Üstün Dökmen: Dantel ve mantı kadın emeğini sömürmektir

Profesör, akademisyen ve yazar Üstün Dökmen Türkiye’nin en kıymetli beyinlerinden. Uzun yıllar kendisinin hazırlayıp sunduğu ‘Küçük Şeyler’ programıyla çoğumuzun hayatında farkındalık yarattı. Dokuzuncu romanı ‘Ay Kapanı’ geçtiğimiz ay çıktı. Kitap kadına ve doğaya yönelik şiddeti konu alıyor. Üstün Dökmen ile yeni romanı ve şiddet üzerine konuştuk

03 Ağustos 2019, Cumartesi 08:26 Son Güncelleme:
A A
Üstün Dökmen: Dantel ve mantı kadın emeğini sömürmektir

Oya Çınar

oya.cinar@posta.com.tr

● Yeni romanınız ‘Ay Kapanı’ okuyucuyla buluştu. çok derin söylemleri ve mesajları olan bir hikayesi var…

Bu roman şiddet mağduru kadınlara ve Kaz Dağları’na bir ağıttır. Bir de aşk üzerine iki güzelleme var. Şiddetin her türü hayatımızın her alanına sirayet etmiş durumda. Kaz Dağları göz göre göre katlediliyor. Ciğerlerimiz gidiyor… Ağaç candır, hayvanlar ve insanlar ise canlı. Can gidince canlılar da gider. ‘Ay Kapanı’ tüm bu duygularla kaleme aldığım bir kurgu roman. Ama içinde gerçekler de var tabii. 16 şirketin bugün Kaz Dağları’nda ruhsat alarak, 32 farklı bölgede ağaç kesmesi çok acı bir gerçek. Kadınların eşleri ya da eski eşleri tarafından çocuklarının gözü önünde öldürülmesi bir gerçek.

● Hikaye de zaten şiddet mağduru bir kadının, Aysel Hanım’ın etrafında dönüyor…

Aysel Hanım, bankadan emekli olmuş, Kaz Dağları’nda bir pansiyon işleten, eşinden boşanmış bir hanım. Bir kızı var, onu tek başına büyütmüş. Hakkı Bey de idealist, çevreci bir mühendis. Ama kaderin cilvesine daha doğrusu kapitalizmin cilvesine bakın ki çalıştığı firma kendisiyle beraber beş mühendisi Kaz Dağları’nda maden aramak, dolayısıyla ağaç kesmek için görevlendiriyor.

● Ve Aysel Hanım ile Hakkı Bey arasında bir aşk doğuyor…

Evet, Hakkı Bey de Aysel Hanım ile kısmen aynı kaderi paylaşıyor. Eşi yıllar önce kendisini terk etmiş. İki yalnız insanın arasında bir aşk doğuyor ama Aysel Hanım eşinden yıllar önce ayrılmış, hatta sonra başkasıyla evlenmiş ve çocuk sahibi olmuş ama Aysel Hanım’ın hayatına yeni birinin girdiğini öğrenince deliriyor. “Sen benim namusumsun, evlenemezsin” diyor. Bunlar hep birer kapan. Bir diğer kapan da evlilik dışı hamilelik.

NEREDE ŞİDDET VARSA ORADA ŞAHSIMA SALDIRI VAR

● Aysel Hanım’ın yanında çalışan Nurdan’dan bahsediyorsunuz. Evlilik dışı hamilelik yaşadığı için tüm ailesi kendisini dışlıyor…

Maalesef! Nurdan, Yunan dilinde okuyor, Tatar asıllı, güçlü bir genç kadın. Erkek arkadaşıyla sevişiyorlar. Sonra Nurdan hamile kalıyor ama birlikte olduğu genç çocuk “Hemen aldıralım” diyor. Nurdan da diyor ki “Ne münasebet! Ben bu çocuğu istiyorum ve doğuracağım. Erkek hemen savunmaya geçiyor.“Ne malum benden olduğu?” diyor. Bu, tipik bir maganda erkeğin hücum şeklidir.

● Sizi özellikle bu konu üzerine yazmaya iten genel olarak artan şiddet miydi yoksa özel bir olay mı?

