Sinem Sal: 'Bizim Zamanımız' ile Neşe ve cesaret hissi uyandırmak istedim

Sinem Sal: 'Bizim Zamanımız' ile Neşe ve cesaret hissi uyandırmak istedim

Sinem Sal, 90’lı yıllarda geçen bir romanla çıktı okurun karşısına. “Bizim Zamanımız”, bir nostalji kitabı, geçmiş güzellemesi değil, güçlü kadınlara dair bir hikaye. Sal ile “Neşe ve cesaret” hissi uyandırmak istedim” dediği kitabını konuştuk. // Eren Nadir AKŞAMOĞLU

12 Şubat 2021, Cuma 12:08 Son Güncelleme:
YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Sinem’le ilk karşılaşmamız bundan üç sene öncesine dayanıyor. “Dank”la girmişti hayatıma. Bir alıntısını okumuş ve yana yakıla her yerde Dank’ı arar olmuştum. İlk hikâyeden belliydi seveceğim. Öyle de oldu. Ardından diğer kitaplar geldi tabii. “Bizim Zamanımız”ı okurken kendi çocukluğumun geçtiği mahalleyi okuyormuş gibi hissettim. Mihrap ve ben birbirine çok yakın yerlerde yaşamışız. Mihrap, Hasköy’de ben Sütlüce’de. Doksanlar güzellemesi yapmak değil niyetim. Ki zaten “Bizim Zamanımız” da bir doksanlar güzellemesi, bir kaybedenler kitabı değil. Güçlü kadınların kitabı.

Merak ediyorum bu atmosfer, bu kadınlar neredeydi bunca zaman? Nasıl oldu da seslerini duyurmaya karar verdiler?

Bol kadınlı bir ailede büyüdüm ben. Sonra da kendimi kaçınılmaz ve harika bir şekilde kadın hareketinin içinde buldum. Ne olursa olsun, başlarına ne gelirse gelsin, bir çıkar yolunu bulan, neşesi sönmeyen kadınlardan ilham aldım. “Bizim Zamanımız”daki kadınlar da okumalar yapmamış, ama içgüdüsel olarak hayatta kalmaya meyilli. Dokuz yıldır periyodik yayınlarda öykü yazıyorum. Orada yaratmış olduğum atmosfer ve dil benim için bir zemin hazırladı romana. Önce tüm kurguyu bölüm bölüm didikleyerek yazdım. İçine girdiğim anda artık bildiğim bir yerdeydim. Karakterlerle ve başına geleceklerle yolda tanışmadım. Sadece dil üstüne çok çalışmaya gayret gösterdiğimi söyleyebilirim. 

Mihrap’tan bahset biraz bize. Onun hikayesiyle birlikte yaşadığı apartmanın ve mahallelinin de hikayesini okuyoruz aslında. Delisine sahip çıkan, sahibi öldüğünde kimsesiz kalan bir aslan için polise göğüs geren, sofrasından kısıp aslanı besleyen insanları okuyoruz. 

Mihrap, başına onca şey gelmesine rağmen hafif yaralı kurtuluyor. Neşesi sağlam. Düzenli bir antidepresanı var: Mahallenin kadınları. Aslan, benim gözümde şema terapi yapan bir psikolog aslında. Kendi ailemin bir kesimini muhafazakâr bilirdim ben. Zamanla öyle olmadığını anladım ve şöyle dedim: “Örgütlenmeyi bizden öğrenecek değiller.” Bu kadınlar ezelden örgütlüymüş.

Her ne kadar doksanlarda geçse de şimdinin de hikayesi “Bizim Zamanımız”. Öyle değil mi?

Mihrap doksanlarda, seksenler nostaljisi yaşayan bir kadın. Ama “Bizim Zamanımız”, bir dönem kitabı değil. Uyandırmak istediğim duygulara çok odaklandım. Neşe ve cesaret. Neşe, öncesinde hüznü; cesaretse öncesinde korku, acı ve öfkeyi gerektiriyor. Karakterlerimin kaynağı bu duygular.

Gelelim Dalyan’a! Beyaz atlı şövalyemiz! Kitaptaki erkekler öyle az konuşuyor, o kadar bihaberler ki eşlerinden, çocuklarından. Dalyan’dan bahsetsene biraz bize. 

Dalyan’ı Mihrap anlatsın mı? Âşık olan o. “Dalyan, müstakbel evimin direği, büyük depresyonumun sebebi, tutmasını çok istediğim büyümün ana malzemesi, kalbimin fay hattı, beni yutan büyük balık...” Dalyan’ın adının Dalyan olmaması ve Mihrap’ın diliyle kabullenmiş olmamız da aralarındaki aşk hikâyesinin en büyük kanıtı sanırım.

Bizim Zamanımız

Sinem Sal

Karakarga

216 sayfa

Sıradaki haber yükleniyor...
holder
SIRADAKİ HABER Sinema tarihinin en klostrofobik 10 filmi