Rebekka Haas Çetin: Türkiye'de erkeklerin bakışlarından çok rahatsızım, İtalyanlar gibi keyifle bakmıyorlar

Hepimiz onu Sinan Çetin’in güzel eşi olarak tanıdık. Ama o bu fotoğraftan daha fazlası. Çok iyi bir görüntü yönetmeni ve bir yogi. 27 yıl önce Sinan Çetin’e aşık oldu ve Türkiye’ye yerleşti. Anne olduktan sonra “En büyük tutkularımdan” dediği sinemadan uzaklaştı ve kendini tamamen ailesine ve yogaya verdi. Rebekka Haas Çetin’i evinde ziyaret ettik

04 Mayıs 2019, Cumartesi 08:30
A A
Rebekka Haas Çetin: Türkiye'de erkeklerin bakışlarından çok rahatsızım, İtalyanlar gibi keyifle bakmıyorlar

Siz aslında herkesin tanıdığı ama hakkında çok az şey bilinen birisiniz. Kapalı devre yaşıyor gibisiniz. Bu bir seçim mi?

Bravo! Ne doğru bir tespit. Ama seçimden çok benim karakterimle ilgili. Ben biraz utangacım… Benim için hiçbir şey yüzeysel olmamalı. Arkadaşlarımla her zaman samimi ve derin bir bağ kurabilmeliyim. Ama beni tanımayan biri utangaç olduğumu bilemez. Ve dışarıdan bakarak o da yüzeysel bir bakışla bunu kibir zannedebilir. Bu farkındalığa ulaştığımdan beri daha dikkatli davranmaya, kendimi doğru ifade etmeye çalışıyorum.

HAYATIMIN EN GÜZEL ZAMANINI YAŞIYORUM

Genel olarak yaşadığınız hayattan mutlu musunuz?

Şu anda hayatımın en güzel zamanını yaşıyorum. Eskisinden daha rahat ve mutluyum. Eskiden hayat bana biraz fazla geliyordu. Bir eksiklik var hissi yaşıyordum. Kısa zamanda mutlu oluyorsun, sonra en küçük zorlukta o hissini kaybediyorsun… Şimdi aynı sorunlar yine var. Hayat yine zor ama insan araştırarak, öğrenerek sorunlarla baş etme yöntemi geliştirebiliyor.

Bunu nasıl sağladınız?

Bir iç yolculuk başladı içimde. Gerçeğe olan aşkım nedeniyle dikkatimi toplamak için durdum, kendimi duraklattım. "Şu andaki gerçek, yönetilmeyen deneyimim nedir?" gibi sorular sorarak, araştırarak hayatla ilgili birçok cevap buldum. Artık kendimi bütün hissediyorum. Arada hiçbir filtre olmadan, kendimi, hayatı ve başkalarını yargılamamaya çalışıyorum. Ama bu uzun bir süreç oldu. İçe doğru bakmak ve o yolculuğun sonuçları öyle hemen yansımıyor hayatınıza.

27 yıldır Türkiye’de yaşıyorsunuz. Karakterinizin Alman yanları mı daha baskın yoksa artık Türk gibi mi hissediyorsunuz?

Hala Alman yanlarım daha baskın. Türklerin çok güzel taraflarını kendime ekledim, o ayrı. Zaten bu yüzden Türkiye’de bu kadar mutlu oldum. Bilinçaltında bir eksiklik hissettim kendi ülkemde ve Türklerin sıcakkanlılığıyla bir kardeşlik bağı kurdum. Burada ilişkiler daha sıcak ve kardeşçe. Türkiye’yi çoook seviyorum…

SOKAKTA YÜRÜRKEN RAHAT HİSSEDEMİYORUM 

Genç yaşta bambaşka bir kültürün içine girmek sizi nasıl etkiledi?

