıma olsam belki bir noktada vazgeçerdim. Devam etmek için bir nedenim oldu” demişti. Evlat insanı gerçekten başka bir yola sürüklüyor. Yeni bir cumhuriyet kuruyorsun. Ama idol anlamında sadece ustalarım var benim.

RUH GİTTİKÇE GENÇLEŞİYOR

Sizce ruh yaşlanıyor mu?

G.K.: Hayır, aksine ruh giderek gençleşiyor. Çünkü zaman azaldıkça insan paniğe kapılıyor. Mutlu olmak için daha çok sebep arıyor. Gençlikteki telâşeler, kaygılar gidiyor. O zavallı çabaların yerine keyi􀅇i duygular geçiyor.

O.G.: Zaten ters orantılı olmasaydı sakat olurdu, psikolojik olarak büyük yük olurdu. Bazen 85 yaşında biri “Ruhum 20 yaşında” der. Aslında söylemek istediği, “Ben 20 yıldır yaşıyorum”dur. Öyle hissediyordur gerçekten. Evet, ruh gençleşiyor.

KISKANÇLIKLA İLGİLİ DUYGULARIMI ALDIRDIM

Sizi ne kıskandırır?

O.G.: Sevdiğim kadını kıskanabilirim ama aslında onun da bir manası yok. Hayatın bütününde kıskançlık dediğimiz şey insanı çürüten bir duygu. Ben galiba kıskançlıkla ilgili duygularımı aldırdım. Hak etmeyen birinin hak etmediği bir yerde olması canımı sıkar mesela. Ama bu kıskançlık değil asla. Ya da tam tersi, çok iyi bir oyun izleyince gıpta ederim, özenirim. Ben zaten başkalarının başarısızlıklarıyla ilgilenmiyorum. Başarılarıyla ilgileniyorum.

G.K.: Düşünüyorum... Ama bende de hiç yok galiba öyle bir duygu.

Aşk size ne yapıyor?

G.K.: Bana bir şey yapmıyor ya aşk.

O.G.: Bilmem, yapınca göreceğim. Ama geriye bakınca çocuk kattı aşk benim hayatıma. Aşkın getirdiği en güzel şey oğlum.

Kendinizi en güçlü hissettiğiniz alan neresi?

G.K.: Ben her yerde çok güçlüyüm.

O.G.: Evde, yatağımda uyurken.

Oya Çınar

oya.cinar@posta.com.tr

Sıradaki haber yükleniyor...
SIRADAKİ HABER Hacı Sabancı: Param vardı ama alışveriş yapamıyordum