'Sakatsın sahneye çıkamazsın' dediler, 130 oyunda oynadım

Haldun Dormen, Türk Tiyatrosu'nun en önemli isimlerinden. 130 oyunda oynadı, yönetti. Dormen Tiyatrosu'nda birçok oyuncu yetiştirdi. 4 yıldır Moliere'in Kibarlık Budalası'nı oynuyor. MS hastaları için 'Sil Baştan' adlı oyunu sahneliyor. Anılarını yazdığı 4. kitabı da “Nerede Kalmıştık” adıyla yolda. Haldun Dormen hayatını anlattı

30 Aralık 2012, Pazar 05:00
A A

SERAL CUMALI

seral.cumali@posta.com.tr

Babaannem Beyrutluydu. Arap yemekleri evin mutfağının önemli parçasıydı. Hala evimde yapılır. İş adamı olan babam Sait Ömer Dormen ve annem Nimet Rüştü Hanım’ın ilk çocukları Şimal, altı aylıkken ölüyor. Doğduğumda (1928) babam bana bilgili birinin bakmasını istiyor, Almanya’dan diplomalı hemşire getiriyor. Çeşitli Alman dadıların elinde yetiştim. Bana disiplini onlar öğrettti. Türkçe’yi Alman şivesiyle konuşuyordum. İlkokulda çocuklar alay edince Türkçe’yi en iyi şekilde öğrenmeye karar verdim. Savaş zamanı İstanbul’a Alman müzikalleri gelirdi. Alman dadılar kardeşim Güler’le beni evden gizli götürürdü. Müzikallerin tiyatrocu olmamda büyük rolü oldu.

“Şov dünyasında olmaya ilkokulda karar verdim”

Babam Amerika ve İngiltere ile iş yapıyordu, ileride işlerine yardımcı olmam için beni Robert Kolej’e gönderdi. Ben kararlıydım, şov dünyasında olacaktım, gizli emellerimi gerçekleştirmek için Amerika’ya ya da İngiltere’ye gidecektim. Sevinerek girdim Robert Kolej’e. Kolejden Tunç Yalman ve Şirin Devrim, Amerika’da Yale Üniversitesi’nde okuyordu. Tek tiyatro bölümü olan üniversiteydi. Babamdan gizli hocalarımdan akseptansımı aldım, okulun yıllık 600 dolar ücreti vardı; babama bir mektup yazdım. Cevabı, “İdeal sahibi olmana memnun oldum. Görevim sana yardım etmektir. Ama olacaksan en iyi ol” idi. İstemeyerek de olsa beni Yale’e gönderdiler. İlkokulda futbol oynarken düşmüştüm. Ailem bir aylık Avrupa seyahatindeydi. Annem dönünce topalladığımı fark etti; doktora götürdü. Kemiğim zedelenmiş, ameliyat ederken bir sinirimi kopardılar; sakat kaldım. Engelli olmadığımı isbat için herşeyi yapıyordum.

Ama hayalini kurduğum şov dünyasında ‘oyuncu olamasam da yönetmen olabilirim’ diyordum. Yale’de yönetmen olmak için aktörlük öğrenmek zorundasınız. Jül Sezar oynadım, bir hocam, “Oynarken ayağınla komik bir şey yapıyordun, hiç gerek yok buna” dedi. “Ayağım sakat, komik bir şey yapmıyordum” dedim, kıpkırmızı oldu. “Hocam size minnetarım. Karşınızda 10 sahne yaptım, 10’uncuda bir tuhaflık olduğunu anladınız. Demekki sahneye çıkabilirim” dedim. Türkiye’ye dönünce eleştirmen Adnan Benk, “Sen nasıl sahneye çıkıyorsun, ayağın sakat” dedi. Yale’deki hikayemi anlattım, “Ben çıkarım, kimse alıkoyamaz” dedim. Çoğu başrol 130 oyunda oynadım.

“6-7 Eylül’de Papaz Kaçtı oyunu Kaç Baba Kaç oldu”

Amerika’dan dönünce Muhsin Ertuğrul beni Küçük Sahne’ye aldı. Bir yıl sonra cep tiyatrosu, ardından gezginci Dormen Tiyatrosu’nu kurdum. 1955’te Dormen Tiyatrosu sürekli oldu. ‘Papaz Kaçtı’yı oynuyorduk. Üç gün tıklım tıklımdı, 6-7 Eylül olayları oldu. Bir ay tiyatroları kapattılar. Oyunu ‘Papaz Kaçtı’ ismiyle oynayamadık, ‘Kaç Baba Kaç’ yaptık. ‘Eski Papaz Kaçtı’ bile yazamadık. Yeni oyun diye gelenler, kandırıyoruz zannetti. Dormen Tiyatrosu’nda birçok oyuncu yetişti; Altan Erbulak, Salih Güney, Erol Keskin, Yılmaz Gruda. İkinci Dormen Tiyatrosu’nda da, Ayça Bingöl, Gürkan Uygur, Halit Ergenç... Cahide Sonku için seçtiğim bir oyun vardı, “Ben yaşlı kadını oynamam” dedi.

O zaman Metin Serezli’nin eşi olan Nisa Serezli “Ben oynarım” deyince kötü oyuncu olduğunu düşündüğüm halde rolü verdim. Bir sükse yaptı, büyük yıldız oldu. Sonra zaten Ayfer Feray’la kendi tiyatrosunu kurdu. Metin Serezli ve Altan Erbulak da tiyatro kurdu, İzzet Günay film oyuncusu oldu. Ben de “Miyadını doldurdu” deyip tiyatroyu 1972’de kapattım. Dormen Tiyatrosu’nu 2 kere kapattım, devam etseydim sürünecek, iş efsane olmayacaktı. 1979’da Egemen Bostancı’yla ikinci kariyerim, müzikal dönemi başladı.

“Betül Mardin’le boşandıktan sonra çok iyi dost olduk”

Aşklar da yaşadım; ama onlardan bahsetmeyi pek sevmem. Semiramis Pekkan’la 2 yıl süren bir aşk yaşadık. Ona çok sevgim, saygım vardır. Çok akıllı ve efendi bir insandır. O bakımdan onunla dostluk etmiş olmak çok hoş bir şey. Betül Mardin’le kolejden isimlerimizi biliyorduk ama kardeşi Arif Mardin’le evlenen Latife Hanım’ın evindeki bir davette tanıştık. Dost olduk. Kocasıyla arası iyi değildi, benim yüzümden ayrılmadı; boşanıyordu zaten.

Boşandıktan sonra daha da iyi dost olduk, 1959’da da Betül Mardin’le evlendik. 8 yıl evli kaldık. Ömer doğdu. Ömer iki kere evlendi (Gülden Büyükuçak ve Ayşe Arman’la), iki gelinimi de seviyorum. İki tane kız torunumuz (Yasemin ve Alya) var. Betül’le boşandıktan sonra ikimiz de bir daha evlenmedik. Çok iyi dost kaldık. İkimiz de evlenseydik bu kadar dost kalamazdık. Geriye dönüp bakınca; mutlu bir hayat yaşadım, istediğim her şeyi yaptım. Tiyatro nedeniyle sıkıntılar geçirdim ama bu sevgiyi ve saygıyı hiçbir paraya satın alamazsın. Helal olsun...

(23.12.2012 tarihli Posta Karnaval'dan alınmıştır.)

SON 24 SAATTE YAŞANANLAR

;

Kişisel verilere ilişkin aydınlatma politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için Kişisel verilere ilişkin aydınlatma metnimizi inceleyebilirsiniz.