Selva Erdener: Opera aşk gibidir, herkes o aşka düşebilir

Opera sanatçısı, soprano Selva Erdener çıkardığı dördüncü albümü ‘Biliyor musun?’da hüzün, acı, aşk gibi hayata dair pek çok duyguyu opera tadında türküler ve şarkılarla, kendine has şekilde yorumluyor. Sanatçıyla hem yeni albümü, hem Türkiye’de operanın yeri üzerine konuştuk

Son Güncelleme:
A A
Selva Erdener: Opera aşk gibidir, herkes o aşka düşebilir

■ 30 yıldır Ankara Devlet Opera Balesi’nde solistsiniz. ve dördüncü albümünüz ‘Biliyor musun?’u dinleyicilerinizle buluşturdunuz. Nasıl bir albüm oldu?

Yaklaşık iki buçuk yıl boyunca bestecilerle görüşüp besteleri toplamaya başladım. Oluşturduğum seçkinin içinden albüme uygun olanları seçtim. Çok iyi müzisyenlerle çalıştık. Eşim Turgay Erdener, arkadaşlarım Fazıl Say ve Babür Tongur’un besteleri var. İçime çok sinen bir albüm oldu.

■ Ruhunu nasıl anlatırsınız albümün?

Bütününde en baskın duygusunun huzur olduğunu söyleyebilirim. Neşeli şarkım da var, nostaljik ve hüzünlü şarkılar da var.

■ 20 yıllık bir sanat yaşamı için dört albüm az değil mi?

Benim operadaki kariyer dönemimdi bahsettiğimiz süre. Operada roller biraz yaşla gelir. 20 yaşında rol alacağınız opera ile 30’daki ve 40’lardaki farklıdır. En güzel rollerimi söylediğim yaşlardı ve o fırsatı kaçıramazdım. Bir de nitelikli iş için hemen yola çıkamıyorsun maalesef. ‘Yaptım, oldu’ duygusuyla hiçbir zaman hareket etmedim. Benim için düşünce aşaması bile uzun zaman alıyor.

■ Dokuz şarkıdan oluşan albümde Nazım Hikmet’ten Ataol Behramoğlu’na, edip Cansever’e kadar pek çok usta ismin sözleri var. Sizin müziğinize yakışacak yeni sözler yazmak zor mu?

Bu bestecilerin seçimleriyle de ilgili. Bestecilerin tercihi şairlerle, şiirlerle çalışmak oluyor. Bestecilerin şairin müziğini yakalamak gibi bir idealleri oluyor her zaman ve onu tercih ediyorlar. O yüzden bu albüme biraz da şairlerin müziği diyebiliriz.

OPERAYI ARİSTOKRATLAR DESTEKLER AMA MÜZİĞİN SAHİBİ OLAMAZLAR

■ Opera tadında türküler okuyorsunuz. Bunun yerine opera albümü yapmış olsanız Türkiye’de alıcısı olur muydu?

Önemli bir konuya değindiniz. Açık söylemek gerekirse sınırlı sayıda bir alıcısı olur. Ama albüm anlamında benim de ille opera albümü yapmak gibi gayem olmadı hiçbir zaman. Çıkış noktam zaten bu ülkede yetişmiş bestecilerin, müzisyenlerin varlığına ve Türk müziğinin varlığına bir imza koymaktı. Türk müziği yapıyorum ve Türk müziği denilince bakılacak önemli isimlerden biri olmak istiyorum.

■ Bizdeki opera dinleyicisinin genel profili nedir?

Opera biraz aşk gibidir. Bunun çok keskin bir profili yok bence. Hayatında hiç opera dinlememiş biri tesadüfen bir opera dinleyerek operaya aşık olabilir. Tanımak için biraz zaman ve size değmesi için izin vermek gerekiyor. Herkes o aşka düşebilir. Beklemek ve hissetmek gerekiyor.

■ Tamamen aristokrat müziği gibi algılayanlar da var.

