Sitare Akbaş: Artık ben kendime vurmadığım için kimse de bana vurmuyor

Sitare Akbaş: Artık ben kendime vurmadığım için kimse de bana vurmuyor

Sitare Akbaş, farklı ilgi alanları olan, kendini birçok konuda geliştirmeye çalışan genç bir oyuncu. Müzikle ilgileniyor, binicilik yapıyor, ok atıyor… Oyunculuğunun yanı sıra milli sporcu olmak istiyor. Konservatuar mezunu, küçük yaşlardan beri setlerde. Şu sıra Altın Koza için yarışan ‘Ben Bir Denizim’ filmi ve yeni dizisi ‘Sen Çal Kapımı’ ile gündemde. Onu daha yakından tanımak istedik. Oya Çınar / oya.cinar@posta.com.tr

20 Eylül 2020, Pazar 07:00 Son Güncelleme:
YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Sen Çal Kapımı’ dahil, karantina sonrası o kadar iyi dizi ve farklı proje üst üste geldi  ki, söylendiği gibi bu süreç gerçekten yaratıcılığı mı tetikledi diye düşünmeye başladım….

Kesinlikle çok doğru! Ben de aynı şekilde düşünüyorum. Her şeyden önce kendimden biliyorum. Ben de senaryo ve şarkı sözü yazıyorum. Karantina sürecindeyken daha üretken olduğumu hissediyordum. Belki gerçekten geniş zamanımızın olması, bir şeylere daha iyi konsantre olmamızla ilgili olabilir…

Bu kadar iyi projenin arasında ‘Sen Çal Kapımı’ dizisinin farkı ne sizce?

Komedi ögelerimiz çok fazla. Karamsar bir dönemden geçtiğimiz için, buna daha çok ihtiyacımız vardı sanırım. Ama asıl farkı bence kadın-erkek ilişkisine dair... Kadına, kadını baskılayan bir yerden değil de aksine, kadını daha güçlü gösteren bir yerden bakmasıyla fark yaratıyor. Genel olarak yapılan işlere baktığımızda daha ataerkil fikrin baskın olduğunu görüyoruz.

Maalesef çok doğru bu söylediğiniz…

Öyle çünkü! Çoğunlukla kadının ezildiği ve projenin neredeyse tüm gücünü oradan almaya çalıştığı hikayeler izliyorduk… Bizim hikayemizde kadın çok güçlü ve bunu izleyici de çok sevdi. Bırakın oynamayı, seyirci gözüyle ekranda böyle bir şey izlemekten başlı başına çok keyif alıyorum.

HANDE ERÇEL ÇOK ÖZEL BİR KADIN

Dizide Eda’nın (Hande Erçel) yakın arkadaşı Figen, namıdiğer Fifi rolündesiniz. Çok belirgin karakteristik özellikleri olan, tam bir tipleme…

Evet, doğrusuna çok düşkün ve kendi kalıpları olan bir tip. Çok gözü kara buluyorum Fifi’yi. Biraz eril enerjisi yüksek, bıçkın ablalarımızdan. (Gülüyor) Sürprizlerle dolu. Ne zaman, nasıl, nereden çıkacağı belli değil. İstediği şeye her zaman en kısa yoldan ulaşmaya çalışıyor.

Siz de onun kadar cesur buluyor musunuz kendinizi?

Evet ama üslubumuz farklı. Fifi daha kaba bana göre. Olaylara gerçekten çok enteresan çözümler üretiyor. (Gülüyor)

Hande Erçel ve Kerem Bürsin ile aynı seti paylaşmak nasıl?

İkisini de o kadar çok seviyorum ki… Tabii ben daha çok Hande ile vakit geçiriyorum, sahnelerim onunla daha fazla olduğu için. Bir de Hande, abimle yakın arkadaş, zaten tanıyorduk birbirimizi. Çok özel bir kadın gerçekten. O yüzden çok mutluyum onunla çalıştığım için. 

KÜÇÜK YAŞLARDAN İTİBAREN SETLERDE OLMAK BÜYÜK BİR DENEYİM OLDU

31 yaşındasınız ve 14 yıllık bir oyunculuk kariyeriniz var. Şimdi olsa yine o kadar küçük yaşta setlerde olmayı tercih eder miydiniz?

Ederdim, çok avantajını gördüm. Benden yaşı çok ileride oyuncularla neredeyse aynı tecrübeyi yaşadım. Bu da insanı her şekilde ileri taşıyan bir durum. Konservatuarı kazandığımda 16 yaşındaydım. O zaman ‘Akasya Durağı’ vardı. Bir yandan orada oynuyordum. 21 yaşında da mezun oldum. O yaşta, kafanızın içi çok kalıp doğrularla dolmamışken kendi düşüncenizi kendi deneyimlerinizle oluşturabilmeniz bence her şekilde bir avantaj.

