Yaşasın babam iflas etti!

6 kişilik Şahin Ailesi, baba iflas edince bambaşka bir hayata başladı. İflası hayallerini gerçekleştirmek için bir fırsat olarak gördüler; birikmiş tüm parayla bir karavan aldılar ve başladılar seyahat etmeye…

16 Şubat 2019, Cumartesi 08:30
A A
Yaşasın babam iflas etti!

Işıl CİNMEN

isil.cinmen@posta.com.tr

İmza fotoğrafı: Paşa Güven

“Önemli olan başınıza ne geldiği değil, bu gelenle ne yaptığınızdır” demişti Amerikalı yazar ve düşünür Jim Rohn. Ufkumu açan cümlelerden biriydi.

21 yaşındaki Beyzanur Şahin’in YouTube’a yüklediği ‘Yaşasın babam iflas etti’ başlıklı videoyu izleyince, “İşte bu!” dedim; “Jim Rohn’un anlatmak istediğini Beyzanur uyguluyor.”

Beyzanur Beykent Üniversitesi’nde yüzde 75 bursla Biyomedikal Mühendisliği okuyor. Çok akıllı, pırıl pırıl bakıyor. Sizin de tanımanız için onunla buluştum. Hikayesinden, bakış açısından, hayata tutunuşundan öğrenecek çok şey var. Buyurun… 

İnsanlar iflas ettiklerinde üzülür, sen “Yaşasın babam iflas etti” diyorsun. Nasıl oluyor bu? 

İflas, bizim için bambaşka hayata açılan bir kapı oldu. Babam toptan gıda satıyordu, esnaftı. Hep çok çalışırdı, pazar günleri bile işte olurdu ama işleri üç yıldır kötü gidiyordu. Geçen Mart’ta bir sabah annem beni neşe içinde arayıp “Baban iflas etti!” dedi. Gülme krizine girdim. Yanımdaki arkadaşım deliymişim gibi yüzüme bakıyordu. Babamın iflas etmesine bu kadar sevinmeme anlam verememişti.

Anlamamıza yardım et lütfen.

Annem ev hanımı ve hayattaki en büyük hayali yolda olmak, seyahat etmek ve bir karavandı. Ondan o kadar çok dinlediğimden olacak ki benim hayalim de aynıydı… Oturup ağlayarak bazı şeyleri düzeltemeyeceğimizin farkındaydık; felaketi de fırsata çevirmeye karar verdik.

Arjantinli bir aile var: Zapp Ailesi. Onlara hep imrenirdim. Onlar da bizim gibi altı kişilik bir aile ve 16 yıldır eski bir karavanla dünyayı geziyorlar. Her gittikleri yerde bir şekilde para kazanıyorlar ve sonraki duraklarına karar veriyorlar. Zapp Ailesi’nin en küçük çocuğu bile büyük insan gibi konuşuyor, hepsi birkaç dil biliyor. Bu dünyaya geldiysek katı kurallar koymak, ezberler yapmak yerine özgürce keşfetmemiz gerekmez mi?

Elbette ama o kadar borcunuz varken nasıl karavan aldınız? 

Birçok bankaya olan borcumuzu kapattık ama biri kaldı, faizi çok yüksekti. Anneannem de bize yardım etti. “Faizi ödeyemiyoruz, en azından ana borcu ödeyelim” dedik ama banka kabul etmedi. Elimizde 70 bin lira vardı.

Annem babama dedi ki: “Borcu kapayamayacaksak, o zaman karavan alıp gezelim. Son paramızı senin mutluluğuna harcayalım. Sen hep bizim mutluluğumuz için çalıştın. Bunu da böyle yapalım.” Sürekli haciz memurları kapıya geliyordu. Annem “Artık biz evde yokken gelsinler, ne istiyorlarsa alıp götürsünler. 

Önemli olan tek şey sağlımız” dedi ve 1 Temmuz Pazar günü gece 00.00’da Adana’dan yola çıktık.