Biliyorsunuz, iki yıl önce bir uçağımız düştü. İçinde gencecik 11 tane kızımızı kaybettik. Biri hamileydi ve o hamile olan için “Oh, iyi oldu! Karnında piçiyle öldü” diyen bile oldu. Tabii ki tek başına bu ya da başka bir olay değil ama beni nasıl bu hale geldiğimiz çok ilgilendiriyor. Ailede şiddet, sokakta şiddet, haberleri açıyorsun baştan sona şiddet haberleri… Doğaya yapılan katliamlar… Nerede bir şiddet varsa orada şahsıma bir saldırı var. Bugün Amazon Ormanları’nda benim şahsıma bir şiddet var. Ben böyle bakıyorum.

BİZDE KADINLARA SADECE FASÜLYEDEN KONULARDA SÖZ HAKKI VERİLİR

● Sizce artan şiddet eğiliminin değişmesi için ne gerekiyor?

Çözüme odaklanmamız için önce bir sorun olduğunda hemfikir olmamız gerekiyor. Biz daha o konuda netleşemiyoruz. Sorunu kabul etmeyen birine çözüm yollarından bahsedemiyorsunuz ki. Bırakın gerçeklerle, yüzleşmeyi onu bir de olumlu bir durummuşçasına karşılamayı seçiyoruz. Mesela diyorlar ki: “Türkler’de kadınlar makbuldür, kadınların sözü geçer.” Yalan efendim, tamamen yalan. Hangi konularda geçer kadınların sözü? Ben size söyleyeyim. Fasülyeden, önemsiz konularda. “Akşama ne yemek yapalım Bey?” Beyimizin cevabı: “Hanım sen karar ver.” Bir akrabanın düğünü vardır. “Ne takalım Bey?” Beyimiz lütfeder: “Hanım sen karar ver.”

● Ben bu ifadeye çok inanıyordum halbuki...

Hayır kızım. Bizde kadınların iktidar alanı okul aile birliğinin toplantısından öteye geçmez. Kendinizi kandırmayın. Doğu’da çok bulundum ben. Hala oralarda gencecik, çocuk yaşta kızlarımızın ne şartlarda evlendirildiğini iyi bilirim. Kız çocuğu 14 yaşında evlilik dışı hamile kalıyor. Hemen ailenin erkekleri çocuğun aldırılmasına karar veriyor. Orada annenin yani kadının fikrini soran var mı? Yok. Neymiş efendim? Türk kadını çaktırmadan kocasını yönetirmiş. Bırakın Allah aşkına. Böyle diyerek kadını da bir nevi onore ediyor ve kontrol altında tutuyor.

MAGANDA ERKEĞİ KADINLAR DEĞİL FEODAL TOPLUMUN ERKEKLERİ YETİŞTİRİYOR

● Bir de deniyor ki “Erkekleri de kadınlar yetiştiriyor.” Yani sorumluluk kadına yükleniyor.

Bu zaten en fena bakış açılarından biri. Ben de çok duyuyorum bunu. Hem de baya aklı başında zannettiğiniz insanlar çıkıp orada, burada “Karısını döven maganda erkeği kadınlar yetiştiriyor” diyor. Ne münasebet! Bizde kadınlar zaten eğitimsiz bırakılıyor. Eğitimsiz bir kadından eğitimli, aydınlık çocuklar büyütmesini beklemek, suçu yine kadına yüklemek büyük gaflettir. Aksine maganda erkekleri kadınlar değil; erkek egemen, feodal toplumun feodal erkekleri yetiştiriyor. Sen daha ülkenin çoğu bölgesinde kız çocuklarını okula gönderme, 13 yaşında evlendir sonra da “Bize sağlıklı bireyler büyüt” de. El insaf! Yıl 2019, hala Adem’in kaburga kemiği meselesinden öteye gidemedik.

'USLU DURURSAN BİSKÜVİYİ YERSİN'

● Peki bu durum sadece bizim toplumumuz da mı böyle gerçekten?

