Yaşam 'Birinci sınıf erkek terzisi kadar iyi dikiş dikerim'

'Birinci sınıf erkek terzisi kadar iyi dikiş dikerim'

'Birinci sınıf erkek terzisi kadar iyi dikiş dikerim'

'Devekuşu Kabare' tekrar başlayacak... Yok başlamayacak, anlaşamadılar... Üstelik kapışıyorlarmış... vs. vs...

SERAL CUMALI

scumali@posta.com.tr

Bu söylentiler, Zeki Alasya ve Metin Akpınar’ın Devekuşu Kabare’yi yeniden hayata geçirecekleri açıklamalarından bu yana sürekli gündemde.

İşin aslını Zeki Alasya’dan öğrenelim istedim. Birkaç ay önce taşındıkları evlerine konuk oldum. Kapıyı, Zeki Alasya’nın (69) 4 yıl önce evlendiği, kendisinden 29 yaş genç eşi Jülide Hanım açtı.

Çok okunan bir ev olduğu salonun iki duvarında boydan boya uzanan kütüphaneden belli oluyordu. Gördüğüm, her gün iki eli kanda da olsa mutlaka okuyan Zeki Alasya’nın kitaplarının küçük bir bölümüymüş.

Eve taşınırken 3700 kitabını Beşiktaş Belediyesi’ne bağışlamış, ihtiyacı olanlar okusun diye. Salondaki Buda heykelleri için de aynı şey söz konusu, üst katta 1000 tane daha varmış. Ev ve Zeki Alasya sürprizlerle dolu...

Merak içindeyiz; Devekuşu olacak, olmayacak söylentileri var; nedir işin aslı?

Devekuşu, “Bir iki ay içinde hallediyoruz hadi bakalım” diyecek kadar kolay bir iş değil. Biraz da gecikince hemen hikayeler uyduruldu. Geçenlerde bir televizyon kanalında, masaya oturmuşlar; uydurdular da uydurdular. Metin’le biz birbirimizi hiç sevmez ve tahammül etmezmişiz, fena kapışırmışız. Demek ki ikimiz de çılgınız ki 37 sene birlikte sürdürdük. Bak kerataya, bak terbiyesize! Bir yerde karşılaşırsak çok fena yapacağım...

Sizi bayağı üzmüşler, kızdırmışlar...

Zaman zaman üzüldüğümüz olaylar oluyor. Mesela Metin dayanamıyor küfrediyor.

Neden çıkıyor bu söylentiler?

Haldun Taner’in Devekuşu Kabare’si Eylül 1967’de başladı. Bir sene sonra “Ne zaman ayrılacak bunlar” haberleri çıkmaya başladı ve her sene çıktı. Bütün istedikleri de; bu niye iyi gitsin ya?

Efsane ikili Zeki-Metin nasıl doğmuştu?

İlk günlerde çok farklı, vazgeçilmez bir arkadaşlık değildi. Aynı frekansta düşünen iki kişi, aynı kuşağın oyuncuları bir şey paylaşıyordu. Bu giderek samimiyete döndü. 1963’te ben bir büyük usta Yıldırım Önal’ın Arena Tiyatrosu’nda, Metin başka bir büyük usta Ulvi Uraz’ın tiyatrosunda profesyonel oldu. Bir yıl sonra Arena Tiyatrosu kapandı, Metin’in de pompalamasıyla Ulvi Uraz beni çağırdı. Büyük usta Haldun Taner, “Bir kabare tiyatrosu yapmak istiyorum var mısınız?” deyince Metin’le “Varız” dedik. 67’de Devekuşu Kabare başladı. Birlikte yola çıktığımız Haldun Taner ve Ahmet Gülhan 77’de ayrılınca biz de 81’e kadar Zeki-Metin olarak devam ettik. 20 yıl Türkiye’de bütün rekorları kırdık. Birkaç kuşak çok etkilendi bizden. Doğru bildiklerimizi söylemeye gayret ettik. Tiyatronun yanı sıra halka ulaşmak için televizyonda gözüktük, filmler yaptık.

