Saffet Emre Tonguç: Bilgi arsızıyım öğrenme açlığım bitmiyor

Tarihçi ve profesyonel rehber Saffet Emre Tonguç ile hem son kitabı ‘Ayrıcalıklı Rotalar’ı hem de kendisi hakkında bilinmeyenleri konuşmak için Rumeli Hisarı’nda buluştuk

02 Mart 2019, Cumartesi 08:31
A A
Saffet Emre Tonguç: Bilgi arsızıyım öğrenme açlığım bitmiyor

İşte Calvin Klein, Diana Von Fürstenberg, Elihe Tahari, Michael Kors, Oprah Winfrey, Colin Powell ve Robert Redfort başta olmak üzere ülkemize gelen dünya starlarına rehberlik eden Saffet Emre Tonguç...

Rehber, yazar, tarihçi... bunlardan hangisi seni daha doğru anlatıyor?

Hepsi birden. 33 yıldır profesyonel rehberim, 16 kitap yazdım. Başta Hürriyet Seyahat olmak üzere birçok ulusal ve uluslararası gazete - dergiye yazıyorum. Rehberliğim de yazarlığım da tarihçi şapkamın altında.

Rehberliğe Boğaziçi Üniversitesi’nde okurken başlamıştım. Benim için biçilmiş kaftanın bu iş olduğunu gördüm. Hem gezmek, hem de para kazanmak, kariyer yapmak... “Başka ne isteyebilirim ki” dedim ve yolumu çizdim.

‘Ayrıcalıklı Rotalar’ 16’ncı kitabın. Okuyucu bu kitapta ne bulacak?

Bir uygarlıklar beşiği var bu ülkede. İhtişamlı uygarlıkların mirasının üzerinde yaşıyoruz. Haliyle bu mirasın bıraktığı sayısız ayrıcalık var. Düşünsenize, tüm dünya için tarihin akışını değiştiren Göbeklitepe burada, daha ne olsun! Sadece Urfa’ya gitmek için bile öyle çok sebep var ki... İşte bu zenginlikten yola çıkarak hazırladım kitabı.

İçinde Türkiye’nin her bölgesinden tarihi, kültürel, doğal zenginlikleri bulacaklar. Tüm şehirleri ve şehirlerin her detayını yazmak mümkün değil tabii. Zaten o tarih ve coğrafya ansiklopedisi olur. Ben yazdığım şehirlerin en sevdiğim, en önemsediğim ve “Sakın ıskalamayın” dediğim özelliklerini paylaşmak istedim.

YEŞİLİN YOK OLDUĞU İSTANBUL'DA YAŞIYORUZ

Kaç dilde konuşuyorsun?

Altı ve buna Türkçe de dahil. Çünkü benim için en kıymetli dil ana dilim. “Dil biliyor musun?” dendiğinde kendi dilini söylemeyenleri anlamadığım için Türkçe’yi de sayıyorum. İngilizce ve Almanca’yı tur yapabilecek düzeyde konuşuyorum. İtalyanca, Fransızca ve İspanyolca da biliyorum ama derdimi anlatacak, kendimi kurtaracak kadar...

İstanbul’a olan aşkını biliyoruz. Sen nasıl bir İstanbul’da büyüdün?

Kandilli’de, mahalle dokusunun ve sıcaklığının her köşede hissedildiği bir İstanbul’da büyüdüm. İnsanların birbirine daha çok selam verdiği, güler yüzlü olduğu ve Boğaz’a baktığımda gökdelenlerin ufukta yükselmediği bir İstanbul’du. Bugünkü İstanbul’a arasında saymakla bitmeyecek kadar fark var. En önemlisi insanların sayısı ve davranışlarındaki değişim. Trafikli, kalabalık, insanların tahammülsüz olduğu, yeşilin yok olduğu ve betonun arttığı bir İstanbul var artık. Ne yazık ki...

Sence tarihimize yeterli ölçüde sahip çıkabiliyor muyuz? Yurt dışıyla karşılaştırdığımızda 10 üzerinden kaç puan verirsin?

10 üzerinden 5 derim ancak! Tabii ki korumayı başardığımız yerler, yapılar var ama gönül isterdi ki o puanı rahatlıkla 10 üzerinden 10 diyerek verebileyim. Maalesef biz bu konuda çok yol almak zorundayız. Bir de tarihi korumak tekil bir binayı korumak, restore etmekten ibaret değil. Onun ait olduğu bir doku, yarattığı bir atmosfer var. Onunla birlikte korumayı ya da dönüştürmeyi beceremiyoruz.

Dönem dönem televizyonda da program yapıyorsun...

Evet, uzun yıllardır televizyon da işimin önemli bir parçası. Hem iki sezon yaptığım ‘Paha Biçilemez İstanbul’ hem de ‘Ayrıcalıklı Rotalar’ la çok keyifli ve başvuru kaynağı olacak programlar yaptım. Hepsi internette var ve sürekli izlenme alıyor. Şimdi ‘Ayrıcalıklı Rotalar’ın üçüncü sezonu için hazırlık yapıyoruz.

