Reşat Çalışlar: Tuhaf bir beyinden çıkan sistemli 'Gariplikler' ile dolu bir roman

Reşat Çalışlar, ‘Orhan Veli-Demet Akalın’ karşılaştırması yaptığı romanı ‘Gariplikler’i Işıl Cinmen’e anlattı: İnsanları çıldırtmak için yazmıyorum. İnsanları genelde istemeden sinirlendiriyorum

18 Ağustos 2019, Pazar 08:01
A A
Reşat Çalışlar: Tuhaf bir beyinden çıkan sistemli 'Gariplikler' ile dolu bir roman

Işıl CİNMEN

isilcinmen@gmail.com

Romanının adı ‘Gariplikler’. Gariplik konusunda kendisinin de romanından aşağı kalır yanı yoktur Reşat Çalışlar’ın. Düşünme şekli, kimi zaman rahatsız eden şeffaflıktaki analizleri, zevkleri, ilgi alanları...

Onunla ilgili her ayrıntıda bir parça gariplik, bir parça da sıra dışılığın getirdiği ilginç bir taraf vardır. Mesela haftalarca bilmediği bir dildeki televizyon programlarını izleyebilir, sonra bilgisayar ekranının başında kendi kendine o dili öğrenmeye başlayabilir.

Odasının kapısını kapatıp her sözcüğü tek tek araştırarak bambaşka bir dünyanın kapılarını aralayabilir.

Daha önce gitmediği bir ülkeye gidip köşedeki bir kafede günlerce insanları gözlemleyip onların hikayelerini düşleyebilir.

Siyasetin kendisini sevmez ama istifa eden Avusturya başbakan yardımcısının karısının saç rengini bile bilir.

Yüzeyde derinlik, derinlikte yüzeysellik bulmakta üstüne yoktur. İşte ilk romanından 14 yıl sonra yazdığı ikinci romanı ‘Gariplikler’ özetle böyle bir aklın ürünü. 

‘Gariplikler’i algılama şekliniz, romanın hangi sayfasını açtığınıza göre değişebilir. Suriyeliler, Danimarkalılar, güzellik yarışmaları, stand-up’çılar, ‘İkinci Yeni’ şiiri, makyaj uzmanı YouTuber’lar, Türkiye'nin muhafazakarlaşmasi, hırdavatçılar, filler, aşk, elektronik müzik, Orhan Veli…‘Gariplikler’in içine girmek kolay değil; çok karakter, çok ilişki, çok bağlantı var.

Bunun da Reşat Çalışlar’ın beyin yapısının karmaşıklığı ile alakası var biraz. Ama roman size kendini açtıkça bugünün dünyasını, değerlerini, kelimelerini anlamak için zengin bir hikayenin içinde olduğunuzu fark ediyorsunuz.

Edebiyatçıların sinirini bozabilecek karşılaştırmalar da yok değil. Mesela felsefenin babalarından Habermas’tan Orhan Veli’ye geçerken, Demet Akalın’ın ve Orhan Veli’nin aslında benzer bir kültürü temsil ettiği tespitiyle şaşırtabiliyor. (Şaşırtmak fazla kibar bir tabir oldu.) Çalışlar’ın Orhan Veli-Demet Akalın karşılaştırmasını anladığım an kitabı elimden fırlattım.

Sakinleşince geri aldım ve sonuna geldiğimde bu 240 sayfalık yolculuğun aslında Türkiye’yi, bu ülkenin garipliklerini, biricikliğini, ilişki şekillerini, bağlamlarını ve bağlantılarını mizah yoluyla anlattığını gördüm.  

Şimdi, derdini kendi sözcükleriyle anlatması için Reşat Çalışlar’ı size bırakıyorum...

ROMANIN KONUSU 

Sosyal medya, şov dünyası, sanal âlem, eğlence sektörü, futbol camiası arasında gezinen romanda Orhan Veli konulu bir film projesi etrafında gelişen olaylar bir maceraya dönüşüyor. 

Orhan Veli Kanık, daha çok Orhan Veli olarak bilinen Türk şair. Melih Cevdet ve Oktay Rifat ile birlikte yenilikçi Garip akımının kurucusuydu ve Türk şiirindeki eski yapıyı temelinden değiştirmeyi amaçladı; şiiri gündelik dilin içine taşıdı. 1914 doğumlu Orhan Veli 36 yaşındayken İstanbul’da belediye çukuruna düşerek öldü. 