‘Yeni Zeki-Metin yine acımasızca eleştirecek’

Ayrılık neden olmuştu?

37 yıl Metin’le birlikte çalıştık. Zaman zaman farklı düşünebilirsiniz, bu çok doğal. 20- 57 yaş arasında insanların dünya görüşleri, birbirine bakışları değişiyor. Birden aynı düşündüğünüz yakınınızla farklı düşünmeye başlıyorsunuz. Evlilikler sürmüyor, birbirini çok seven iki kişi olarak saygıyla biraz ara verelim diyorsunuz. Metin ayrı işler yaptı, ben ayrı. Ama yüzümüzü kızartacak bir iş de yapmadık.

Yeniden bir araya gelme fikri nasıl doğdu?

15 senedir tekrar birlikte olmamız için yoğun istekler var. Biz de kötü niyetlilere ‘birbirimize düşman olmadığımızı’ göstermek için, bizi birlikte görmek isteyenlerin de baskısıyla ‘Hadi bir şey yapalım beraber” dedik. Gelinen nokta odur.

Şimdi durum ne, Devekuşu olacak mı?

Biraz daha zaman alacak. Yapacağız ama en iyisini yapmak istiyoruz. “Senelerce büyük bir heyecanla beklediğimiz bu muydu?” dedirtmek istemiyoruz. İlla Devekuşu olacak diye bir şey yok. Zeki-Metin birlikte tiyatro da yapabilir, bir film de.

Yeni Zeki-Metin yine siyasi hiciv yapacak mı?

Olmak zorunda. Kafa yapısı olarak da, olaylara, ülkelerine bakış olarak da Zeki- Metin başka türlü olamaz. Hiç acımasız eleştireceğiz. Sesimizi kesecekler. İçeride Genelkurmay başkanından gazetecilere kadar binlerce insan var. Belki biz de birkaç sene oturacağız içeride.

Artık siyasi mizah yapılmıyor, yeni komediyenleri nasıl buluyorsunuz?

Yenilerin yaptıkları filmleri seyredince, “Ah o Yeşilçam filmleri” diyorum. Halk hala o filmleri seviyor, çünkü samimiydiler. Yılmaz Erdoğan, Cem Yılmaz’a oranla biraz daha ayakları yere basan filmler yapıyor. Cem Yılmaz uçukluklar içinde olmasa inanılmaz iyi filmler yapacak ama AROG ve GORA ne ya? Ayrıca biz onu yıllar önce ‘Astronot Niyazi’ diye yaptık. Cem Yılmaz’ın hiç aklına gelmedi galiba bizden bir şey aldığı. İnsan bir telefon açar da “Sizin Astronot Niyazi’den çok faydalandım” der. Biz öyle yapardık. Onlar çok deha ya! Ama başkalarının aklına geliyor; “Filmde Astronot Niyazi’den çok şey gördük” diyorlar...

‘Parayı tutan taraf Metin, hesabını bilmeyen Zeki’ derler. Öyle midir?

Metin para kullanmayı iyi bilen, finans yönetiminde çok başarılı, aşırı tutumlu bir adamdır. Ben de onun 180 derece aksi olduğuma göre varın hesap edin.

Borcunuz var mı ona?

Öyle bir şey yok. Ama mesela ben bu evi yeni aldım. Ve bu yaşta ilk defa içine girip oturduğum bir evim oldu. Daha önce de evim oldu ama sonra gitti onlar.

Para kazandınız ama değil mi?

Çok kazandık. Profesörlerin ayda aldığı paranın 5 mislini televizyonda bölüm başına kazandık.

Gülerken bile yüzünüzde bir hüzün var; bunu söylüyorlar mı size?

