Geçmiş öğütlerle gelecek inşa etmek: Cinema Paradiso

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Hayatlarımız boyunca pek çoğumuz, rutine bir anlık son vermek ve belki de bu sayede büyümek için alıştığımız ve uzun yıllarımızı geçirdiğimiz “o” yerden ayrılmış, önceden duyulmamış heyecanlarla dolu yeni yollara ani bir cesaretle adım atmışızdır. Ancak kabul edelim, vakit geçtikçe yenilikten dilimiz yanmış vaziyette o eski saf günlerimizin kıymetini de mutlaka anımsamışızdır. 

Çıktığımız beklenmedik yol, alışkanlıklarımıza bir diğerini eklemiş ve hatta bizler için daha iyi bir hayatı mümkün kılmış olsa dahi, geçmişi geçmiş yapan kalplerimizdeki o minik ukdeyi silmeye neredeyse hiçbir zaman yeterli olamamıştır. En az bir kez, büyümenin yarattığı farkındalıkla eski nadide anları başa sarmayı dilemiş, lakin hiçbir zaman geride bıraktıklarımızı ilk gördüğümüz halleriyle bulamayacağımızı er ya da geç anlamışızdır, öyle değil mi?

Gelin, tüm bu duygularımıza en içten şekilde tercüman olan Salvatore’un yaşantısına ortak olalım ve geçen zaman ile gelişen kimliğimizin bilincinde, geçmişimize bugünümüzden buruk bir gülümseme takınalım.


Sinemaya sığınıyordu

Sicilya’nın ufak bir kasaba meydanındayız; etrafımızda koşuşturan küçük çocuklar, evlerine su taşıyan kadınlar, meydanın kendisine ait olduğunu iddia eden kasabanın delisi... Telaşlı fakat bir o kadar mutlu kalabalığın arasında bir de, okuldan kurtulup kasabadaki tek sinema salonuna doğru koşan Salvatore Di Vita, nam-ı diğer Toto...

Savaşmaya gittiği Rusya’dan henüz dönmeyen babasının hasretinde, annesi ve kız kardeşiyle zor şartlarda bir yaşam süren küçük yaştaki Toto’nun en büyük eğlencesi, “Cennet Sineması” (asıl adıyla “Cinema Paradiso”) isimli bu sinema salonunda şimdiye dek izledikleriydi; özellikle dönem İtalyan halkı bir Frank Capra filmi izlerken nasıl ki dert ve tasalarından uzaklaşabiliyorsa, Toto da esirgeyici çocukluğunun kanatları altında üzüntü ve kötülüklerden öylece uzak kalabiliyor ve bunun için yalnız sinemaya sığınıyordu.

Kasabanın küçük sinema salonundaki filmleri izleyiciye ulaşmadan önce izleyip sansürlenmesi gereken planlara karar veren Peder’in tek kişilik gösterimlerine gizlice dahil olan Toto’nun bütün bu filmlere duyduğu büyük ilgi, onları seyretmeyi sevmenin oldukça ötesindeydi. Öyle ki, en büyük hayali bir gün bu sinema salonunun makinisti olmaya dönüşmüştü.


Alfredo gözlerini kaybedince...

Film şeritlerinin esrarengiz büyüsüne kapılan Toto, gelecekte bir gün hayalini gerçekleştirebilmek umuduyla fırsat bulduğu her an soluğu Cennet Sineması’nın projektör dairesinde alıyor ve makinist Alfredo’ya film gösterimlerinde yardımcı oluyordu.

Projeksiyon kabininde vakit geçirdikçe, ikilinin birbirlerine duyduğu hayranlık ve sevgi Sicilya’yı bir savunucu misali çevreleyen Akdeniz kadar büyümüştü. Günler ayları kovaladıkça, Toto Alfredo’yu savaştan bir türlü dönemeyen babasının yerine koymuş, Alfredo da onu hayatı boyunca büyük cümle ve öğütlerini sarf etmek istediği oğlu olarak görmüştü. Dahası, aralarındaki bu dostluğun tam ortasında kasabadaki bütün insanların ortak sevinçlerini, üzüntülerini, aşklarını ve hayallerini paylaştığı bu sinema yer alıyordu.

