'Tekrar doğmuş gibiyim'

'Tekrar doğmuş gibiyim'

Opera sanatçısı Hakan Aysev 148.5 kiloydu. İki ay önce tüp mide ameliyatı oldu ve 30 kilo verdi. 20 kilo daha verecek olan Hakan Aysev “Şu anda 12 yaşındaki bir çocuğun midesine sahibim. Yeniden doğmuş gibiyim” dedi. Yenilenen fiziğiyle de yeni bir albüm çıkardı

16 Mayıs 2015, Cumartesi 05:00 Son Güncelleme:
YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Röportaj: Elmas Dereci

elmasdereci@gmail.com

* Vay canına! Ne kadar zayıflamışsınız. Kaç ayda kaç kilo verdiniz?

148.5 kiloydum. Ameliyattan sonraki iki ayda 30 kilo verdim.

* Hangi yöntemle zayıfladınız?

Tüp mide ameliyatı. Tüm ameliyatlar gibi riski var tabii. Bu yüzden de doğru hekimi ve yoğun bakımı iyi olan bir hastanenin önemi büyük. Midenin kenarına tüp ile giriyorlar, tüpün bittiği yerden mideyi kesiyorlar. Sonra da tüpü çıkarıyorlar. 12 yaşındaki bir çocuğun midesine sahibim şu anda.

* Tanıdığımızdan beri kiloluydunuz. Neden şimdi böyle bir riske girdiniz ki?

30 yıllık şişmanım. Gençlik yıllarımda bu durum pek rahatsız etmiyordu beni. Ama gün geldi, antisosyal oldum. Sağlığım da bozulmaya başlamıştı. En büyük neden de 3.5 yaşındaki kızımla istediğim gibi koşup oynayamamaktı.

İki yıldır bu ameliyat üzerinde düşünüyordum. Işın Karaca dahil birkaç arkadaşım bu yöntemle kilo vermişti. O arkadaşlarımdan biri, bir sabah kolumdan tuttuğu gibi beni doktoruna götürdü. Çarşamba günü gittik, Cumartesi günü ameliyat olup çıktım.

* Kaç kilo daha vereceksiniz?

Altı ayda 50 kilo verilmesi gerekiyor. 30’u gitti. Kalan 20 kiloyu da vereceğim. Sağlıklı ve dengeli bir beslenme biçimi oluşturduk, ömür boyu sürdüreceğim. Böylece 20’li yaşlarımdaki kiloma döneceğim. Zaten şimdiden tekrar doğmuş gibiyim.

* Yemeğe düşkün olmalısınız. Peki yemek yapar mısınız?

Yemeyi de yapmayı da çok severim. Uydurduğum bir spagetti sos tarifim var, onu size de vereyim. Kuru incir, ananas, sarımsak ve cevizi yağda karıştırarak kavurun. Beş dakika haşlanmış spagetti ile karıştırın. Şahane oluyor.

‘Yaşadığım Urla’da her şey sahici’

* Operacısınız ama pop albümü yaptınız. Neden?

Pop ağırlıkta ama içinde neoklasikler, ince sazlar da var. Eski öğrencim Gürkan Çakıcı “Hocam, size albüm yapmak gibi bir hayalim var, ne dersiniz?” dedi. Bu ülkede opera adı altında yapılabilecek tüm albümleri zaten yapmıştım. Üç yıl önce de Yıldırım Gürses şarkılarını albümde toplamıştık. Yeni bestelere ihtiyacım vardı ama bulamıyordum. Gürkan’ın iki bestesi benim söyleme stilime uygun, beni anlatan muhteşem eserlerdi.

“Dünyanın hemen her yerini gördüm”

* 1.5 yıldır İzmir-Urla’da yaşıyorsunuz. Neden?

İstanbul’daki tükenmişliği, insanlar arasındaki sevgisizliği çok fazla hissettiğim için yerleştim oraya. Dünyanın hemen her tarafını gördüm, İstanbul onların yanında pırıl pırıl bir inci. Ama trafiği, karmaşasıyla yaşaması zor bir kent. Urla’da ise kasabıyla, manavıyla, eşle dostla gerçek insan ilişkileri yaşıyorsunuz. O kadar sahici ve içten ki her şey.

* Urla’da sosyal sorumluluk projelerindesiniz.

Evet. Geçen yaz çok büyük bir orman yangını çıktı. Son anda rüzgar ters estiği için ucuz atlattık. Belediye ile işbirliği yaptık, şarkılarım eşliğinde Urla ve çevresine 6 bin fidan diktik. Ayrıca belediye ile opera çalışmalarımız sürüyor. Urla’nın muhteşem, genç, sanatsever, ileri görüşlü bir kaymakamı var.

“Sanat akademisi kuracağım”

* Kızınızla nasıl vakit geçiriyorsunuz?

Kızım Esen Can, Ankara’da annesiyle yaşıyor. Ayda dört-beş kez görmeye gidiyorum ve çok keyifli, kaliteli zaman geçirmeye çalışıyorum.

* Bundan sonra sizi nasıl bir yaşam bekliyor?

Çok şükür operacı Hakan Aysev olarak yapılabilecek her şeyi yaptım. Dünyadaki en büyük operalarda başroller söyledim. Sonraki en büyük projem çocuk sahibi olmaktı, o da oldu. Şimdi Hakan Aysev Sanat Akademisi kuracağım Urla’da. Müzik, bale ve tiyatro alanında Ege’den genç sanatçılar yetiştireceğiz. Dünya çapında önemli isimleri ağırlayıp work shoplar düzenleyeceğiz.

‘Gece yarısı kim opera dinler ki?’

* Opera sanatçıları genellikle ön planda olmaz. Sizin bu kadar göz önünde olma sebebiniz ne?

Türkiye’de ‘opera sanatçıları popüler olmaz’ diye bir düşünce var. Oysa Luciano Pavarotti, Placido Domingo gibi örnekler star oldular, dünyaca ünlü isimlerle düet yaparak opera sanatını duyurdular. Ben dünya kariyerimi Frankfurt Operası’nda bıraktım, memleket hastalığına kapılıp Türkiye’ye geldim. Ama sonra bu ülkede bu işin iyi tanıtılmadığını gördüm. Halbuki bir malınız varsa onu tanıtmak zorundasınız.

Opera da tanıtılması gereken bir sanat. Evde olan, çocuğunu okula gönderen kadını odak kitle olarak seçtim. Bu yüzden de gündüz kuşağı kadın programlarına çıktım. Çok da eleştiri aldım bu yüzden. Onlara göre, gece geç saatte sanat programına çıkıp tanıtacaktım sanatımı. O saatte kim dinler operayı? Opera, ancak, sanatçısının popülerleşmesi ile tanınır hale gelebiliyor. İnşallah benim açtığım bu kapıdan diğer klasik müzik sanatçıları da devam ederler. Bu ülkenin çoksesli müziğe ihtiyacı var.

Sıradaki haber yükleniyor...
holder