Yaşar Alptekin: Artık tamamen arındım

Cübbe taktı, sarıkla şalvarla gezdi, sonra tekrar takım elbiseye döndü. Kimi 'Delirdi' dedi, kimi de 'Meczup'. O ise 'Bataklık ve pislikteydim. Doğru yolu buldum' diyor. Eski manken Yaşar Alptekin o kadar ani değişti ki annesi bile 'Seni canlı bomba yapacaklar' diye korkmuş. Arkadaşları onu psikoloğa götürmek istemiş. Yaptıklarıyla gündemden düşmeyen Yaşar Alptekin geçtiğimiz ay eski eşi Nilgün Hanım'la 21 yıl sonra tekrar evlendi. Yaşar ve Nilgün Alptekin’le buluştuk, bilinmeyenleri konuştuk

Son Güncelleme:
A A
Yaşar Alptekin: Artık tamamen arındım

■ 21 yıl sonra kızınızın annesi ile tekrar evlendiniz. Nereden esti bu?

Yaşar Alptekin: Hayatı deli dolu yaşadım. Pişmanlıklarım çok fazlaydı. Arındım. 26 yaşındaki kızım “Baba, ben anneme gitsem seni özlüyorum, sana gelsem annemi... Ben tam bir çocuk olmak istiyorum, annemle barışın” dedi. İlk başta garipsedim. Aradan yıllar geçmişti. Nilgün’ün hayatına benden sonra tek bir erkek girmedi. Edebini hep korudu. İkinci baharımızı birlikte yaşamayı teklif ettim. Ertesi gün onu arayıp “Ne zaman bana yerleşeceksin?” dediğimde, “O teklif şaka değil miydi?” diye sordu. Gerçekten şaka zannetmiş. Evlendik ve şu anda kimsenin tahmin edemeyeceği kadar mutluyum.

■ 21 sene sonra bu kararı vermek zor olmadı mı Nilgün Hanım?

Nilgün Alptekin: Biz evli olduğumuz dönemlerde o kadar huzurlu değildik. O dönem Yaşar evliliğe hazır değildi. Onun çok meşhur olduğu bir dönemdi. Kadınlar çok fazla çevresindeydi. Bu durum beni rahatsız ediyordu. Ama artık yaş oturdu.

Y.A: Kadınlar konusunda haklıydı. Bir gün pistte dans ediyorduk. Kadının teki geldi ve Nilgün’e çelme atıp, benim boynuma sarıldı. Nilgün de doğal olarak çıldırdı. O kadınla ilişkim olduğunu düşündü. Nilgün bana çok güveniyor ama kadınlara güvenmiyordu.

■ Demek ki siz de o güveni Nilgün Hanım’a verememişsiniz…

Y.A: En meşhur olduğum dönemde sırf Nilgün kıskanmasın diye mesleğimi bıraktım. Podyumlara ve sinemaya veda ettim. Bunu kim yapar? Gidip onun yanında çalışmaya başladım. Hiç aldatmadım ama bir karanlık dönem elbette var. Nilgün’ün bir ara kıskançlıkları öyle arttı ki; arabaya binse emniyet kemerinin kadın koktuğunu söylüyordu. Hatta saçımı koklayıp, “Senin saçın sigara değil şampuan kokuyor, kesin bir kadınla birlikte oldun ve bir yerde duş aldın” diyordu. Bunalınca “Aldatayım da bu davranışları hak edeyim bari” dedim. Yapar yapmaz da zaten elime yüzüme bulaştırdım ve yakalandım.

ÖLSEM “REKLAM YAPMAK İÇİN ÖLDÜ” DİYECEKLER

■ Nilgün Hanım neden 21 yıllık süreçte hayatınıza kimseyi sokmadınız?

N.A: Yaşar ile ayrılınca annem, “Bu eve tek bir yabancı erkek girmeyecek” dedi. Kızımı anneannesi büyütüyor diye büyük vicdan azabı çektim. Bir kadının kızı varsa hayatına başka bir erkek girmemeli düşüncesini üzerime bir elbise gibi girdim. Çok acılar çeksem de belli etmedim, kızım için.

■ Bir TV kanalının canlı yayınında evlilik teklif edince reklam yaptığınızı düşünenler oldu.

Y.A: Çok ağır bir motor kazası yaptım, yüzüme onlarca dikiş atıldı. Ona da reklam demişlerdi. Ölsem, “Reklam yapmak için öldü” diyecekler. Çok ayıp! Nilgün böyle bir şeye kendini alet eder mi? İkimizi de bu yola iten kızımızdı. Başka söze gerek yok.