Seni yıllardır tanıyorum ve beni her zaman aşırı sinirlendirdin. Çıkışlarınla, tweet’lerinle, kendi gerçeğini bazen kabaca ortaya koyan filtresiz tavrınla zaman zaman seni çekilmez buldum. Bir yanıyla bu çıplak gerçekçi haline saygı da duydum. Şimdi bu kitapta da insanların çok sinirlenebileceği ‘Orhan Veli-TikTok’ ya da ‘Orhan Veli-Demet Akalın’ karşılaştırmasını önümüze koyuyorsun… 

İnsanları çıldırtmak için yazmıyorum. Kendi hoşuma giden cümleleri yazıyorum ama insanlar farklı görebiliyor. “Ne yaparsam sinirlenmezler” hesabı yaptığımda da insanlar sinirlenebiliyor. Bu aslında sevdiğim bir şey değil ama böyle gelişiyor. İnsanları genelde istemeden sinirlendiriyorum. Orhan Veli-TikTok ya da Orhan Veli- Demet Akalın karşılaştırması ile bir şey anlatmaya çalışıyorum. 

Orhan Veli’nin şiirleri ve Demet Akalın’ın şarkı sözleri arasında karşılaştırma yapmak bir insanın aklına nereden gelir? 

Orhan Veli’nin yaşamı Türkiye’de edebiyatla ilgilenen insanların ortak hafızası gibi... Orhan Veli’nin hayatına giren kadınların isimlerini, önemli şiirlerini Türkiye’de edebiyatla ilgilenen çoğu kişi bilir. Hem Orhan Veli siyasi anlamda nötr bir şairdir. Hayatı ve şiirleri insanların ortak hafızasıdır. Ben bu ortak hafızayı romanımda zemin olarak kullandım.

Demet Akalın da farklı bir kitlenin ortak hafızası. “Demet Akalın” dediğin zaman Orhan Veli’de olduğu gibi insanlara geniş bir dünyayı anlatmış oluyorsun. Bu indirgeme de romancı için kolaylaştırıcı bir şey. 1940’larda insanların dilsel materyali Orhan Veli’nin şiirleriydi. 2000’li yıllarda ise Demet Akalın’ın şarkıları dilsel bir materyal oldu. 

10 sene sonra bu kitabı okuyan bir çocuk TikTok’u bilmeyecek ve hayatında bir yeri olmayacak. O riski neden alıyorsun?

TikTok hakkında yazarken kendimi iyi hissediyorum. Daha önce bunun yapıldığını zannetmiyorum. TikTok’la Orhan Veli’nin dünyası arasında da bir bağlantı kurdum. Orhan Veli’nin “Ben sana hayran sen cama tırman” diye bir cümlesi var. Bu cümle TikTok’un ruhuna çok uygun. Bunu da Orhan Veli’yi değersizleştirmek için söylemiyorum. Orhan Veli şiirinin TikTok’a bağlanabilmesi onun geleceğe ulaşabildiğini gösterir.

Hiyerarşik bir ayrım yapmıyorsun yani?

Yapmıyorum. 1940’lı yıllardan bugünlere gelirken Orhan Veli’den Demet Akalın’a geçen toplumsal hafızanın gidişatı nedir, edebi duyarlılık artıyor mu azalıyor mu yoksa toplumun sözcüklerle ilişkisinde fakirleşme mi yoksa yeni bir zenginleşme mi oluyor… Bu gibi soruların cevabını ben vermek istemiyorum. Ben bu kitapla, bu tip soruların insanların aklına gelmesinde vesile olmak istiyorum.

Kitabın 75. sayfasında makyaj YouTuber’ı Miray, Demet Akalın’ın ‘Giderli Şarkılar’ parçasını dinlerken Orhan Veli’nin ‘Gelirli Şiir’ şiirini hatırlıyor...

Evet ve “Acaba Orhan Veli ‘Giderli Şarkılar’ parçasının sözlerini 1940’lı yıllarda şiir olarak yazsaydı beğenilir miydi” diye düşünüyor. 

Yani Demet Akalın’ın sözlerini Orhan Veli şiir olarak yazsaydı insanlar farklı bir açıdan mı okurdu, sorusunu sormak istiyorsun. 

Sevmeyebilirlerdi belki ama başka gözle bakarlardı. Orhan Veli, şiiri kutsal bir kürsüde tutmak istememiş. Şiir o döneme kadar ağdalı, abartılı ve ciddi bir şeymiş. Orhan Veli, şiiri daha günlük hayata yönelik ve daha neşeli yazmak istemiş. Tam olarak aynı şey değil ama bu, günümüz popçularının yaptığı şeye benziyor.

Orhan Veli hakkında ne kadar okudun?

Getirtebildiğim tüm kitapları getirttim. Orhan Veli şiirlerinin bir şarkı sözünden fazlasını içermediğini düşünmüyorum. Orhan Veli, 36 yaşında öldüğü için yapmak istediği şeyleri yapamamış olabilir. Şu anda elimizde olan şiirleri edebiyatta varmak istediği son nokta olmayabilir.

Roman yazmayı da düşünmüş. Öykü yazmış ama ilerleyememiş. 60 yaşını görseydi belki çok daha ciddi şiirler yazacaktı. Çok iyi şiirleri olmakla birlikte edebiyatın zirvesi denmeyebilir. Bu kitapta Orhan Veli’nin dünyasıyla günümüzün kavramlarını kişiler üzerinden birleştirmeye çalıştım. Garip akımıyla bugünün garipliklerini ilişkilendirdim. 

