Çalışan performansının nörobilimi

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Son dönemlerde ismini sıkça duyduğumuz bir bilim dalı olan Nörobilim; nöronların moleküler, hücresel çalışmalarından beyindeki duyusal, motor ve bilişsel görevlerin görüntülenmesine kadar oldukça geniş bir alanı inceliyor.

Bu çalışma alanının bölümlerinden biri de beynin davranışlara, davranışların da beyne olan etkisi. O nedenle, herhangi bir davranışın sebebini anlamaya çalışırken ya da herhangi bir konuda kendi davranışlarımızı şekillendirirken Nörobilim’in bu konuyu nasıl açıklık getirdiğini mutlaka bilmek gerekir.

Bu yazıda; yüksek performans, mutlu çalışanlar ve Nörobilim arasındaki ilişkilere bakacağız.

Gün içinde aldığımız tüm mesajlar yani gördüklerimiz, duyduklarımız, hissettiklerimiz; duyu organlarımız tarafından algılandıktan sonra uyarıcılar aracılığıyla beyne iletilir. Eğer alınan mesaj korku, kaygı, endişe şeklinde beyne iletilmişse, beyinde temporal lobun içindeki amigdala tetiklenir. Amigdala tetiklendiğinde, bir anda beynin en aktif çalışan ve diğer bölgelerini de etkisi altına alan beyin bölgesi haline gelir.

Şöyle örnekleyelim; freni patlamış bir kamyonun hızla üzerimize doğru geldiğini gördüğümüzde, gözlerimiz algıladığı bu mesajı beyne iletir ve beynin korku merkezi amigdala tetiklenir. Beynin pek çok bölgesi de amigdalanın etkisine maruz kalır. Çünkü o anda en öncelikli konu, gördüğümüz o tehdit unsuruna karşı hayatta kalmaktır. O nedenle de beynin tüm bölgeleri bu amaca yönelik çalışmaya başlar.

Günümüz koşullarında, beyne ilettiğimiz tehdit mesajlarının şekli değişmeye başladı. Yani sadece freni patlayan bir kamyonu görünce değil, direktörümüzden gelen olumsuz bir e-mail’i görünce, sürekli stres altında çalıştıkça, çalışma ortamında genel olarak kaygılar ve korkular ön planda olunca, beyin karşılaşılan bu durumları da tehdit olarak algılıyor ve üzerimize gelen kamyona verdiğimiz tepkileri vermeye başlıyor. Bu da beynimizdeki farklı bölgelerin, dolayısıyla bedenimizin de korku merkezi tarafından yönetilmesini sağlıyor.

Peki tüm bu bilgiler iş ortamında nasıl işliyor?

  • Amigdala beynin diğer bölümlerini de etkisi altına aldığı için, bütün vücuda stres mesajı iletiyor. Yani aslında ortada kaçılacak ya da saldıracak bir tehdit unsuru olmamasına rağmen, beden bir tehdit varmış gibi harekete geçiyor.
  • Beyindeki konumuna bakıldığında, amigdalanın hemen yanında bulunan hipokampüs, yani beynimizin hafıza ile ilişkili kısmı amigdalanın tetiklenmesinden en çok etkilenen bölge. Bu nedenle, endişe ve korku içindeki bir çalışan bildiklerini hatırlayamaz hale geliyor. Geçmişte kullandığı faydalı bilgileri hafıza merkezinden alıp uygulamaya geçiremiyor ve çok iyi bildiği konularda bile basit hatalar yapmaya başlıyor.
  • Amigdalanın tetiklenmesinden yüksek oranda etkilenen bir diğer beyin bölgesi de muhakemeden, kişilikle ilgili davranışlardan ve empati kurmaktan sorumlu frontal lobdur. Korku ve endişe içindeki bir çalışan, sağlıklı şekilde düşünemiyor, olayları doğru değerlendiremiyor, sağlıklı kişilik özellikleri sergileyemiyor ve empati kuramaz hale geliyor.
  • Frontal lob aynı zamanda problem çözme, fikir üretme, plan yapma ve yaratıcı düşünmeden de sorumlu olduğu için; çalışan kaygı ve korku içinde olduğunda farklı fikirler üretme ve olaylara farklı açıdan bakma becerisini de kaybetmeye başlıyor.
  • Sürekli endişe ve korku içinde olmak, amigdalanın sürekli tetiklenmesi anlamına gelir. Yapılan araştırmalar, 10 yıl boyunca sürekli tetiklenen amigdalanın etkisiyle, beynin diğer bölgelerindeki sinir hücrelerinin yaklaşık %50’sinin yok olduğunu ortaya koymuş. Dolayısıyla, mutsuz ve kaygı içinde çalışan bir personelin sadece o anki performansı değil gelecekteki beyin sağlığı da tehdit altında.

Dünya çapında 275,000 kişiyle yapılan 200’ün üzerinde çalışmayı inceleyen psikolog Sonja Lyubomirsky, Laura King ve Ed Diener; mutluluğun çalışma performansı, sağlık, ilişkiler, sosyal iletişim, yaratıcılık ve enerji de dahil olmak üzere neredeyse yaşamın tüm alanlarında başarı getirdiği sonucuna vardılar. 

Bu bilgiler ışında; eğer ekip yönetiyorsanız, insanların daha iyi hissedecekleri ve maksimum performanslarını ortaya koyabilecekleri bir çalışma ortamı yaratın. Bu amaç doğrultusunda pozitif uygulamaları çalışma alanınızdaki tüm stratejilere, kişisel gelişim girişimlerine ve tüm kurumsal seviyelerdeki sistemlere entegre edin.

Son olarak, Psikolog Lyubomirsky, King ve Diener’ın araştırmalarını noktaladıkları şu söze mutlaka kulak verin:

“Mutluluk başarının ön koşuludur, sonucu değil.”

Yazarlarımızdan

Sıradaki haber yükleniyor...
holder