Tarihe yön veren kadınlar: Efsanevi oyuncu zarafetin simgesi Audrey Hepburn

“Roma Tatili”, “Tiffany'de Kahvaltı” filmlerinin başrolü; moda ikonu, oyuncu… Audrey Hepburn balerinlikten UNICEF İyi Niyet Elçiliği’ne uzanan güzellik ve zarafet saçtığı bir hayat yaşadı.

12 Ağustos 2020, Çarşamba 08:22 Son Güncelleme:
YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Masumiyet ve zerafetin ikonası Audrey Hepburn, 4 Mayıs 1929’da Belçika’da, İngiliz bir baba ve Hollandalı bir annenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Annesi Hollanda’nın soylu ailelerinden bir barones, babası ise zengin İngiliz bir bankacıydı. Audrey henüz çok küçükken ailesinin parçalanması onun üzerinde büyük etki bıraktı. Altı yaşındayken babası ailesini terk etti. Bu, onda güven sorunlarına, terk edilme korkusuna yol açtı.

40 kiloya kadar düştü

40 kiloya kadar düştü

10 yaşındayken üvey babası ve annesiyle beraber Hollanda’ya taşındı. Bu sırada II. Dünya Savaşı başladı. Sinemada onu bir tüy gibi uçuşan halde gösteren, gül yaprağı gibi girdiği her sahneye sakince yerleşmesini sağlayan incecik silüeti hedeflenmiş bir zayıflık değildi. Çocukluğundaki bu acı döneme dayanıyordu. Audrey’nin zayıflığı kötü beslenmenin, açlığın kalıcı bir sonucuydu. 1940’ların ortasında savaşla beraber büyük açlık çeken Audrey Hepburn’ün kilosu 40’a kadar düşmüştü.

Acıları kalıcı oldu

Acıları kalıcı oldu

Bazı haftalar ayakta bile duramadığını, yataktan haftalarca çıkmadığını anlatacaktı. Savaş bittikten sonra yaşanan acılar kalıcı oldu ve tekrar kilo alamadı. Hayat devam etti, Audrey, Londra’ya bale okumaya gitti. Bir model ve dansçı olarak gülen gözleri, zarif figürüyle dikkat çekmesi kaçınılmazdı.

1948’de Avrupa filmi “Dutch in Three Lessons”ta küçük bir rol oynadı. 1951’de İngiliz filmi “Young Wives Tale”de Eve Lester’ı canlandırdı; bu ilk diyaloglu rolüydü. Bunun üzerine ABD’ye gitmeye karar verdi ve burada şansını denedi. O dönemde yapımcılar “Roman Holiday / Roma Tatili” filminde Elizabeth Taylor’ın oynamasını düşünüyordu. Ancak 1953 tarihli filmde yapımcının önerisiyle genç yıldız adayı Audrey Hepburn oynadı. Prenses Anne rolünde adeta kendini bulmuştu.

Oscar ödülünü kazandı

Oscar ödülünü kazandı

Avrupalı güleç prenses felekten bir gün çalıyordu, zarafetini hiç eksiltmeden Roma sokaklarında neşe dağıtıyordu. Bu küçük ama yaşam ve aşk dolu film gişe bombası oldu ve dahası Audrey’e ‘En İyi Kadın Oyuncu’ dalında Oscar ödülünü kazandırdı. 1954’te zengin köşkün uşağının fakir ama gururlu genç kızını canlandırdığı rolü “Sabrina” ona bu kez Oscar adaylığı getirdi.

Hayat kadını rolü

Hayat kadını rolü

Aynı yıl oyuncu Mel Ferrer’le evlendi. 1957 yılında “Funny Face” ve “Love in the Afternoon” filmleri ona büyük ün getirdi. 17 Haziran 1960’ta ilk oğlu doğdu. En şaşırtıcı rollerini 1961’de canlandıracaktı. Bir hayat kadınını New York atmosferinde kanlı canlı aklımıza kazıyan Holly Golightly karakterini yapımcılar Audrey Hepburn’e yakıştıramadı.