Hep çok şıksın. zarif bir tarzın var. Modayı yakından takip ediyor musun?

Bir klişe olacak ama gerçekten kendime yakışan parçaları seçmeyi seviyorum. Modayı sıkı takip ettiğim söylenemez. Ama Calvin Klein, Diane Von Fürstenberg, Elihe Tahari, Michael Kors’un aralarında bulunduğu dünyanın en ünlü modacılarını gezdirdim. En beğendiğim modacı ise Tom Ford. Fakat onunla henüz tanışmadık. Umarım bir gün ona da İstanbul’u anlatma fırsatım olur... Kendi stilimi ‘rahat-şık’ olarak özetleyebilirim. Desensiz parçaları tercih ediyorum ve renk kullanmayı seviyorum.

Kendini hangi konularda eleştirirsin?

Yetersiz buluyorum. Şimdi yaptıklarımdan daha iyisini yapabilirim, daha fazlasını bilip bunu daha çok insanla paylaşabilirim. O yüzden yeteri kadar iyi olmamakla eleştiririm kendimi. Galiba bilgi arsızı bir tipim, öğrenmeye açlığım bitmiyor, bitmeyecek...

HAYAL ETTİĞİM HER ŞEYİ YAŞADIM

Bu kadar koşuşturma arasında “Hayatta şunları kaçırdım, ıskaladım” dediğin neler var?

Hayatımda “Keşke, ah şunu da yapsaydım” dediğim bir şey yok. Ben “Keşke” demek yerine “Vardır bir hayır” ya da “İyi ki” demeyi seçenlerdenim.

Hayatta en tutkuyla bağlı olduğun şey nedir?

Gezmek yaşamaktır, ona inanıyorum. Ve bilgiye açım. Hayatta tutkuyla bağlı olduğum iki şey seyahat etmek ve öğrenmek.

Seni en çok ne mutlu eder?

Elimde bir kitap, yanımda çok sevdiğim bir dost, bir şeylere yetişme kaygısı olmadan bir sahilde ya da doğanın içinde keyif yapmak...

Hayalini kurduğun bir şey var mı?

Yok, çünkü hayal ettiğim her şeyi yaşadığım bir hayatım var. Yeni bir şey için hayal kurmak yerine var olan için şükretmeyi ve olanın tadını çıkarmayı seçiyorum.

Neleri çok seversin, nelerden nefret edersin?

Nefret çok uç bir kelime benim için. Hayatımda nefret kelimesine yer olsun istemiyorum. Uzak durduğum insanlar var, mecbur kalmadıkça görüşmediklerim de... Ama bir selamı da esirgemem. Görgüsüzlüğe, nezaketsizliğe ve kaba saba insanlara tahammülüm yok. İnsan olabilmek çok önemli. Bunu fark eden insanları hayatıma dahil ediyorum. En sevdiğim şey ise her anın tadını çıkarmak!

KENTTE KAYBOLUN

Sence yeni gördüğümüz bir kenti iyi tanımanın en iyi yolu nedir?

O kentte kaybolmak ve sokak aralarına dalmak en önemlisi. Toplu taşıma araçlarını kullanmak, halkın günlük hayatına dahil olmak, yani turist gibi değil oranın yerlisi gibi hareket etmek gerek.

Seyahatlerinde kendini en çok ait hissettiğin yer neresi oldu?

Gittiğimde en mutlu olduğum ve evimi en az özlediğim yer Sidney.

Bugüne kadar kaç şehir gezdin?

114 ülke, 1400’den fazla şehir gördüm. Hep gülümseyerek hatırladığım bir anımı anlatayım mı? Okuyanlar da gülümsesin. Yıl 1991, yer Venedik. Üç Türk arkadaşımla Venedik Karnavalı’na gitmiştik.

Atmosfer o kadar büyülüydü ki fotoğraf çekip duruyorduk. Karşımıza kırmızı kıyafeti ve beyaz maskesiyle öyle etkileyici bir kız çıktı ki hayran olduk. O bize poz verirken biz de kendi aramızda hayranlığımızı belirten Türkçe sıfatlar kullanmaya başladık.

İtalyan olduğunu düşünerek rahatlıkla konuşurken maskenin ardından gelen ses; “Siz nerde galıyonuz?” diye sordu. Karşımızda Anadolu’nun bağrından kopup gelmiş bir şive duyunca öylece kalakalmıştık. Meğerse bizim karnavalın modeli kabul ettiğimiz kız Almanya’da çalışan bir Türk ailenin kızıymış. Elinde kostümü trene atladığı gibi de soluğu Venedik’te almış...

BEKİR SAÇAR

bekir.sacar@posta.com.tr


Sıradaki haber yükleniyor...