Heykellerin düşüşü

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Sanat dünyasının ırkçılığa karşı tepkisinden bir önceki yazımda uzunca bahsetmiştim. Şimdiye kadar yerel polis tarafından güvenliği sağlanan müze ve galerilerin tepki olarak bu hizmeti almayı durdurması, dünyanın hemen hemen her yerinde sanatçıların kolektif ya da bireysel olarak Black Lives Matter hareketini temel alarak üretim yapması, bu yıl Covid-19 pandemisi sebebiyle dijital ortama taşınan Art Basel’de gerçekleşen yüksek satış rakamlarının siyahi sanatçıların üretimleri olması gibi etkileri gördük.

3 boyutlu formdan oluşması sebebiyle temsiliyet duygusunu izleyicisine maksimum oranda hissettiren bir disiplin olarak heykel sanatı, tarih boyunca politik arena için de vazgeçilmez bir beslenme kaynağı oldu. Hemen hemen her ülkede politik liderlerin, aktivistlerin ya da o ülke için önemli olan zaferleri temsil eden heykellere rastlarız. Rönesans döneminde mükemmellik arayışı içeren teknik; kanlı canlı bir insanı temsil edecek kadar gerçekçi formlarıyla o insanın kopyası olma eğilimini taşıyordu. Metamorfik güce sahip heykellerin gerçekliği ve onu yansıtabilmek üzerine düşünmesi anıt heykellerde çok daha yoğun hissediliyor. İdeoloji ve din gibi kendisinin dışında bir şeyin temsili kaygısı taşıyan heykeller 20'nci yüzyıla kadar olan dönemdeki heykellere, ki çoğunlukla devlet liderlerinin güçlü formlarını mükemmelleştirerek birebir kopyalayacak şekilde yapıldığını gözlemleyebiliyoruz, kafamızda bu konu hakkında bir imaj oluşması kolaylaşıyor. 

Çağdaş sanat ile birlikte bu kaygının bir kenara bırakılarak formunun da aynı şekilde değiştiğini gözlemleyebiliyoruz. Ancak bu durum elbette bahsettiğim gibi anıtsal heykeller için geçerli değil. Birinin anısına yapılan heykeller bugün hala o kişiyi tüm estetik özellikleriyle birlikte yansıtmayı amaç ediniyor.

George Floyd’un Amerikan polisi tarafından öldürülmesi ile başlayan şiddetli protestolar dünya tarihinde yaşanan ve son dönemde göz yumduğumuz ırkçılık meselelerine tekrar odağımızı vermemizi sağladı. Çok yakın bir tarih olan 2015’te gerçekleşen korkunç Charleston Kilisesi saldırısında 9 Afrikalı Amerikalı’nın korkunç şekilde ölmesinin ardından Amerika genelinde ırkçılığı destekleyen devlet adamlarının isimlerinin verildiği meydanlar ve sokaklar değiştirildi, bu konuda farkındalık yaratılmaya başlandı. 2018 yılında ise Kanada’da Edward Cornwallis ve John A. Macdonald'ın heykelleri yine kolonileşme yapısını ve işgali temsil ettikleri gerekçesiyle kaldırıldı.

Heykellerin bu kadar tepki almasının sırrı ne? 

Temsiliyet gücünü sebebiyle protestocuların hedefi haline gelen ve devrilen heykellere bir yenisi geçtiğimiz günlerde eklendi. ABD’nin oluşumunda büyük rolü olan, Amerika kıtasını keşfeden kişi olmasının ötesinde tarihte etnik katliam yaparak dünyadaki sömürgecilik sistemini başlatan öncü kişi Kristof Kolomb’un heykelleri, Seattle'da protestocular tarafından yıkılıp parçalanmaya başladı. Çok geçmeden Amerika’nın diğer şehirlerindeki Kristof Kolomb heykelleri de aynı kaderi paylaştı.

Kristof Kolomb pek çok Amerikan yerlisi için katliamdan başka bir şey ifade etmezken, kıtanın ve devletin kurulmasındaki önemi sebebiyle de hemen hemen her şehirde heykelleri ve anıtlarıyla Amerikan halkının gözü önünde bulunuyor. Heykellerin düşüşü ya da grafitti sanatçıları tarafından boyanması durumuna önümüzdeki günlerde ulusal kanallarda çok daha fazla rastlayacağımız kesin. Tarihte bir heykelin düşüşü pek çok şey ifade eder. Çoğu zaman aynı anlama gelen devrik heykeller için Amerikan hükümeti endişe etmeye başlasa iyi olur.

Yazarlarımızdan

15 Temmuz 2020, Çarşamba 07:00
15 Temmuz 2020, Çarşamba 07:00
15 Temmuz 2020, Çarşamba 07:00
15 Temmuz 2020, Çarşamba 07:00
Sıradaki haber yükleniyor...
holder