N.A: Yaşar’ı da hâlâ seviyorum. Sevgi olmasa olmazdı.

■ Yaşar Bey, tuhaf bir dönüşümünüz oldu. Sizi sarıklı cübbeli gördük. Allah aşkına size ne oldu böyle?

Y.A: Yakışıklı, podyumların ve sinemaların vazgeçilmez adamıydım ve bir anda değiştim. Herkes bunu sorgulamadan yargıladı, kafayı sıyırdığımı, delirdiğimi düşündü. Kimse “Neden?” diye sormadı. Oysa ben İslamiyet’le tanıştım, özümü buldum. Ben özümü bulurken IŞİD üyesi sanılıp gözaltına bile alındım. O kendini arama ve bulma dönemiydi. Cat Stevens da Yusuf İslam’a dönüştü. O da cübbe ve sarığa büründü. Sonra orayı terk etti.

HER ŞEY SAKIP SABANCI’NIN CENAZESİNDE BAŞLADI

■ Bu dönem nasıl başladı?

Y.A: Ben son derece modern, laik bir insandım ama Sakıp Sabancı’nın cenazesi bende büyük etki yarattı. Türkiye’nin yarısına sahip servet sahibi biri ölmüş, giderken yanında bir bez parçası dışında bir şey götüremiyor. Cenaze, şöhretlerle fotoğraf çektirmek isteyen insanlarla doluydu. Kimisi de iş için gelmiş, kartvizit alışverişi yapıyordu. Orada ölüm diye bir gerçek var ve kimse farkında değil.

■ Peki ya sonra?

Y.A: O zamanlar ne boy abdesti almayı biliyorum ne de namaz kılmayı. Tüm kutsal kitapları okudum ama hiçbiri bana göre değildi. Sanırım Rabbim de bu arayışımı gördü. “Bu şapşal kulum beni arıyor ama başka yerlerde arıyor” demiş olmalı. Sakıp Sabancı’nın cenaze namazı dönüşümüme vesile oldu. Fatih Camii’nin yolunu bile bilmeyen adamdım. Ve din konusunda sıfır kilometreydim. İçki, rakı, şarap boldu... Namaza başladığımda kendi ailem bile şaşırdı ve hatta beni dışladı. Bir arkadaşım “Sen gerçekten delirdin. Seni psikoloğa götüreyim” dedi. Ben bile neredeyse delirdiğime inanacaktım.

■ Herhangi bir tarikata katıldınız mı?

Y.A: Dine aç olduğum için Türkiye’de ne kadar tarikat ve cemaat varsa dolaştım. Çünkü kendi çevrem, mahallem bu konuda bana yardımcı olamazdı. Her yerden bir şey öğrenmek istiyordum. Namaza ilk başladığımda takım elbiseliydim. Sonradan şalvar ve cübbeye girdim. Önceden şalvarlı, sarıklı insanları gördüğümde “Bu devirde böyle dolaşılmaz. Bunlar kafayı yemiş” diye kızardım.

■ Cübbe ve sarığı ilk giydiğinizde neler hissettiniz?

Y.A: İlk zamanlar tenhalarda yürür, insanlardan kaçardım. Beş yıl boyunca böyle dolaştım. Sonra Menzil tarikatına mensup bir ağabey “Bizi kisvemizden dolayı kabul etmiyorlar, dinlemiyorlar. Sen de bizim gibi dolaşırsan, seni de ciddiye almazlar. Namazını kıl ama böyle dolaşma” dedi. Ben yine ikna olmadım ama sonra yine vekil ağabey “Cat Stevens, Yusuf İslam olunca cübbe ve sarığa büründü ve hayranları onu takip etmeyi bıraktı. Fakat boksör Muhammed Ali, takım elbise ile dolaştı ve birçok insanın Müslüman olmasına vesile oldu. Sen Cat Stevens değil Muhammed Ali ol” deyince kafama yattı.

■ Nilgün Hanım, Yaşar Bey’in bu halleri size garip gelmedi mi? Nasıl kabullendiniz?

N.A: İlk başta çoook garipsedim. Onun meczup olmadığını biliyordum. Ruhunu arındırdığını ve samimi olduğunu sonunda anladım. Başkaları gibi alkolik olsa, uyuşturucu kullansa daha mı iyiydi? Herkes bir yere sapıyor, Yaşar, kaybettiği yolunu arayan bir çocuk gibi geldi bana. Yaşar’a benimle evlendiği için “Jigolo” bile dediler ama bilakis Yaşar çok zengin. Şarköy’de ailesinden kalan ciddi bir serveti var.