Evet; demekki var. Eşim fotoğraf çekilirken suratıma bir acı ifade çöktüğünü söylüyor. Oysa ben çok gülen, gırgır bir adamım da. Ama kızımın adı çocukken ‘Dram Zeynep’ti. Her şeyden dram çıkarıyordu. Bir torunum oldu annesinin dramı solda sıfır kaldı. Böyle bir şey var galiba ailede. Babamın ölümünden sonra annemin konuşurken gözleri yaşarırdı. Babamın sevdiği şarkı radyoda çalarsa uçarak gidip kapatırdı. Bütün aile 365 günün yarısında Sarayburnu’nda balık tutardık. Balıkçı bizim mahalleye uğramazdı, çünkü zaten mahallenin balıklarını biz verirdik. Babamın ölümünden sonra annem Sarayburnu’na hiç gitmedi, lafını da ettirmedi. 36 yaşında vefat eden abim Cudi’ye çok benzeyen şarkıcı Necdet Tokatlıoğlu’nu görünce ağlardı. Babam öyle değildi; eczacı ve kimyagerdi, varsa bir üzüntüsü içine atardı.

Siz de fazla dram yapar mısınız?

Hayır, öyle olsa komediyi mi seçerdim?

Komediyi kendiniz mi seçtiniz?

Pek elinizde olmuyor. Oyun paylarıyla, tesadüflerle birden sizin adınıza bir elbise biçiliyor. Belli yaşa gelince komikler utanma moduna girerler; “Bu yaşta bu iş yapılır mı, yaşıtlarım genelkurmay başkanı” diye. Genelkurmay başkanlarının bugünkü durumunu görünce rahatlarlar herhalde. Ama ben hiç öyle düşünmedim.

‘Baktım ki bu liman sakin evleneyim dedim’

Oya Alasya ve şimdiki eşiniz Jülide Hanım’la evlendiniz, ama o arada uzun süre birlikte olduğunuz Sema Yunak’la evlenmemiştiniz. Neden?

Evet Sema Yunak’la 15 yıla yakın uzun süren bir beraberliğimiz oldu. Hiç kimseyi suçlamak istemem ama ilk evliliğim çok fırtınalıydı. Tartışmalar, kavgalar, gürültüler. Çoğu kıskançlık ağırlıklı. O nedenle daha sonra evliliği düşünmedim. Konuşmalarımdan dolayı beni evlilik karşıtı bir adam olarak gösterdiler. Ama ayrı dünyalardan, ayrı genlerden gelen iki kişinin bir evin içinde yaşaması çok zordur. Onun için hiç düşünmüyordum.

Jülide Hanım’la çok kısa sürede evlendiniz? Neydi fikrinizi değiştiren?

Kızım şarkıcı, eşi müzisyen. Melih Kibar’la bir çalışmalarını bana dinlettiler. Jülide de o çalışmada genel koordinatördü. Sürekli bana bakıyordu. Muhtemelen reaksiyonum ne olacak diye. Ben de beni çok beğendi düşüncesindeyim, insanoğlu böyle. Böyle başladı. Daha önceki ilişkilerimde kızımla anlaşamamaları nedeniyle sıkıntı yaşadım. Jülide kızımın arkadaşı olduğu için o sıkıntı yaşanmadı. Baktık ki bu liman sakin. Uyaroğlu. Bir de yaşlanıyorsunuz artık, birisi olmalı yanınızda. O kimi zaman bir bakıcı gibi, yalnız kaldığınız zaman el ele tutuşacağınız bir dost. 4’üncü seneye girdik, iyi gidiyor.

Eşinizle kaç yaş fark var aranızda?

29. Arada 15 yaş büyük fark diyenleri duyunca fena sinirleniyorum. Bir yerde yakalayıp bunları bir döveyim diyorum!

Bayağı bir fark 29 yaş...

Evet büyük bir fark. Sema ile 24 yaş fark vardı, Jülide ile 29... Giderek açılan bir fark; bundan sonra olursa 35 hedefliyorum!