İlk geldiğim zaman iki yerde de evim vardı. Hem Berlin’de hem burada yaşıyordum. Sonra tamamen Türkiye’ye yerleştim. Artık burayı iyi tanıyorum. Başka bir kültürle tanışmak bence insanı daha esnek yapıyor, daha fazla bant genişliği verir. Kendi kalıplarınızın dışına çıkıyorsunuz. İmkanı olan herkes, bir dönem, tamamen diline, kültürüne yabancı olduğu bir ülkede yaşamalı.

Hiçbir konuda zorluk çekmediniz mi?

Her zaman olumlu şeyleri öne çıkarmaya çalışırım. Ama tabii ki rahatsız olduğum konular var. Sokakta erkeklerin bakışlarından rahatsız oluyorum. Mesela İtalya’daki gibi keyifle bakmıyorlar. Rahatsız edici bir bakış var burada. Mevsim kış da olsa, üzerimde palto da olsa, kapüşonlu da olsam yine karşılaşıyorum o bakışlarla ve bu durumdan son derece rahatsızım. Sokakta yürürken kendimi rahat hissedemiyorum. Huzursuz oluyorum.

Bu neyden kaynaklanıyor sizce?

Görünenden daha derin sebepler olduğu kesin. Düşünün ben olgun bir insanım, evliyim, çocuklarım var. Ben bile bunu yaşıyorsam… Belki siz burada, bu kültürle yetiştiğiniz için benim kadar garipsemiyor olabilirsiniz ama ben bu şekilde büyümedim. O yüzden buna kesinlikle alışamadım, alışmak da istemiyorum. Biz kadınlar olarak o bakışlara alışmayacağız, erkekler karşısındakini rahatsız etmeden bakmayı öğrenmeliler. Ne zaman yurtdışına gitsem o bakışlar bir anda kayboluyor. Kendimi rahatlamış ve özgür hissediyorum. Sanki pencereyi açarsın ve derin, ferah bir nefes alırsın ya… Öyle hissediyorum.

Sizce Almanya’da bir çocuk nasıl yetişiyor da öyle bakmamayı öğreniyor?

Almanya çok iyi bir örnek çünkü çocukları yetiştirme açısından özgür bir ülke. Cinsellikle ilgili erken yaşta simge veya kalıp koymadan bir özgürlük sunuyor ve insanların cinsellikle ilgili üzerlerindeki baskıyı alıyor. Tüm problem baskıda ve gizlilikte. Hele ki cinselliği günah gibi algılamak en büyük problem.

KADINLAR ‘KIZ KARDEŞ’OLMALI  

Biz nasıl sağlayacağız bunu?

Bunu kadınlar değiştirecek. Buradaki erkekler değişmekle ilgilenmiyor, sorun olmadığını düşünüyorlar. Sohbeti başlatarak, araştırarak, gerekirse eğitimlere katılarak, terapiye giderek, kendi üzerimizde çalışarak yapabiliriz bunu. Kadınlar kendi güçlerinin farkında olmalılar. Birbirlerini desteklemeleri, birbirlerine ‘kız kardeşlik’ yapmaları gerekiyor. Birbirimizi satmayacağız, geri bıçaklama yok. Her zaman omuz vereceğiz. Bir kadının uğradığı haksızlığı kendimize yapılmış gibi sahipleneceğiz. Aksi takdirde tüm gücü erkeklerin eline vermiş oluruz. Bir de burada kadınlar üzerinde bir evlilik baskısı var, onu da anlayamıyorum. Sanki kadın tek başına güçsüz gibi…

O yüzden evlilik kadına bir itibar veriyor şeklinde algılanıyor…

İşte bu zaten sorun. Bir duyguyu paylaşmak, hayatı ve aşkı paylaşmak için evet. Ama tek başıma sıkılıyorum, kendime bir palto alamıyorum, evlilik bana itibar kazandıracak gibi sebeplerle evlenmek çok yanlış. Erkekler de kendilerine ikinci bir anne istiyor. “Bana kim yumurta kıracak?” diye bir deyim var. Bu anlayıştan bir mutluluk çıkabilir mi? Çıkmaz. 