■ Sizi bu süreçte çok yargılayan ailenizin tutumu değişti mi artık?

Y.A: Annem ve babam CHP’li. Bir gün abdest almaya gidiyordum. Annem “Sen bir tarikata üye mi oldun? Doğruyu söyle. Sen salaksın seni kandırırlar. Seni İran’da canlı bomba yaparlar” diye isyan etti. Nasıl ağlıyor, anlatamam. “Yok öyle bir şey” dedim. Bu sefer de “Nereden çıktı o zaman bu beş vakit namaz” dedi. Babam da peşime adam taktı, uzunca bir süre beni takip ettirdi. Ama sonrasında annemi Umre’ye götürmeyi Rabbim bana nasip etti. Rahmetli bana “Oğlum beni affet. Sana yapamadığımızı sen bize yaptın, bizi Allah’la tanıştırdın” dedi. “Anne sen beni doğurmasan ben seni buraya getiremezdim” dedim. Bu kadar bataklıktan, pislikten çıkıp hidayete erdim. İslamiyet’le şerefendim.

MUHAFAZAKARLAR MİNİ ETEKLİ KADINA KARIŞMAMALI

■ O kadar mı kötü bir hayatınız vardı?

Y.A: Bana göre kötü. Hele de şimdiki yaşantıma baktığımda… Sonuçta zina yaptım, alkol içtim, diskolarda, barlarda eğlendim. Günaha girdim. Bana 14 yıl önce beş vakit namaz kılacağımı söyleseler “Ya yürüyün gidin! Manyak mısınız” derdim.

■ Eşinizin de tesettürlü olmasını istiyormuşsunuz ama değil…

Y.A: Evet, gönlüm öyle istiyor ama baskı yapmam asla.

N.A: Ben Atatürkçü’yüm ve laiklikten yanayım. İki farklı görüşten insan olarak bugün aynı evde gayet mutlu olabiliyorsak bu her yerde olabilir. Özlenen fotoğraf işte bu.

Y.A: Allah bile insanları kategorize etmezken bize ne oluyor? Ben kimseyi kategorize etmem. İçimden dua ederim.

KIZIM BENDEN UTANDI

■ Kızınız bu yaşadıklarınıza nasıl bakıyor?

Y.A: Kızım ilk zamanlar benden çok utandı. Yanımdayken bir arkadaşını görünce kaçardı. Modern bir kız sonuçta... Şalvarlı bir baba var yanında. Ben de utanmasın diye çok yanına yaklaşmıyordum. Öyle bir dönem yaşadık. Ama biz farklılıkların birleştirdiği güzel bir aileyiz. Mardin gibiyiz. Orada bütün dinler bir arada ve mutlu. Biz de aile olarak küçük bir Mardin’iz. Ben de teklif vardır ısrar baskı yoktur.

SOKAKTA SİGARA İÇEN KADIN UCUZDUR

■ Türkiye’nin muhafazakarlaştığını düşünüyor musunuz?

Y.A: Tabii. Tesettürlü hanımlar bu kadar rahatlıkla sokakta dolaşamıyordu. Evlerinde oturuyorlardı. Özgür değillerdi. Şimdi ise kendi hayatlarını yaşayabiliyorlar. Böyle olması da gerek zaten. Muhafazakarlar mini etekli kadına karışmamalı. Mini etekli bir kadın da sakallı bir adama karışmamalı. Kadınlar, tesettürle harama karşı kendilerini korurlar. Bazı tesettürlü kadınlara bakıyorum; dudaklarda ruj, gözler sürmeli, koku yoğun, dapdaracık kıyafetler...

Tesettür bu olamaz. Bu şekilde Müslüman değil ancak Süslüman olurlar. Böyle yaparak İslam’a zarar veriyorlar. Bir de tesettürlü olsun ya da olmasın sokakta sigara içen kadın ucuzdur.

■ Ama önceden bir kadınla rahatlıkla alkol alıyordunuz, sigara içiyordunuz. O zaman tuhaf gelmiyordu galiba?

Y.A: Hayır, sigaraya o zaman da karşıydım. Benim iki diskom vardı. Beni içki içiyor zannetsinler diye şarap kadehine vişne suyu koyardım. İçki içtim. Ama hayatım boyunca bir kasa içmişimdir. İçkiyi hiçbir zaman sevmedim. İçince zaten gözlerim kıpkırmızı olur.

RÖPORTAJ: ALEV GÜRSOY CİMİN

alev.gursoy@posta.com.tr

Sıradaki haber yükleniyor...
SIRADAKİ HABER Rusya'nın güzellik kraliçesi tacını kaybetti