“AŞKA İNANMIYORUM” DİYENE “NE OLDU DA, YARA OLDU SENDE?” DERİM

Fifi, aşka dudak büken biri. Gerçek hayatta birinden “Aşka inanmıyorum, aşk mı kaldı?” gibi cümleler duyduğunuzda yaklaşımınız ne olur?

“Ne oldu da yara oldu sende?” derim. Bunun altında yatan psikolojiyi merak ederim. Belli ki çok kötü bir deneyim yaşamış… Kendi adıma aşka çok inanıyorum ve aşkı çok kıymetli buluyorum. İlle de karşı cinse duyulan bir duygu olmadığını da hepimiz biliyoruz.  

Gerçek aşkın sadece bir kez yaşandığını düşünenler var bir de…

Hakikate dair aşk, belki bir kere oluyordur ama dünyevi aşk biraz herkesin kendi yapısıyla ilgili. Ayran gönüllüsünüzdür, ondan ona gidersiniz. Sabit fikirlisinizdir, bir kişi diye tutturursunuz.

Sevgiliniz var mı?

Hayır, yok.

KAFALARIMIZ EZBERLE DOLU, BEN HER ŞEYİN ASLINI MERAK EDİYORUM

Konuşurken eski kelimeler kullandığınızı fark ettim. Zaten felsefeyle ilgileniyorsunuz. Bunlar zamanla gelişen yanlarınız mı, yoksa hep mi ilgi duyduğunuz konulardı?

Çok bilmiş bir çocuk değildim ama hep sorgulayan, merak eden bir çocuktum. Zamanla, içinde yaşadığımız kültürü, tarihi daha da çok okumaya, araştırmaya başladım. Eski kelimelere merakım da buradan geliyor. Her şeyin aslını merak ediyorum. Bir kelimenin anlamını bilsem dahi bildiğimin dışında anlamları var mı diye bakarım. Hepimizin kafası o kadar ezbere kalıplarla dolu ki, o yüzden her şeyin aslını araştırmayı seviyorum. Sadece okuyarak değil, gezerek, deneyimleyerek, üreterek…

En çok sorguladığınız konular neler?

İnsan nedir? Özü, yapısı nedir? Hangi koşullarda nasıl davranır? Oyuncu olduğum için zaten işim gözlem ama benim asıl ilgi alanım da bu zaten. Çok başka bir iş yapıyor olsam da yine böyle olurdum. Nasıl daha ileri giderim, daha fazla hangi bilgilere ererim? Uğraşım hep bu yönde.

KENDİME KARŞI DAHA HOŞGÖRÜLÜ OLMAYI ZAMANLA ÖĞRENDİM

“Herkes bana vurmasın diye en çok ben kendime vuruyorum” demişsiniz. Bunu biraz açar mısınız?

Eskiden öyleydim, onu değiştirme çabasındayım artık. Hani bir hata yaparsınız ve insan yapısı gereği kendi eksiğini değil de hep yanındakinin eksiğini, kusurunu arar ya. Şu anki bilincimde değilken kendime karşı çok hoşgörüsüz olduğumu fark ettim. En basitinden, bir düğüne eşofmanla mı gitmişim, onun yanlış olduğunu fark ettiğim an kimse bir şey demeden en önce kendi kendimi hırpalardım bunun için. Özetle kimse bana “Salak” demesin diye herkesten önce kendime “Salak” derdim.

Şimdi nasıl düşünüyorsunuz?

Şimdi şunu fark ettim: Ben, bunu nasıl bir dostuma yapmıyorsam, bir dostumu onun eksikleri, hataları üzerinden hırpalamıyorsam aynı hoş görüyü kendime de göstermeliyim. Bunu kendimden neden esirgeyeyim? Asla kibirden bahsetmiyorum ama kendine hak ettiğin değeri vermek o kadar önemli ki… Bunu idrak ettiğim için değişti her şey... Artık ben kendime vurmadığım için kimse bana vuramıyor…

‘BEN BİR DENİZİM’ SORULARI VE SORGULARI OLAN BİR AŞK HİKAYESİNİ KONU ALIYOR

Bir yandan da festival heyecanı yaşıyorsunuz. Umut Evirgen in yönettiği, Altın Koza’da yarışan ‘Ben Bir Denizim’de başroldesiniz…

Çok içime sinerek, çok severek içinde yer aldığım bir iş oldu. Film daha gösterime girmediği için çok geniş bir şekilde bahsedemiyorum. Ama ‘Ben Bir Denizim’ gerçek bir hayat hikayesinden esinlenerek yazıldı. Kağıt toplayıcısı bir çocukla inşaat işçisi bir adamın kızının aşkını anlatıyor. Ama soruları ve sorguları olan bir aşk.