BİZİM EVDE SABAH İLK İŞ YOGA YAPILIRDI

Uzun zamandır yogayla ilgileniyorsunuz. Yoga nasıl girdi hayatınıza?

Annem yoga hocasıydı. O yüzden yoga benim için diş fırçalamak kadar doğaldı. Hiçbir zaman değişik, egzotik bir durum değildi. Hayatımın rutiniydi. Bizim evde sabah kalkınca ilk iş yoga yapılırdı.

Türkiye’de son yıllarda yaygınlaştı ama hala sizin deyiminizle egzotik bulanlar var.

Güzel bir noktaya değindiniz. Bir kere her şeyden önce yoga aslında bir spor değil. Yoga tamamen ihmal edilen ve unutulan bölümümüzle ilgilenir. Ruh sağlığı ve enerjiyle. Sizi doğa ve doğal zekanın ritmi ve bilgeliği ile yeniden senkronize eder. Kimisi dışarıdan havalı görünüyor diye yapıyor, kimisi sadece spor amaçlı, güzel bir vücuda sahip olmak için yapıyor. Bunlara da itirazım yok. Kim nasıl faydalanmak istiyorsa yogadan öyle faydalansın. Ama bilsinler ki yoga o değil.

Siz yoganın felsefesini nasıl anlatırsınız?

Yoga hayatla birebir samimiyet kurmak, zihni yargılamadan o pratiği yaşamak, o ana teslim olmak… Ve yogaya başlayacağınız zamanı genelde hissediyorsunuz. “Bir şey yapmam lazım, böyle devam edemem” diyorsunuz. Zihin size söylüyor onu. O hissi takip etmeli insanlar.

ANNELİK DE ÖNEMLİ BİR KARİYER

Kariyerinize çok iyi bir görüntü yönetmeni olarak devam ederken ne oldu da kendinizi geri çektiniz?

Ben yoruldum. Başka hiçbir sebep yok. Özelikle çocuklarım olduktan sonra çok yorucu oldu ve kendimi geri çektim. Sinema inanılmaz keyifli ve bir çeşit aşk benim için. Hala hayattaki en büyük tutkularımdan biri. İnşallah bir gün geri döneceğim.

Sanıldığı gibi evlilik kariyerinizi geri plana itmenize neden oldu mu?

Yok, benim hayatım gayet güzel aktı ve böyle gelişti. Şimdi artık çocuklarım yetişkin olduğu için tekrar kariyerime odaklandım ama geriye bakınca en küçük pişmanlığım yok. Anne olmak ve bir evi yönetmek de az uz bir kariyer değil. 

Sosyal medyada "Sinan Çetin'e katlanan kadındır" diye yazmışlar. Aşka, katlanmak duygusu da dahil mi?

Yaşadığınız, paylaştığınız bir şeye katlanmak diyorsanız bence siz aslında kendinize değer vermiyorsunuz demektir. Tabii ki  biriyle birlikte yaşamak arada sırada bazı tavizler vermeyi gerektirir, başka şekilde olmaz.

SİNAN’I ÇOK BEĞENİYORUM ONA AŞIĞIM

Sizin Sinan Çetin ile fotoğraflarınız bile liseli aşıklar gibi. Gerçekten göründüğünüz kadar mutlu ve aşık mısınız?

Sinan kızıyor, fotoğraf koyduğum zaman. Bakın kırmızı oldum, utandım… Ama evet ben eşimi çok beğeniyorum. Aşığım ona.

Siz aşkı nasıl taze tutuyorsunuz?

Aşk nasıl taze kalıyor söyleyeyim hemen sana. Bu seninle ilgili bir durum. Sen hayatın içinde kendini filtresiz bir şekilde sunarsan her şeyle o aşkı yaşayabilirsin. Tüm evrenle aranda bu bağı kurabilirsin. Anda kalmak diye bir deyim var. Çok kullanıldığından anlamını vermiyor sanki ama henüz yerine daha doğru bir kelime bulunamadı. Samimiyet diyebiliriz belki ona. Kendine ve karşındakine samimi olursan, duyarlılıklarını kaybetmezsen, duyguların her zaman canlı kalır. Eşinle de aynı şekilde. Ben ona karşı samimi ve filtresizim, o da bana karşı öyle. Beni heyecanlandırıyor ben de onu heyecanlandırıyorum. Biz gerçek bir ilişki yaşıyoruz.

