Hem Dindar hem liberal: Hacı Bahattin Coşkulu

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

nnesi, Bursa’daki Atatürk heykelini kaidesine diken mühendisin kızı Cumhur Türkân, babası Sivas’ın köklü ailesi Hızırların oğlu tüccar Ebubekir Sıddık. Adlarından belli, farklı çevreden olsalar da uyumlu ve dünyaya açık, mükemmel bir aile ortamı yaratmışlar. Öyle ki Bahattin Coşkulu, mütedeyyin babası ona “Namaz kıl, oruç tut” dememişse de bir gün onun gibi Hac’ca gidecek, buna karşın dostlarını toplumun her kesiminden seçecek, onlarla aynı masada muhabbet ederken kendi alkole el sürmese de dileyenin içki içmesinden sıkıntı duymayacaktı...

Dahası, dini inançları kuvvetli ama başları açık karısı ve kızlarının örtünmelerini arzulamayı bile aklının köşesinden geçirmeyecekti. Kısacası Bahattin dostumuz dinine bağlılığı kadar, liberal olmayı da başaran çok renkli bir kişidir. Annesi, Sivas’a 1946’da gelin gelir. Ebubekir Bey 1951’de İstanbul’a temelli yerleşir, Sirkeci’de deri ve kösele üzerine iş yeri açar. Bahattin 1954’te Fatih’te doğdu. Dördü erkek biri kız, beş kardeştiler. Kendinden bir büyüğü, çocuk yaşta şeker hastalığından ölünce Bahattin kardeşlerin büyüğü oldu. Ortaokuldayken, babası Kandilli’de bir yalı aldı. Gençlik işte; Boğaz akıntılarında yüzmek, bir-iki kez karşı sahile geçmek, sandalla balık avlamak...

Vefa Lisesi’nden mezuniyetin ardından, 17 yaşında babasıyla çalışmaya başladı. Sorumluluk aldı, başardı, çekirdekten yetişti. İşinde hırslı ve becerikliydi. Sirkeci Akbank’ta çalışan Çerkez kökenli güzel kıza aşık oldu, evlenme teklif etti. “Allah yazmış; bankadan ayrılmıştı, ailece gittik istedik”. Nilgün Hanım’la evlendiğinde 19 yaşında. Bugünkü göbeği yok; 75 kilo, tığ gibi... 1980 ve 1981’de peş peşe iki kızları oldu. Büyüğü, uluslararası ilişkiler okurken evlenecekti. Küçüğü ise eczacı olacak, bir ilaç firmasında önemli göreve gelecekti. Derken, Coşkulu Ailesi fabrikasyon ayakkabıcılığa yöneldi, bir süre sonra da fabrikayı bırakıp lastik ayakkabı markalarının baş dağıtımcısı oldu.

Ne var ki babaları 1992’de Mekke’de ölünce özellikle Bahattin çok sarsıldı; dünyaya bakış açısı, hayatın anlamı değişti. Çok sevişirlerdi, “Burnumun direği hâlâ sızlar”... Abileriyle birkaç yıl daha çalıştılar. Şükür, işleri yine iyiydi. Ama 2000 yılında “giden C M Y B C M Y B A arabadan indik birdenbire”... İşi bıraktılar. Hiçbir gürültü çıkmadan, gene uyum içinde... “Dünyaya daha rahat, yumuşak, başka bir cepheden bakayım diye erken emekli oldum.” Eşine, çocuklarına daha çok vakit ayırmak istiyordu artık. “Bizde aile mefhumu çok güçlüdür.” Bugün bile, misal, eşi Sapanca’daki yazlığında kızlarıyla olsa, günde dört-beş kere cep telefonuyla onu ararlar. Macerayı, fanteziyi, çapkınlığı hayatında düşünmedi. “Eşim ve çocuklarım sigortalarımdır. Eşim beni çok şımarttı. Bugün kiloma, üstüme başıma çok dikkat etmiyorsam, bu sırf, onun bana verdiği güven duygusundan.”

