Tuba Ünsal: Çok güzel iki babadan destek alıyorum

55. Uluslararası Antalya Film Festivali'nde giydiği ilginç kıyafetiyle sosyal medyanın gündemine damgasını vuran Tuba Ünsal, Hürriyet'ten Tülay Demir'e röportaj verdi. İşte o röportaj...

16 Ekim 2018, Salı 09:57
A A

Film festivalinde jüri üyeliği teklifi nasıl geldi? Karar merciini etkileyen, adınızı akıllarına getiren neydi?

- Aslında ilk jüri tecrübemi burada yaşamadım. Bu yıl, Nürnberg’de düzenlenen Türkiye-Almanya Film Festivali’nde de jüri koltuğunda oturdum. Sonrasında buradan teklif geldi. Aslında çok sıkışık bir dönemdi benim için. Çünkü “Kürk Mantolu Madonna”yla sezonu yeni açmıştık. Buna rağmen her işi organize ettim ve geldim.

Neden şartları bu kadar zorladınız, festivali sizin için bu kadar özel kılan ne?

- Adının Altın Portakal ya da Antalya Uluslararası Film Festivali olması bir şey değiştirmiyor, bu bizim biricik festivalimiz. Ve ben de bir oyuncu olarak yıllardır yakından takip ederim.

 “Kürk Mantolu Madonna” sizin sıçrama tahtanız oldu diyebilir miyiz? Sanat çevreleri ondan sonra sizi daha bir ciddiye almaya başladı sanki...

- Çok da öyle sayılmaz aslında... Bundan birkaç sene önce de uluslararası festivallerden jüri üyeliği teklifleri alıyordum zaten. “Kürk Mantolu Madonna” çok özel bir proje ama öncesi var yani... Ben Bilgi Üniversitesi’nde sinema ve fotoğraf-video art olmak üzere çift dal okudum. Kendimi bildim bileli film izlemek, dünya sinemasını araştırmak özel ilgi alanımdı. Tabii prodüktörlüğünü yaptığım için “Kürk Mantolu Madonna” sayesinde son 2.5 senedir işin arka planına da hakimim. Ayrıca bu yıl ilk kez Cannes Film Festivali’nde yapımcı olarak yer aldım.

Jüri koltuğunda oturmak, o sorumluluğu almak çok mu zor?

- Karar veren olmak enteresan. Bir de kimlerle aynı jüride olduğun konusu var. Vivian Qu, geçen sene Çin sinemasının en iyi yönetmeni seçilmiş, Venedik jürisinde yer almış bir isim. Maurizio Braucci, İtalyan sinemasının en önemli senaristlerinden. Gerçekten benim için çok öğretici bir süreçti.

Sizi bundan sonra başka platformlarda da jüri üyesi olarak görür müyüz?

- Açıkçası bugünden yarına plan yaparak ilerlemiyorum pek. Ama işimi uluslararası platformda yapabilmek için son 2 senedir Paris-Los Angeles-İstanbul hattında yaşıyorum. Haliyle danıştığım insanlar, kurduğum yeni dostluklar oluyor. Mesela bu jüride Fatma El Remaihi’yle bir aradayız. Kendisi Doha Tribeca Film Festivali’nin kültür ve sosyal içerik direktörlüğünü yapıyor. Onun daveti üzerine Doha Film Festivali’ne katılacağım mesela.

Ne zaman?

- Ekim sonu, kasım başı. Bu sene Saraybosna Film Festivali’ne de davetliydim jüri olarak ama gidemedim. Bir aksilik olmazsa önümüzdeki sene oradayım.

Geleceği planlamadığınızı söylüyorsunuz ama sizde plan proje eksilmiyor.

- Son bir senedir de “Kürk Mantolu Madonna”nın yapım sürecini anlattığım bir belgesel üzerinde çalışıyorum. Haklarını aldığım ilk günden itibaren üç iPhone kamerasıyla çekmeye başladık. Bu yolculukta başıma neler geleceğini merak ediyordum.

Bu aklınıza nasıl gelmişti?

- “Kürk Mantolu Madonna”nın isim haklarını almak mı?

Evet...

- Bir süreç aslında. Ben ilk yapımcılık tecrübemi “İsimsiz Yıldız” oyunuyla yaşadım. Onunla birçok ödül aldık. Bu işi ne kadar keyifle yaptığımı fark ettim, emeklerin karşılığının da görüldüğünü tecrübe ettim. Sonrasında Uğur Yağcıoğlu ile birlikte, “Dünyanın En Güzel Kokusu” filminin yapımcılığını üstlendik.