Tabii ki değil. 1800’lerin sonunda Henrik Iben’in ‘Nora’ adıyla yayımlanmış bir tiyatro oyunu var. Oradaki kadının üç çocuğu var. Kocası banka müdürü ve adamın karısının üzerinde büyük bir baskısı var. Kadın yılmış. Sonunda valizlerini toplayıp evi terk etmek istiyor. Koca birden yelkenleri suya indiriyor. Kadına yalvarıyor. Ama o günün Avrupa’sı bu oyun yüzünden ayağa kalkıyor. “Nasıl olur da bir kadın evini terk eder?” diye Ibsen’in eserleri yasaklanıyor. Tabii her dönemin kendi trolleri, bağnazları var. Ibsen bu nedenle oyuna dördüncü perdeyi yazmak zorunda kalıyor.

ÜÇ DE ÇOCUK YAPTI MI TAMAM

● Kadını evine döndüren bir son olsun diye…

Aynen öyle. O dönem Avrupa’da bugünkü gibi nefis çikolatalar yok ama bisküviler var. Kadın da normalde bisküviyi çok seviyor. Adam da ona sürekli “Yeme, dişlerin bozulur” diyor. Ama kadının eve dönüş sahnesinde adam kadına bir bisküvi uzatıyor. Yani verilmek istenen mesaj şu: Uslu bir kadın olursan bisküviyi yersin. Bize dönersek de bizde bambaşka metotlar seçiliyor.

● Ne gibi?

Çok şey var ama ilk aklıma gelen dantel ve mantı konusu mesela. Bana göre bizde dantel ve mantıyla kadınlarımız esir edilmiştir. Dantel ve mantı kadın emeğini sömürmektir. Benim eşim Kayserili, oradan biliyorum. Ben size söyleyeyim. Bir çorba kasesine 30 mantı giriyor. Beş kişilik misafire mantı hazırlamaya kalksan zaten o mantıyı hazırlamak iki gün sürüyor. Neymiş efendim, “Benim annem, benim eşim dünyanın en güzel mantısını yapar.” E, bir zahmet otur kendin yap o zaman. Sonra kadın daha 50 yaşına gelmiş, gökyüzünde Samanyolu gözükmüyor. Biz bu ikisiyle kadını eve bağladık. Üç de çocuk yaptı mı tamam. Kadın garantide. Şimdi gelin de bu sorunların varlığı konusunda birlik olalım. Mümkün mü? Hangi erkek bunu kabul eder?

ÖNCE SORUNU KABUL ETMELİYİZ

● Öbür türlüsü işine geliyor, hayatını kolaylaştırıyor çünkü.

Elbette! Tam olarak bu. Ha ama öte taraftan her toplum kadınları baskı altına almak, geri plana itmek için kendince bir metot geliştiriyor. Çinliler mesela daha çocuk yaştan itibaren kadının ayağını minicik tahta ayakkabılara sokuyor. Neymiş? Kadının ayağı küçük olacakmış. Yalan! Sen kadının ayağını iki büklüm, adım atamayacak şekilde bir tahtanın içine sokarsan bir süre sonra ayağının formu bozuluyor. Kadın zaten şuradan şuraya 10 dakikada yürüyor. O kadın da garantide. Onu bırak, sen işe git. Ne ala memleket! Bu zihniyetin değişmesi gerekiyor. Ama dediğim gibi, önce sorunun varlığı konusunda hemfikir olmalıyız. Sonra çözüm yollarını hep beraber konuşuruz.

AY KAPANI'NI NEDEN OKUYALIM?

Saldırganlık, öfke, şiddet yani tüm olumsuz duygular, tıpkı olumlu duygular gibi öğrenilen şeyler. Yani biz hayatımızda hangisine yer açar, besler ve çoğaltırsak etrafımıza da onları yayarız. Empati duygumuzun gelişmesi gerekiyor. Hoşgörümüzün, anlayışımızın, adalet duygumuzun gelişmesi gerekiyor. Ben 'Ay Kapanı'nda tüm canlara ve canlılara yapılan eziyeti anlattım. Ama içinde bir o kadar güzel duygular var.

Sıradaki haber yükleniyor...