Evliliklerin yeni katili: Ev erkeği! Kadınları evlilikten soğutup çocuklara yanlış örnek oluyorlar, fiziki olmasa da şiddete giriyor...

Geleneksel aile yapısı sessiz ama derin bir krizle karşı karşıya: Ev erkeği modeli. Bir zamanlar ailede sorumluluğun paylaşılması üzerine kurulu olan evlilikler, artık tek taraflı bir yük taşıma savaşına dönüşüyor. Çalışmayan ya da evden çalışan ama ev içi sorumluluklara dahil olmayan erkekler, birçok kadını evlilikten uzaklaştırıyor, çocuklar içinse sağlıksız bir baba figürü sunuyor. Uzmanlar bu yeni evlilik dinamiğinin giderek yaygınlaştığını, ilişkileri temelden sarstığını ve toplumsal dengeleri tehdit ettiğini belirtiyor.
Son yıllarda giderek yaygınlaşan ve birçok evlilikte ciddi sorunlara yol açan yeni bir dinamik var: Ev erkekleri. Görünürde dikkat çekmeyen, ancak derinlerde aile yapısını zedeleyen bu durum, kadınların fiziksel ve ruhsal sağlığını olumsuz etkiliyor, çocuklar üzerinde de kalıcı izler bırakıyor. Pek çok kadın, bu durumdan rahatsız olmasına rağmen, sosyal baskılar ya da çevre tepkileri nedeniyle sesini çıkaramıyor. Oysa sorun giderek büyüyor.

ÜÇ TEMEL PROFİL: YENİ NESİL EV ERKEKLERİ
Ev erkekleri genel olarak üç farklı profile ayrılıyor. İlk grup, ne çalışıyor ne de ev işlerine katkı sunuyor. Genellikle günlerini ekran başında geçiriyor, evin tüm maddi yükünü eşinin omuzlarına bırakıyor. İş beğenmeyen ya da iş aramaya istekli görünmeyen bu erkekler, evin içinde fiziksel olarak var olsalar da duygusal ve sorumluluk anlamında yok gibiler.

İkinci grup ise çalışmıyor ama ev işlerinde aktif rol alıyor. Ev temizliği, yemek, çocuk bakımı gibi sorumlulukları yerine getiriyorlar. Ancak yine de evin ekonomik yükü kadının üzerinde kalıyor. Bu modelde görünüşte bir denge var gibi dursa da, kadının içinde zamanla partneri değil bir “yardımcı” ile yaşadığı hissi oluşabiliyor. Bu da ilişkiyi zayıflatıyor.
Üçüncü profil, evden çalışan erkekler. Bu grupta erkek tüm gün evde bulunduğu için çiftler arasında fiziksel sınırlar ortadan kalkıyor. Kadın yalnız kalamıyor, dinlenemiyor ve duygusal olarak sıkışmış hissediyor. Ev sürekli bir “ortak alan” haline gelince, hem bireysel alanlar daralıyor hem de ilişkideki nefes alma boşlukları ortadan kalkıyor.

SORUMLULUK PAYLAŞILMAYINCA İLİŞKİ YORULUYOR
Pandemi sonrası artan uzaktan çalışma modeli ve ekonomik zorluklar, evde kalmayı bir norm haline getirdi. Ancak bu yeni düzende, pek çok erkekte ev içinde sorumluluk alma bilinci gelişmedi. Kadınlar dışarıda çalışırken evde de yük taşımaya devam etti. Bu tek yönlü yük paylaşımı, zamanla kadının tükenmişlik yaşamasına neden oluyor. Kadınlar, eşlerinden sadece maddi değil, duygusal ve fiziksel destek de bekliyor. Ancak birçok evde erkekler bu beklentiyi karşılamaktan uzak kalıyor.
Erkek tarafında ise sorumluluk almama, zamanla değersizlik hissiyle birleşebiliyor. Bu durum ya savunmacı bir tavra ya da tamamen içe kapanmaya dönüşebiliyor. Ev içinde yaşanan bu iletişim kopukluğu, çiftler arasında uzaklaşmaya ve duygusal boşluklara sebep oluyor.

EBEVEYNLİK ROLÜ ÇOCUKLARI NASIL ETKİLİYOR?
Evde bulunan ama aktif katkı sunmayan baba figürü, çocuklar için karmaşık bir model oluşturuyor. Erkek çocuklar, üretmeyen ama otorite talep eden bir baba örneğini “norm” olarak içselleştirebiliyor. Bu da ileride ya sorumluluktan kaçan ya da aşırı kontrolcü bireyler yetişmesine neden olabiliyor.
Kız çocuklarında ise güven duygusu zedelenebiliyor. Anne tüm yükü omuzlarken, babanın katkı sunmayan tavrı; gelecekteki erkek algısını olumsuz etkileyebiliyor. Güçlü, güvenilir bir erkek modeli görmeyen kız çocukları, ilişkilerinde benzer sorunları yeniden yaşama eğilimi gösterebiliyor. Ayrıca, evdeki gergin atmosferi hisseden çocuklar çoğu zaman kendini suçlamaya başlıyor. Bu da ileriki yaşantılarında değersizlik hissine ve kaygıya dönüşebiliyor.

EVLİLİK ORTAKLIK DEĞİLSE, NE KALIYOR?
Eşler arasında sorumluluklar adil paylaşılmadığında evlilik bir ortaklık olmaktan çıkıyor. Kadınlar çoğu zaman hem evin ekonomik ihtiyaçlarını karşılıyor hem de ev içi düzeni sağlamakla yükümlü oluyor. Bu, zamanla duygusal tükenmeye, öfkeye ve depresyona yol açabiliyor. Erkek ise işlevsiz bir duruma geçerek ilişkiyi sürdürülemez hale getiriyor.
Bazı durumlarda erkek, ilişkideki tüm yükü eşine devretmesine rağmen karar mekanizmasında söz sahibi olmaya çalışıyor. Kadınlar bu noktada kendilerini hem duygusal hem ekonomik olarak yalnız hissediyor. Bu da “neden bu ilişkiyi sürdürüyorum?” sorusunun sıkça sorulmasına sebep oluyor.

SESSİZ ŞİDDET: FİZİKSEL OLMASA DA YIPRATIYOR
Ev erkeklerinin bulunduğu ilişkiler çoğu zaman görünürde şiddet içermese de, yoğun bir psikolojik ve ekonomik şiddet barındırabiliyor. Kadınlar hem yorulmuş hem de suçlu hissettirilmiş bir biçimde ilişkilerini sürdürmeye çalışıyor. Toplum baskısı, çocuklar ya da ekonomik endişeler nedeniyle de bu durumdan çıkmak kolay olmuyor. Ancak sağlıksız bir evliliği sürdürmek, bireylerin ruhsal sağlığı kadar çocukların gelişimi açısından da büyük risk taşıyor.

SAĞLIKLI MODEL İÇİN NE YAPILMALI?
Bu tarz ilişkilerde açık iletişim büyük önem taşıyor. Çiftler, rollerini net biçimde tanımlamalı ve beklentilerini dürüstçe konuşmalı. İlişkinin sadece maddi değil, manevi ve ev içi emek açısından da dengeli olması gerekiyor. Gerekirse profesyonel destek alınmalı. Ayrıca toplumun da “kadın idare etsin” bakış açısından uzaklaşarak, “erkek de sorumluluk alsın” anlayışını benimsemesi gerekiyor.