Yapımcılığın nesi bu kadar cazip geldi size?

- Oynamak istediğim roller var ve o rollerin bana gelmesini beklemek istemiyorum. Sanırım ana sebep bu... Dünyada da bu böyle zaten. Cate Blanchett, Nicole Kidman, Emma Stone; birçok kadın oyuncu bir noktada yapımcı olup oynamak istedikleri hikayeleri seçiyor. Ben de o yoldan ilerliyorum. “Kürk Mantolu Madonna”daki Maria Puder de benim için çok önemli bir karakterdi.

İtiraf edeyim, oyunda sizi hayranlıkla izledim.

- Çok teşekkür ederim. Çok zor bir süreçti ama. Bir tarafta yapımcı olarak büyük bir sorumluluk, öteki tarafta gerçekten o kadar yetenekli bir kadını canlandırmak. Hem keman çalıyor, hem resim yapıyor, hem dans ediyor, hem maskulen, hem feminen; bütün renkleri barındıran bir karakter.

Şarkı söylemek zorladı mı sizi?

- Keman çalmak daha zordu. Onun için keman dersleri aldım uzun süre.

HOLLYWOOD VARILMASI GEREKEN NOKTA DEĞİL

Bu kadar işin altından kalkıyorsa, neden gözünü yurtdışına dikmesin diye düşünmüyor da değilim. Mesela Hollywood...

- Ya akla ilk gelen Hollywood oluyor ama...

Orası bir simge işte...

- Simge olabilir ama şahsen orayı varılması gereken nokta olarak görmüyorum, samimiyetle söylüyorum bunu.

Sizin hedefiniz ne o halde?

- Mesela Sabahattin Ali’nin “Kürk Mantolu Madonna”sını uluslararası tiyatro festivallerine götürmek ve bunu tek başıma yapıyor olmak benim için bambaşka bir mutluluk. Bir kadın olarak kendini maskulen bir dünyanın içinde var etmek inanın o kadar zor ki.

PRODÜKTÖRLÜK ÇOK ERKEKSİ BİR İŞ

Maskulen derken...

- Ekip yönetmek, prodüktörlük bence çok erkeksi bir iş.

“Vizontele Tuuba” da bana kalırsa kariyerinizin dönüm noktalarından. Siz mi talip olmuştunuz o role?

- Yılmaz Erdoğan filminde oynamayı istemek ne haddime! Hatta bana teklif edildiği zaman müthiş şaşkınlık yaşamıştım.

Belki bu başarıyı o bile tahmin edememişlerdir.

- Seyircinin gözü önünde büyümek böyle bir şey olsa gerek. “Kürk Mantolu Madonna”nın haklarını alır almaz onu ziyarete gittim. Biraz da kafamın karışık olduğu bir dönemdi. Sohbet ettik, güzel akıllar verdi bana... Her zaman omuzlarımda onun dokunuşunu hissederim. Kariyerime onunla başladım ve bana hep çok destek oldu. Bir şeye ihtiyacım olsa, bir telefon ötemdedir.

YOLLARIMIZ AYRILSA DA AİLE OLARAK KALDIK

İş, güç, proje tamam... Biraz da özel hayatınızdan konuşalım mı? Çocuklarla ilişkileriniz nasıl?

- Bütün bu seçkilerin arasında, şu hayattaki en gurur duyduğum şey anneliğim diyebilirim (gülüyor).

Kaç yaşındalar...

- Leyla 9, Sare 8, Civan Mert 5 yaşında. Her yere birlikte gidebiliyoruz. Pek konformist çocuklar değiller, benim dünyama çok güzel ayak uydurabiliyorlar, aynı şekilde ben de onların dünyasına... Çok güzel iki babadan destek alıyorum onları büyütürken. İkisi de çok ayrı vizyonlarda insanlar ve çok şanslıyım, kocaman bir ailemiz var çünkü. Klasik Türk aile modelinin biraz dışında olabiliriz ama sonuçta aileyiz. Her ne kadar yollar ayrılsa da aile olarak kalmaya devam ediyoruz. Çocuklar bu hayatta bana enerji veren, hep daha iyisini yapmaya ve onlara layık olmak için çalışmaya iten en güçlü meleklerim.