Sen kendini nasıl gözlemliyorsun?

Işıl beni tanıyorsun, kafam biraz farklı çalışıyor. Mesela İspanyolca biliyorum ve genelde İspanyol televizyonu izliyorum. İspanyol bir siyasetçi kendi hakkında konuşurken ben onu arkadaşım gibi kafamda yaşıyorum. Türkiye’yle karşılaştırma yapıyorum, “Bizde neden böyle siyasetçi yok? Onlarda olup bizde olmayan ne var?” diye sorguluyorum. Her şeyi içime alıyorum çünkü beynimde veri biriktirmeyi çok seviyorum. Hafızam dolu. Beynimde bir şeyler biriktirmekten zevk alıyorum.

Aklında biriktirdiklerinde nitelik farkı gözetiyor musun?

Hayır. Dostoyevski’nin yazdığı bir satır ile sosyal medyada denk geldiğim bir makyajcı YouTuber kız hakkında biriktirdiklerim arasında özünde bir fark yok benim için. Bunun hiyerarşini yapmayarak hayata karşı çok şey kazanıyorum.

Böyle baktığında sosyal medya çok değerli bir analiz alanı sunuyor olmalı…

Sosyal medyanın varlığı bu açıdan avantajım oldu. Eskiden bir yazar karakter kurgularken sıfırdan yaratmak zorundaydı. Şimdi sosyal medyadan yola çıkarak karakter kurgulanabiliyor. Mesela Miray karakteri bir karışım; Türkiye’de makyaj videolarıyla ünlenmiş tüm kızların karışımı. 

‘Gariplikler’e 10 yıl sonra bir dönem kitabı olarak bakabilecek miyiz?

Böyle bakılması hoşuma giderdi. 10 yıl sonra yeni kitap okumaya başlayan bir gencin bu dönemi anlamak için ‘Gariplikler’i okuması hem hoşuma gider, hem de doğru rehber olabilir. 

Kitap biraz senaryo gibi yazılmış. Yazarken bir dizi olabileceğini düşünerek mi yazdın?

Kitabı teknik olarak bir dizinin sahneleri gibi tasarladım. Her bölümde eğlenceli olmasını amaçladığım yeni bir karakter giriyor. Öte yandan benim bu romanı yazmaktaki tek amacım eğlence değil. 

Bu kitapta Danimarka ve Danca’yla ilgili şeyler de var. Danca biliyor musun?

Bilmiyorum ama bu kitap için biraz öğrenmeye çalıştım. İngilizce, Almanca ve İspanyolca biliyorum. Almancayı iyi bilince Hollandaca, İspanyolcayı iyi bilince de İtalyanca anlaşılıyor. Hollandaca bir diziyi Hollandaca altyazıyla izlemekten zevk alıyorum.

Kelimelerin kaç anlama geldiğine bakıyorum. Sonra o kelimelerin Google’da hangi kelime kombinasyonlarıyla birlikte geçtiğine bakıyorum. Danca, Almancaya biraz benziyor. Danca’nın kendine özgü bir gizemi olduğunu düşünüyorum. Sadece 5 milyon kişinin konuştuğu, az bilinen bir dil olduğu için gizemli bir dünya olduğunu düşünüyorum. Bir teorim var; az kişinin konuştuğu diller bize daha ilginç bir dünya sunabilir.  

Neden?

Çünkü az kişinin bildiği dillerde insanlar daha sansürsüz konuşur. Üstelik Danca konuşan 5 milyon kişi kültürel olarak da dünyanın en tabusuz insanları… Bu yüzden Danca’dan alınacak bilgi İngilizce’den daha zengindir.

İnsan anlamadığı bir dildeki videoları izleyerek saatlerini nasıl geçirir? 

O kadar farklı bir dünya ki bana bir ferahlama getiriyor. Dengeleri bizden çok farklı. O dünyaya girdiğimde Türkiye’den kaçış duygusu yaşıyorum. İspanyol dünyası için de bu böyle. Bu kitabı yazarken İspanya’nın YouTuber’larından ve uçuk kaçık yerel dizilerinden etkilendim. 

Romanda kendi ürettiğin sözcükler de var.

Milliyetçi bir karakter var. İngilizce sözcüklerden hoşlanmadığı için ‘home office’e  ‘hemevhemiş’ diyor. ‘Magazin’e ‘orta oyunu’ diyor. Kitapta hayali ‘Pesyenge’ adında bir bilgisayar oyunu var. Hayali kafeler ve dükkanlar da var. İkinci baskısı olursa arkaya bir harita yapmayı düşünüyorum. Kitapta geçen hayali yerleri haritada işaretleyeceğim. Bir ihtimal ‘Gariplikler 2’ diye devamını yazacağım. 


SON 24 SAATTE YAŞANANLAR

;
Sıradaki haber yükleniyor...