Genç hanımlar bir tercih mi?

Değil inanın. İlk eşim benden 6 yaş küçüktü, sonrakiler hep genç oldu. Belki de genç hanımla birlikte olmak insanı gençleştiriyor. İfadeler öyle. ¦ Öyle mi oldu sizde de? İlkokuldan arkadaşlarımı görünce, belki biraz ayıp olacak ama annem ya da teyzem gibi geliyor. Kadınlar daha önce mi yaşlanıyorlar nedir? Bu nedenle arada yaş farkı olmalı. Günümüzde hanımlar da kendilerinden çok genç erkeklerle birlikte oluyorlar. 20-30 sene evvel bu toplumdan çok reaksiyon görürdü, dışlanırdı. Şimdi bütün ünlü sanatçıların birlikte olduğu erkekler genç. Kadınlar da erkekler de kendi akranlarından çok, biraz daha gençleri arıyorlar diyebiliriz.

Evde hayat nasıl?

İşte böyle karı koca oturuyoruz, çok film seyrederiz. Sinemaya gidiyoruz ama evde de seyrediyoruz. Arada bir lokantaya, arada toplu olarak tiyatroya gideriz. Öyle çok renkli ve çılgın bir hayatımız yok.

Koleksiyon merakı nasıl başladı?

Çocukluğumdan beri bir sürü merakım oldu. Bir fotoğraf makinası aldım, sonra bir tane daha, bir tane daha. İşte Metin’le aramızdaki fark; Metin o parayı bankaya koyuyor, faiz alıyor. Bir ara tavla zarı biriktirdim. Bir tren garı yaptım eve, bu evde daha kuramadım. Buda koleksiyonum var.

Neden Buda?

Budizmden falan değil. Fazla kilo almamaya gayret ediyorum, biraz bırakırsam Buda’ya tam benzeyeceğim. Buda’yı seviyorum, çok rahat, göbeğini çıkararak oturan barışçıl bir adam. Çoğu zaman gülüyor.

Zeki-Metin hazırlığı dışında neler yapıyorsunuz?

Akasya Durağı’nın yeni çekimleri var. Ayrıca bu Zeki Alasya denilen adamın 70 yıldır yaşadıkları var. 60 yılı Türkiye’ye tanıklık etmekle geçti. Bir gece kulübünde kızım, damadım ve arkadaşlarıyla bir şov yapmak istiyorum. “1943 senesinin 18 Nisan’ında İstanbul’da doğdum” diye başlayacağım ve anlatacağım. Zaman zaman bunu yapıyorum da.

Tek kişilik gösteri mi?

Hayır, konferans gibi. Siz buna biraz meddahlık, biraz anıları gösteri esprisinde paylaşmak deyin. Bunu Metin’le paylaşarak daha profesyonel yapmak lezzetli olur. Eski Devekuşu’nu canlandırmak yerine belki böyle bir şey yapmak. Oyunculukta hiç gözüm yok. İşin mutfağını seviyorum.

Mutfağında ne yapmak?

Mesela bir oyunun kostümlerini tümüyle kendim diktim. Birinci sınıf erkek terzisi kadar dikiş dikerim. Tatillerde terzi yanında, kolacıda çalıştım, tabelacı dükkanım vardı. Birçok tiyatro afişini ben yaptım. Tahsilini yapmış kadar tarih bilgisine sahibim. Tanzimat’tan Cumhuriyet’e kadarki sürecin filmini yapmak isterim.

Genellikle saklarlar, siz Mason olduğunuzu saklamıyorsunuz...

Saklayacak olsaydım Mason olmazdım. Ben saklamadığım için başıma bir sürü dert geliyor. Ama hiçbir şeyimi saklamama yanlısı bir adamım. Halk beni onun için seviyor...

(08.04.2012 tarihli Pazar Postası'ndan alınmıştır.)

SIRADAKİ HABER