GÜZELLİK ATEŞTEN GÖMLEK GİBİ

Bir güzellik yarışması geçmişiniz olduğunu hatırlıyorum.

- Güzellik yarışması değildi, Elite Model Look’tu. Modellikle ilgili dünyadaki en prestijli yarışmaydı o dönem.

Güzel olmak avantaj mı diye soracaktım da...

- Güzellik bence ateşten bir gömlek (gülüyor)...

Maskulen bir iş yaptığınızı söylemenize rağmen dışarıdan bakıldığında çok naif biri gibi görünüyorsunuz.

- Esnek olmak bu işte. Sert ağaç kırılır, esnek olan büyümeye devam eder. O kırılgan ve naif görüntünün altında aslında deli gibi bir disiplin, inanılmaz bir adanmışlık var. Bir de eğer “İş hayatında önümüzdeki dönemlerde sizi nerede göreceğiz?” diye sorarsanız... Türkiye’de çok önemli, çok güçlü kadın profilleri var ama maalesef sanat dünyası bunlardan beslenmiyor. Bizde kadın hikayelerine bakın; hep ezilen, ötekileştirilen, zayıf kadın profili üzerinden ilerliyor hikayeler. Oysa ilham verenkadınlar var dediğim gibi.

HİÇBİR ZAMAN KENDİMİ BİR ERKEĞE BEĞENDİRMEYE ÇALIŞMADIM

Bunun altından bir iş çıkacak sanki...

- Çıkacak (gülüyor). Ayşe Kulin’in “Adı Aylin”inin haklarını da aldım. Tiyatroya uyarlandı. Kitabı okuduğumda Aylin karakteri için “Allah’ım nasıl bir profil bu, ben de onun gibi olsam” demiştim. Çok güçlü, çok ayakları yere basan, erkek egemen bir dünyada var oluş gösteren müthiş bir karakter. İşte ben sinemada da tiyatroda da böyle kadınların hikayelerini anlatmak istiyorum, çünkü beni bu tarz kadınların hikayeleri etkiliyor.

Maria Puder gibi...

- Evet. Şöyle bir cümlesi vardır Puder’in, “Hayatımda hiçbir şeyi kendimi erkeklere beğendirmek için öğrenmedim” der. Ben de öyleyim. Kendime ait bir dünyam var, kendimle derdim. Hiçbir zaman kendimi bir erkeğe beğendirmek için bir şey yapmadım. Benim başka bir yolculuğum var, eşlik eden eder... Kadının var olmak için bir erkeğe ihtiyacı yok şu hayatta.

 Benim çocuklarıma da sorsanız, “Annem bizim için saçını süpürge ediyor” demez...

- Saçı süpürge etmeye gerek yok ki. Onlara doğru bir yoldaş olmamız, vizyoner bir bakış açısı sunmamız yeterli. Onu yapanlar, çocuk bilmem kaç yaşına gelince de “Ben senin için saçımı süpürge ettim” demeye başlıyor. Psikolojik baskı bu. Biz dünyaya getirirken onlara soruyor muyuz “Gelmek istiyor musun?” diye!

ANTALYA’YA OĞLUMUN AT KESTANESİ KIZIMIN BEBEĞİYLE GELDİM

Bunca işin arasında çocuklarınızla zaman geçirmeye nasıl vakit buluyorsunuz?

- Daha az uyuyorum mesela... Çocuklar benim ilk önceliğim, sonra iş geliyor. Buraya gelirken Civan Mert yanımda getirmem için bir at kestanesi, Sare de bebeğini verdi. Onları da yanıma alıp her gün çocuklarla Face Time yapıyorum. Küçük detaylar bunlar ama önemli.

Peki siz nasıl bir çocuktunuz?

- Meraklı ve çok olgun. Diğer çocuklarla aram çok iyiydi, annemin arkadaşlarının çocuklarına bile ben bakardım. Bir de çok okurdum.

En sevdiğiniz oyunlar?

- Biraz maskülen bir çocuktum. Bilyelerle oynardım, futbol oynardım. Maç izlemeyi hâlâ çok severim mesela.


 

Sıradaki haber yükleniyor...

Kişisel verilere ilişkin aydınlatma politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için Kişisel verilere ilişkin aydınlatma metnimizi inceleyebilirsiniz.