Cömert adamdır vesselam...

Bahattin’in ruhunda insan, dost kazanmak arzusunun sınırı yok. O, herkesle iyi geçinir, herkese yardımcı olmak ister. “Allah insana bir doluluk vermişse, paylaşmak zorundadır. Akıllı, sabırlı, varlıklı iseniz, başkalarıyla paylaşacaksınız. Adresi biliyorsan, tarif etmelisin yani...” Bu yüzden Bahattin’in danışanı çok olur. Başı şıkışan ona derdini açar. Hiç yakınmaz. Yemek muhabbetlerinde hesabı ödemezse içi rahat etmez. Kasaptan et almış giderken rastladığı tanıdığı, paketin yarısını vermeden bırakmaz.

Beş vakit namaza, evlendiği sene başlamıştı. 1986’da ilk umresini yaptı, 1992’de eşiyle birlikte hacı oldu. “Namazınızı vaktinde kılın; namazı kocatmayın, geciktirmeyin” dışında babasının din konusunda en ufak sözü olmamıştı oysa. Sabah namazını evinde kılar, öğle, ikindi, akşamı dışarda. En çok Beylerbeyi’ne gider arkadaşları Aydemir ve Ömer’le birlikte. Önce ibadet, sonra muhabbet. Yerel “ekibi” onu bekler zaten, Edebiyat Fakültesi Sinema Bölümü mezunu imam Ramazan Hoca ve müezzin Eyüp başta olmak üzere. Namaz sonrası keyifli bir sofra ve bol şamata... Aynı zamanda klasik Türk müziği ustası olan Ramazan Hoca’nın Ramazan’da teravih sonrası alçak sesle söylediği şarkıların keyfine doyulmaz. Sonra kafile halinde Çengelköy’e gelinir. Seval Pastanesi’nde Kadir, Mustafa ve Özcan’ın katılımıyla sohbete devam...

Tabii Hacım, kendi buluşu bir bardak limonata içinde bir top limon sorbesini afiyetle bitirir. Doğrusu, kadife yürekli Bahattin bey biraderimiz güzel yiyeceklere dayanamaz. “Ağız tadım daima gönül tadıyla birleşir” der. Bir gün, bizden habersiz, denizyollarından emekli “çift çıpa” Şaban ile atlamışlar, Sapanca’daki evinin bahçesinde kiraz yemeğe gitmişler. Biraz fazla mı kaçırmışlar ne, her ikisi de üzerinize afiyet, ishal olmamış mı?..

Denizin bile ütülüsünü sever

Gönül insanıdır Bahattin. Kimsenin aleyhinde konuştuğunu duymadım. Hırçınlığı, saldırganlığı sevmez, gerilimli ortamdan hazzetmez. “Denizin bile ütülüsünü severim, buruşuğunu değil.” Varlıklıdır, yalıda oturur ama sözünü etmez. Çünkü sahip olduğu her şeyi Allah’ın malı olarak görür. Merhum babasının sözünü hiç unutmaz: “On liranızın dokuz lirasını kimseye hissettirmemeniz gerek.

Daima bir liralık pozisyonda durun!” Hacı Bahattin sadece insanlara faydalı olmaya çalışır. “Faydalı olmak, bir keyif işidir; keyif almazsanız faydalı olamazsınız.” Gelgelelim, kendini biraz ihmal ediyor bu aralar. Merdiven çıkarken zorlanıyor. Onu sevenler jürisi toplandı, işte karar: Geçmiş yıllarda Kadir dostu ile birlikte yaptığı ve epeyce kilo verdiği sabah yürüyüşlerine yeniden başlamalı. Düşük tempoda ve de her gün!.. Liberal Hacım unutma, sen ailene, bizlere ve bu topluma ruhen ve bedenen lâzımsın...

(02.07.2011 tarihli Cumartesi Postası'ndan alınmıştır.)

Sıradaki haber yükleniyor...
holder