Çevreniz bu kararınızı nasıl karşıladı?

Karavanda yaşayacağımızı duyduklarında destekleyen de oldu desteklemeyen de... Kuralların içine hapsolmuş insanlar çizgi dışı ne yapsan aykırı buluyor. “Yeni iş kurmak yerine karavan mı alıyorsunuz” diye kızanlar bile oldu…

Oysa o karavan artık hem evimiz hem işimiz olacaktı. 64 bin liraya bir karavan bulduk, kalan parayla da sadece benzin aldık. Aylarca babamın iş yerinden, kalan erzakla, pirinç ve bulgurla idare ettik. Gittiğimiz yerlerde de teyzemin eski gelinlik mağazasından kalan boncuklardan yaptığımız bileklikleri sattık. Biz “Keşke” demek yerine denemeyi seçtik. 

Kardeşlerin okul çağında. Onlar ne yapıyor?

Okula uygun davranmamız gerekiyor elbette. Şimdilik seyahatleri okul zamanına göre ayarlıyoruz. 

Senin en büyük hayalin ne?

Sırt çantamı alıp dünya turuna çıkmak… Bu yaz için planlarım var; ‘Work and Travel’a katılmayı istiyorum. Onun dışında bilim benim tutkum… Bölümümün ARGE çalışmalarına katılıyorum, alanımda part-time çalışıp kendimi idare ediyorum.

Bir yandan tiyatroyu çok seviyorum. Hafta sonu tiyatro yarışmalarına katılacağım. Yalnızca beş saat uyuyorum. Uykuya vakit ayıracak vaktim olmuyor.

Gezerken neler gördün?

Hayatımda ilk defa Samanyolu’nu seyrettim, Olimpos’ta. Kapkaranlık gökyüzünde defalarca yıldız kaydı. Kapadokya’da güneşin doğuşunu seyretmek için sabahladım.

Köylerde ineklerden süt sağdık, kuzuları biberonla besledik. İnsanlar hikayemizi duyup bizi evlerinde ağırladı, yemekler yedik beraber. Bambaşka hayatlar, farklı farklı hikayeler gördüm. Hepsini kabul etmenin ne kadar güzel ve olağan olduğunu anladım…

Hikayeni YouTube’a koyma fikri nereden çıktı?

İflasta depresyona girmeden bir şeylerin yapılabildiğini göstermek istedim. Birkaç kişinin bile olsa hayata olumlu bakabilmelerine faydam olursa ne mutlu bana diye düşündüm. Hem de kendime hatıra kalsın istemiştim, bu kadar büyüyeceğini düşünmedim çok mutluyum. 

Tüm bunlar sana ne öğretti? 

Yarın ne olacağımız belli değilken üç sonrayı düşünmek çok anlamlı değil. Para düşünüldüğü kadar mühim değil, her şey demek değil. Ben Beykent Üniversitesi’nde yüzde 75 bursla Biyomedikal Mühendisliği okuyorum.

Kalan yüzde 25’i nasıl ödeyeceğim bilmiyorum ama bir şekilde kazanıp ödeyeceğimi biliyorum. Önemli olan her kötü olayın içindeki iyiyi görebilmek ve çabalarsak her inişin bir çıkışı olduğuna inanmak. Olmazsa da yapacak bir şey yok. Biraz teslimiyet iyi hissettiriyor.

Bazı insanlar bize “Pollyanna” diyor, iyimserliği yadırgıyor ama iyimser olmaktan kime ne zarar gelir ki? Asıl yorucu olan, enerjiyi yok eden, fikirlere engel olan kötümser olmak değil mi? O yüzden kötü enerjiyi bastırın ve kötüyü dillendirmeyin. Zorlanılan anlar olabilir ama o anları çok uzatmayın. İçinizde de kısa kesin. İyi düşünün ki iyi olsun. Sağlık ve aile, daha önemlisi yok. 


Sıradaki haber yükleniyor...