Siz nasıl bir roldesiniz?

Nisan karakteri... Nisan, daha önce oynadığım hiçbir karaktere benzemiyor. O yanıyla da çok farklı bir deneyim oldu benim için.

Hem kendi oyunculuğunuz hem de film adına ödül beklentiniz var mı?

Umarım ödüller alır ama ödül, diğer işleriniz için yol açan bir sembol sadece. Ben öyle görüyorum. O sembolü almak elbette çok kıymetli ama olmaması da hiç dert değil. Çünkü aldıktan sonra ne yapacağınızla da ilgili bir durum o. Bir şekilde sizin önünüzde bir yol açılacaksa, o yine her şekilde açılır bence.

BENCE DE BENDE FESTİVAL OYUNCUSU TİPİ VAR

Benim kafamda yarattığım bir festival oyuncusu tipi var. “Tarif et” deseniz anlatmakta zorlanırım ama sizde o tip kesinlikle var…

Anlıyorum sizi… (Gülüyor) Bence de bende var o. Sanırım biraz duygunuzla ve onu yansıtma şeklinizle ilgili bu... Biraz gözden kaynaklı. Misal bazı insanlar çok hüzünlü bakar, bazıları çok ateşli bakar, bazıları cin cin bakar. Ben biraz hüzünlü bakıyorum ve bu sanat filmlerinin temel ögelerinden biri oluyor, galiba bununla ilgili.

KUTU

Aynı zamanda müzikle ilgileniyorsunuz. Müzik grubunuz Şiar’dan bahsedelim biraz… Albüm olacak mı yoksa şimdilik sadece sahne planları mı var?

Üç kişilik bir grubuz, Mustafa Barış Koçkar ve Bora Çifterler’le birlikte. İki ay önce iki şarkımız çıktı, yakın zamanda iki şarkı daha gelecek. Şimdilik single çıkararak devam etmeyi düşünüyoruz ama ileriki zamanlar ne gösterir, onu şimdiden kestiremiyorum.

SİTARE: YILDIZ VE PERDE

Sitare ne demek? Kim koymuş adınızı?

Yıldız demek, babam koymuş. Venüs gezegenini temsil eden yıldız demek ama diğer yıldızlar için de kullanılıyor. Bir de Kabe’nin üzerindeki örtüye de Sitare deniyor çünkü perde anlamına da geliyor.

Nasıl bir ailede büyüdünüz?

Ankara’da, her zaman birbirini destekleyen ve anlamaya çalışan bir ailede büyüdüm. Dört kardeşiz, abim ablam ve benden küçük bir kız kardeşim var. Babamın film, müzik ve inşaat şirketi var, aynı zamanda müzikle ilgileniyor. Annem ev hanımı. Abim hayvan eğitmeni, kız kardeşim de benim gibi oyunculuk yapıyor. Ablam yönetmen.   

MİLLİ SPORCU OLMAK İSTİYORUM

Oyunculuk ve müzik dışında nelerle ilgileniyorsunuz?

Sporu çok seviyorum. Binicilik yapıyorum, ok atıyorum, koşuyorum…

Biniciliğe ilginiz nasıl başladı?

Ben hep şunu merak etmişimdir, Atalarımız neden at binmeye, ok atmaya, göç etmeye kıymet vermiş?  Orada ok neyi temsil ediyor? Elin silah tutmasını mı, yoksa kalem tutmasını mı? O kültür hep ilgimi çekiyordu. Neden at? Bu hayvandaki keramet nedir?

Çözebildiniz mi?

İlk dersimde hocama şöyle demiştim: Hocam, at bence benim egomu temsil ediyor. Ben de onu, onun beni istediği yere değil, benim onu kontrol edebildiğim bir yere taşımak istiyorum. Bu konuda bana rehber olmasını istiyorum. Hocam da bana şu cevabı verdi: Usta binici, acemi atı nasıl kontrol edeceğini bilir; acemi biniciyi de usta at kontrol eder. Bu, başlı başına o kadar büyük bir farkındalık yarattı ki içimde. Şimdi daha da ileri taşıyıp milli sporcu olmayı istiyorum mesela.

Gelecekle ilgili, kendinizi içinde hayal ettiğiniz net bir fotoğraf var mı kafanızda?

Hayatın bütünüyle ilgili kendimden en büyük ümidim, hep üreten ve hizmet eden bir insan olmak. 

;
Bu Video
İlgini
Çekebilir
Sıradaki haber yükleniyor...
holder