Çengelköy'ün fistanlı çiçekçisi

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Diyarbakırlı “Paşalar”ın Fehmi, mahallesinin güzel kızı, uzun sarı saçlı, yeşil gözlü Behice’ye çoktan göz koymuştu da aileleri ‘yaşları ufaktır’ diye evlendirmemişti onları. Sonunda, iş tatlıya bağlandı. Oğlumuz 17, kızımız 15 yaşına gelince gerdeğe girdiler. Daha askerliğini yapmamış Fehmi’ye, bakkal ve bir de turşu imalathanesi olan babası, komşular ‘işsiz güçsüz’ demesin diye, bir dükkân kiraladı, radyo tamircisi oldu. Fehmi, askerden döndüğünde yeni bir dükkân açtı. Artık TV kurma ve tamiri de yapıyordu. Becerikli çocuktu; çekirdekten yetişmeydi, ama işine ustaydı. Kendine kısa sürede bir çevre yaptı. Yıllar böyle geçti. Behice’nin babası da kabzımal olduğundan esnaf yaşayışına yabancı değildi. Gene de ustanın işten sonra hemen eve dönmeyip orada burada vakit geçirip eğlenmesine kızıyordu yani... Sabırlı kadındır ama Behice Hanım. Neyse, bir zamanların alemci Fehmi’si de giderek duruldu, iş çıkışı evinin yolunu tutmayı öğrendi.

Diyarbakır Kız Meslek Lisesi mezunu Behice, kocasına iki oğlan bir kız verdi. Onları büyüttüler, okula gönderdiler. Büyük oğlan Ercan, Malatya Üniversitesi’ne girdi, jeoloji okudu. Ortanca oğlu Ejder, İTÜ’yü kazanınca dükkânı ve evlerini kiraya verip İstanbul’a göç ettiler. Diyarbakır’ın eski tadı kalmadığı gibi, radyo-TV tamiri de pek kazandırmıyordu zaten. Behice Hanım’ın annesi İstanbullu olduğundan yeni çevreye uyumda çok zorluk çekmediler. Ama geçinmek, kira, çocuk okutmak için medar-ı maişet motorunun da suda yüzmesi gerekiyordu.

Yıl 1994... Ev hanımı Behice hayatında ilk kez evi dışında çalışmaya başladı. Kız Meslek Lisesi’nde çiçek tasarımı okumuş olmasının yararını gördü, Nişantaşı’nda bir modaevinde durdu bir yıl. O sırada Fehmi de Üsküdar’da Zeynep Kâmil Hastanesi’ne komşu bir TV servisi açmıştı, ama işler tatsızdı. Derken, Erenköy Tüccarbaşı’nda bir çiçekçi dükkânını devraldılar. Behice Hanım, taze çiçek işini de becerdi. Ama, araba kullanmasını bilmediği için dışarıdan çiçek siparişleri için kocasını çağırıyordu, arabasıyla gelip çelenkleri, sepetleri adrese teslim etsin diye.

Borç yiğidin kamçısıdır

Böylece, beraber çalışmaya başladılar. Ne var ki, dükkânın mülkü satılınca çıkmak zorunda kalacaklardı. Çengelköy’de bir akrabaları tavukçu açmış, başarısız olmuştu. Yerini onlara önerdi. Şevket Altuğ’un ünlü “Süper Baba” dizisinde eşsiz oyuncu İsmet Ay’ın rol icabı tezgah kurduğu dükkânın bulunduğu Üzümözü Sokağı ile anayol kavşağında bu kez gerçek bir çiçekçi açılıyordu. Hava parası yüksekti ama işleri fena değildi. Borç yiğitin kamçısıdır ya, çalıştılar, çabaladılar, kendilerini çevreye sevdirdiler.

Çengelköy zaten uygar yerdir; kimse kimseye “Nerden geldin?” demez, insanları bir tutar. “Çengelköy insanı, bana eski Diyarbakır’ı hatırlatıyor. Herkes birbirini tanıyor ve kolluyor. Ben de onları akrabam gibi görüyorum. Onlar benim ciğerim gibidir. İstanbul’un böyle nezih bir yerinde yaşadığım için kendimi şanslı hissediyorum”... Bu arada büyük oğulları Ercan da jeologluğu bırakıp onlara katıldı. Elektronik mühendisi çıkan Ejder ise çoktan beri uluslararası ihalelere katılan bir şirkette çalışıyor.

Behice onunla da gururlanıyor; “Katar Havaalanı’nın elektrik projelerini o çizdi”... Kızları Yeşim’i ise, liseyi bitirir bitirmez Diyarbakır’da amcasının fotoğrafçı oğluyla evlendirdikleri için gözleri arkada kalmıyor; “Bildiğim insan, çalışkandır, iyi huyludur”... Uzaktaki torunlarını, kızından Irmak, Ejder’den Nisa, özler durur fotoğraflarına baka baka; birkaç günlüğüne kavuşunca, dünyalar onun olur.

Sabahın altısında işbaşı

Hayat böyle geçiyor işte. Dahası, müşterileri onlardan memnun, onlar da müşterilerinden. Çevredeki şık lokantaların masa vazoları, düğün, nişan, yıldönümü kutlamaları için güvenilir bir adres oldular kısacası. 1957 tevellütlü Behice Hanım, İstanbul’da da hiç terk etmediği işlemeli Diyarbakır fistanı ve puşudan başörtüsüyle sabahın altısında işbaşı yapar, her daim güleçyüzüyle, yılın 365 günü... Türküdeki gibi “Başındaki puşu mudur loy loy / Diyarbakır işi midir loy loy...” Fehmi ve Ercan da arttırmaya girer, çiçekleri alıp gelirler dükkâna.

Behice, tatil matil bilmez ama oğluna dayanamaz, arada ona izin verir birkaç gün. Mutluluk ne ola ki? “Mutluluk bence insanların çile çekmeden yaşamasıdır” der; “İnsanın işi yolunda giderse, her şeyden mutlu olur...” Memleketinin yağlı ekmek ve bulgur ekmeğini pek sevdiğimi bilir ya, geçenlerde Diyarbakır Ekmek Fırını’nından kızına özel aldırtıp getirttiği bu yöresel ekmeklerden bir sürpriz hediye paketini önüme koymaz mı? Reddi mümkün değil; mikrofırına atıp ısıttık, yedik bir güzel Çengelli dostlarımla. Sıra geldi, balkonunda yaptığı meşhur ciğer kebabına ve kuru dolmasına... Fehmi’nin dost sofrasında, çiçek düren becerikli ellerden onları da tadarız elbette.

(Bu yazı 27.11.2010 tarihli Cumartesi Postası'ndan alınmıştır.)

Sıradaki haber yükleniyor...
holder