Hiçbir şekilde “mış gibi” yapmayacağız yani?

Hele evlilikte bir şeyi uzun süre saklamanız, rol yapmanız mümkün değil. Aslında mümkün ama çok acı çekersin. Ne yaparsan yap, bir süre sonra gerçek kimliğin ortaya çıkar. Sürekli bir savunma içindeyiz. Herkes en çok ilgiyi kendisinin hak ettiğini düşünüyor. Mesela ikiniz de eve geliyorsunuz. “Çok açım, çok yorgunum” diyor biri hemen. İlgi istiyor, haklı olmak istiyor, kırılgan olmak istiyor. Ama ben de açım belki, ben de çok yorgunum ve belki ben de gelmeden köşede biriyle kavga ettim. Bu bir sınıf çatışmasıdır. İlişkide dengeyi bulmak yetenek ve incelik ister.

O çarpışma anında çözüm ne oluyor?

Aslında bunu görmek başlı başına bir çözüm. Bu konuda bilinçli olmak gerek. Çünkü normalde insanlar bu çözümü görmüyor. Sürekli bir sis içinde yaşıyoruz. Kötü besleniyoruz, spor yapamıyoruz. Hayat zaten başlı başına zor. Bunu karşılıklı olarak birbirimize daha zor hale getirmek neden? Bazen cinsimiz için gerçekten üzülüyorum ve kimseyi suçlamıyorum. Ama soruna değil çözüme odaklanmalıyız. Bu şekilde bir evlilik harika bir mutluluk kaynağı ve ilginç bir macera olur.

SEVMEK ÖZGÜR BIRAKMAKTIR 

Nasıl bir annesiniz? Çocuklarınızla ilişkiniz nasıl?

Her anne hata yapar, ben de hatalarımın neler olduğuna dikkat etmeye çalışırım hep. Galiba iyi bir anneyim… Onları olabildiğince özgür bırakmaya, çok küçük yaştan itibaren bir birey olduklarını kabul etmeye çalıştım. Sevgimi her zaman sonsuz bir şekilde verdim. Ama benim onları çok sevmem, onların hayatını yönetmeye çalışmam demek olmamalı. Sevmek aslında avucunun içindeki kuşu sıkı sıkıya tutmak değil onu özgür bırakmak olmalı. Kendi kanatlarıyla uçmalarına izin vermeliyiz çocuklarımız ki kendi yollarını bulabilsinler.

Sinan Bey nasıl bir baba? O daha otorite figürü mü?

Eğer sınırlarını zorlayan bir durum varsa, çaresizlikten biraz sert bir baba olabiliyor. Öyle anlarda onu çok iyi anlıyorum, çocuk büyütmek kolay mı? Ama Sinan genel olarak çok iyi bir baba. Her zaman her konuda destek olmaya çalışır. Her zaman kollarını açar ve sarılır.

Rüzgar 2016 da talihsiz bir kaza yaptı. Nasıl atlattınız o süreci?

Çok zor bir süreçti o, üzerine konuşmak istemiyorum. 

KISA KISA...

SİNAN BAŞIMA GELEN EN GÜZEL ŞEY

Aşk mı daha büyük şifadır yoga mı?

Aşk…

Hayatın size en büyük hediyesi ne?

Sinan.

Sabah uyandığınızda yaptığınız ilk şey?

Su içiyorum.  

Uyumadan önce yaptığınız son şey?

Meditasyon.

RÖPORTAJ: OYA ÇINAR

oya.cinar@posta.com.tr

Sıradaki haber yükleniyor...