Ben tam tersini düşünüyorum. Ama operanın yüzyıllar içinde gelişimine bakarsak elbette aristokratlar tarafından desteklenmiş, dönemin sanatçılarına saraydan özel beste siparişleri verilmiştir. Johann Sebastian Bach kraliyet bestecisidir. Mozart yine öyle. Dönemin zenginleri, aristokratları tarafından desteklenmiş bir müziktir ama üretimini desteklemeleri müziğin sahibi oldukları anlamına gelmiyor.

KİMSEYİ 'BENİ ANLAMAZ' DİYEREK ÖTEKİLEŞTİRMEM

■ Albüm dinleyicileriniz için opera sanatçısı olmanız bir ön yargı sebebi olabiliyor mu?

Hayatım boyunca “Ben operacıyım” kibri taşımadım. Doğrusu bu mu, onu da bilemiyorum ama benim tercihim bu yönde oldu. Türkü söyledim mesela. Gerçekten hissettiğim gibi, içimden geldiği gibi... Öyle bir algı varsa da onu yıkmaya çalışırım. Ondan beslenmem.

■ “Bu, benim müziğimi anlamaz” diye baktığınız bir kitle yok o zaman...

Aksine. Tam da o kişinin dilinden konuşmaya çalışırım. Bugün Çankırı’ya gitsem oranın türküsünü bilirim ben. Tokat’a gitsem, Erzincan’a gitsem oranın türküsünü bilirim. Hayatımı buna verdim. Tüm uğraşı bu yönde olan biri için herhangi bir dinleyiciyi “Beni anlamaz” diyerek ötekileştirmem söz konusu dahi olamaz

■ Sanatın gerçek değerini bulması için sizce ne gerekiyor?

Çok şey var ama en temelde eleştirmenlerin, entelektüellerin desteği gerekiyor. O değerin her çevreden verilmesi gerekiyor. Değilse o eser, tarihin derinliklerinde bir yerde kalmış oluyor. O yüzden de ressamlarımızın, müzisyenlerimizin, gerçek sanat yapanların bu ülkede tutunması çok zor. Durum ortada.

■ Hiç popüler müzikten de beslendiğiniz oluyor mu?

Seçerek dinlemeseniz de bir yerlerde size değiyor elbette. “Hayatımda Serdar Ortaç dinlemedim” derler mesela. Seçerek dinlememiş olabilirsin ama mutlaka bir yerlerde çıkar karşına. Sibel Can’ın şarkıcılığını çok severim mesela. Ajda Pekkan’ı her zaman severek dinlemişimdir.

YETERLİ DESTEK YOK

■ Bizde sermayeyi elinde tutanlar operayı destekliyor mu?

Tabii ki destekleyenler var ama yeterli değil. Hâlâ operalar küçücük salonlarda, bir deposu bile olmayan atölyelerde yaşamaya çalışıyor. Yeterli bir destek olsa şimdi kocaman bir opera salonumuz olurdu herhalde. Bir Süreyya Opera’mız var, insanlar yer bulamıyor. Bilet alamıyor. Neden? Çünkü başka seçenekleri yok zaten. İmkanlar çok kısıtlı.

BU ÜLKE SANATA VEFASIZ

■ Biz kendi operamızı yazabiliyor muyuz? Türk operası diye bir üretim alanı var mı sizce?

Çok doğru bir soru bu. Bence en eksik olan alan. Evet Türk operası var ama sınırlı sayıda. Çok az eser var. Bugün Türk operası ‘Köroğlu Operası’nı sahneye koyamamış düşünün. Anlayamıyorum... Çoğu cevherimizi, yazarımızı, şairimizi ölümünden çok sonra keşfediyoruz. Bu ülkenin vefa problemi var. Vefasız! Eleştiri mekanizması da çalışmıyor. Hiçbir şey istenildiği gibi gitmiyor yani.

RÖPORTAJ: OYA ÇINAR

oya.cinar@posta.com.tr

Sıradaki haber yükleniyor...
SIRADAKİ HABER Burak Özçivit'ten kardeşine destek (Benden Duymuş Olmayın)