Etkisi hâlâ sürüyor

Etkisi hâlâ sürüyor

O, soylu ailesi kültürel geçmişi ve asaletiyle bu karakterde seyirciyi şaşırtabilir ve sevilmeyebilirdi. Bu rol için Marilyn Monroe düşünülüyordu. Ancak rolü Audrey aldı ve sinema perdesine, popüler kültür tarihine etkisi bugün hâlâ süren bir performans armağan etti. Aynı yıl oynadığı “The Children’s Hour”da ise kuşkusuz eşcinsel sinemanın en özgün hikâyelerinden birini ölümsüzleştirmeyi başardı.

Perdeyi bıraktı

Perdeyi bıraktı

Duygulu gözleri, sesi ve stili rol model olmasını sağladı. Fakat 1967’de tam da zirvedeyken sinemayı bıraktığını açıkladı. Bir yıl sonra kocasından boşandı. 1970 yılında bu kez Dr. Andrea Dotti ile yeniden evlendi ve oğlu Luca Dotti’yi doğurdu. Zaman zaman oyunculuk yaptı. Ama perdeyi bırakmıştı ve sebebinin oğullarıyla olmak istemesi olduğunu söylüyordu.

İyi niyet elçisi' oldu

İyi niyet elçisi' oldu

Annelik onun için oldukça önemliydi. 1988 yılında UNICEF’in “İyi Niyet Elçisi” oldu. Latin Amerika ve Afrika’daki çocuklara yardım etti. Bu dönem verdiği bir röportajında “Keşke bu hatayı yapmasaydım diyemezsiniz çünkü hayatta her çektiğiniz acı ileride size yardım eder. Keşke çocukluğum Hollanda’da geçmeseydi dahi diyemem ki, savaş vardı ve korkunçtu ama geri kalan hayatım için çok şey öğrendim” demişti. Etiyopya’ya yaptığı ziyaret sonrası verdiği bir röportajında “İnsan ruhunda yardımı hatırlamak var” demişti.

Son filmi “Always”

Son filmi “Always”

Ziyaretleriyle ilgili olarak daima olumlu duygularla konuştu, “Çocukluğumdan itibaren çok fazla seyahat ettim ve hep emekli olmak bir köşeye çekilmek, köpeklerim ve sevdiğim her şeyle bahçemde olacağım kendi cennetimde kalmak istemiştim. Ama yine çok seyahat ediyorum bu kez UNICEF için. Ve bundan memnunum çünkü çocuklar için Ay’a bile giderim” demişti. 1989’da son filmi “Always”te oynadı. 20 Haziran 1993’te İsviçre’de kanser sebebiyle hayatını kaybetti. Hollywood’un en önemli kadın yıldızlarından biri oldu. Dahası bu dünyaya büyük bir sevgi bıraktı.

Hayatının kısa öyküsü

Hayatının kısa öyküsü

1929’da Belçika’da doğdu.

1939’da Hollanda’ya taşındı.

1939-1944 yılları arasındaki II. Dünya Savaşı sırasında büyük açlık çekti.

1948’de Londra’ya bale okumaya gitti.

1951’de ilk filminde rol aldı.

1960’da “Tiffany'de Kahvaltı”da oynadı.

1988’de UNICEF’in iyi niyet elçisi oldu.

1993’de hayatını kaybetti.

Devamı Hürriyet Kitap’tan çıkan Tarihe Yön Veren 100 Kadın kitabında...

Yarın: Moda ikonu Gabrielle Bonheur “Coco” Chanel

Bu Video
İlgini
Çekebilir
Sıradaki haber yükleniyor...
holder
SIRADAKİ HABER Bergüzar Korel isyan etti: Üzgün ve öfkeliyim