Japonlar tam 33 yıldır gizlice bu köyümüze akın ediyor: Saklı cennetin altından çıkan tarih dünyayı ayağa kaldırdı!
Türkiye'nin saklı kalmış güzellikleri ve köklü tarihi, dünyanın öbür ucundaki bilim insanlarının ve turistlerin ilgisini çekmeye devam ediyor. Japonya’dan gelen heyetlerin ve araştırmacıların tam 33 yıldır kesintisiz olarak akın ettiği, arkeolojik ve kültürel zenginlikleriyle ön plana çıkan o özel köyümüzün hikayesi büyük ses getirdi. Kültürel bağların kökleştiği, her yıl yüzlerce yabancı ziyaretçinin hayranlıkla incelediği Anadolu'nun o saklı coğrafyasının tüm detayları, yürütülen çalışmalar ve tarihe ışık tutan yönleri belli oldu...

Türkiye'nin saklı kalmış güzellikleri ve köklü tarihi, dünyanın öbür ucundaki bilim insanlarının ve turistlerin ilgisini çekmeye devam ediyor. Japonya’dan gelen heyetlerin ve araştırmacıların tam 33 yıldır kesintisiz olarak akın ettiği, arkeolojik ve kültürel zenginlikleriyle ön plana çıkan o özel köyümüzün hikayesi büyük ses getirdi. Kültürel bağların kökleştiği, her yıl yüzlerce yabancı ziyaretçinin hayranlıkla incelediği Anadolu'nun o saklı coğrafyasının tüm detayları, yürütülen çalışmalar ve tarihe ışık tutan yönleri belli oldu...

Türkiye genelinde yabancı turistlerin ve seyahat rotalarının ana merkezleri genellikle İstanbul, Antalya veya Kapadokya olarak bilinirken, Japon turistlerin rotası çok daha farklı ve köklü bir geçmişe uzanıyor. Japon turistler, tam 33 yıldır kesintisiz bir şekilde Kırşehir'in küçük bir köyüne adeta akın etmeyi sürdürüyor.
Kırşehir'in Kaman ilçesine bağlı olan Çağırkan köyü, 1986 yılından bu yana aralıksız bir şekilde devam eden arkeolojik çalışmalar ve bu çalışmaların en büyük meyvesi olarak kurulan büyüleyici Japon Bahçesi ile Türk-Japon dostluğunun en önemli küresel merkezi haline geldi. Japonya Ortadoğu Kültür Merkezi tarafından 1993 yılında inşa edilen Mikasa Anı Bahçesi, İç Anadolu coğrafyasının kalbinde Japon kültürünü ve zengin bitki çeşitliliğini sergileyerek her yıl binlerce yerli ve yabancı turisti büyülemeye devam ediyor.

Bu özel ve devasa bahçe, Japonya Prensi Takahito Mikasa'nın bölgedeki Kalehöyük kazılarına sunduğu büyük destek ve bölge halkıyla kurulan köklü kültürel bağların bir nişanesi olarak hayata geçirildi. Japonya sınırları dışındaki en büyük botanik Japon bahçelerinden biri olma unvanını elinde bulunduran bu alan, geleneksel Japon mimari estetiği ile Anadolu coğrafyasını kusursuz bir biçimde bir araya getirmeyi başarıyor.

Bahçenin içerisinde Japonya'dan özel olarak getirilen sakura yani kiraz ağaçları, elma, erik ve salkım söğüt gibi yaklaşık 300 farklı benzersiz bitki türü koruma altında bulunduruluyor. Peyzaj mimarisinde ise Japon kültürünün en köklü ve geleneksel unsurları ön plana çıkıyor:

Bahçenin içinde, Japonya'ya özgü rengarenk koi balıklarının yüzdüğü iki büyük yapay gölet yer alıyor.Göletler ve Canlı Popülasyonu: Bahçenin içinde, Japonya'ya özgü rengarenk koi balıklarının yüzdüğü iki büyük yapay gölet yer alıyor.

Alanda yapay bir şelale, mistik taş fenerler ve Budist inanışına göre kutsal kabul edilen Sumeru Dağı'nın bir minyatürü bulunuyor.
ARKEOLOJİ İLE İÇ İÇE GEÇEN BENZERSİZ BİR TURİZM ALANI
Bahçenin hemen yanı başında konumlanan ve sıra dışı tasarımıyla dikkat çeken Kaman Kalehöyük Arkeoloji Müzesi, mimari olarak bir Japon miğferi yani kabuto şeklinde inşa edildi.
Müze, bölgedeki kazı çalışmalarından titizlikle çıkarılan 4 bin yıllık tarihi eserlere ev sahipliği yapıyor. Özellikle ilkbahar mevsiminde sakura ağaçlarının çiçek açmasıyla en yoğun günlerini yaşayan bölge, yalnızca turistik bir cazibe merkezi olmakla kalmıyor, aynı zamanda uluslararası bilimsel iş birliklerinin de kesintisiz sürdüğü küresel bir merkez olarak dikkat çekiyor.