Döneminin tüm doğallığına karşın zaman burada da hızla işliyor, sürat günden güne değer kazanıyordu. Yıllar aldıkları ve verdikleriyle hızla geçip giderken, Alfredo’nun sinemada çıkan bir yangın sonucu gözlerini kaybetmesiyle Cennet Sineması’nın yerine inşa edilen yeni ve gösterişli sinema salonunun makinistliğini artık “Toto” gibi çocuksu bir isimle hitap edilemeyecek kadar büyüyen manevi oğlu Salvatore üstlenmişti. Üzerine bir de, genç Salvatore gönlünü öz babasından ayırt etmediği Alfredo’nun “aşık olunması gereken son kişiler” olarak addettiği bir mavi gözlü genç kıza kaptırmıştı. 


Asla geçmişin hayalini kurmayacaktı

Bir anda kendisini izlediği sayısız aşk filminden birinin içinde bulan karakterimiz, zamanla gerçek hayatın filmlerdeki gibi işlemediğinin hüzünlü biçimde farkına varmıştı; ne yazık ki yaşam, mutlulukların her daim huzurla yaşanmasına izin vermeyecek kadar gerçekti.

”Terk et burayı. Burası lanetlendi. Devamlı bir yerde yaşayınca dünyanın merkezinin orası olduğunu sanıyorsun. Hiçbir şeyin değişmeyeceğini sanıyorsun. Sonra gidiyorsun; bir, belki iki yıl… Döndüğünde her şey değişmiş oluyor. Çark kırılmış, bulmayı beklediğin şey gitmiş, senin olanlar kaybolmuş oluyor.”

Salvatore, gerçek aşkın bir bekleyiş ve sabır işi olduğuna bizzat tanıklık ederken, Alfredo ise minik dostuna bu sözleri fısıldamıştı. Zira, ileride pek çok başarı elde edebileceğine inandığı Toto’nun böylesine küçük bir yerde sonu belirsiz bir aşk için eskiyerek yok olmasını istemiyordu. Alfredo’nun öğütlerini dikkate alan Toto, sonunda bir gün doğup büyüdüğü bu kasabayı, aşkını terk etti ve giderken, gözleri kör olmasına rağmen kalbiyle gören Alfredo’ya bir söz verdi: ünlü bir yönetmen olduğunda geride bıraktıklarına dönüp yeniden bakacak ancak geçmişin hayalini asla kurmayacaktı.


Hiçbir şey aynı kalmaz

Toto, yıllar sonra Alfredo’nun ölüm haberini alarak kasabaya döndüğünde, geleceğin karmaşıklığı içinde çocukluğunu ararken adeta kaybolduğunu hissetti; bundan böyle yeni bir filmin içindeydi ve eskiden baktıklarıyla şimdi gördükleri arasında korkunç bir uçurum söz konusuydu. Her karesini dün gibi anımsadığı filminin çoktan sonuna gelinmişti ve onu, şeritleri koptuktan sonra bir kez daha eskisi gibi birleştiremezdi.

Şehir meydanını süsleyen reklam panoları, kız kardeşinin değişen yeni dünyaya ayak uyduran ruhsuz bakışları, yerini televizyon ve video sektörüne bırakan sinema salonları, dünü bugüne bugünü yarına bağlayan bir aceleyle yerini başka “yeni” şeylere bırakan evler, yollar ve insanlar arasında geçmişinin ana sembolü olan Cennet Sineması’nın yıkılışını izlediği sırada Toto, her birimizin vaktiyle yaşadığı “o trajik duyguya” tercüman olmuştu.

İzlediğinizde tüm bu anlattıklarımı kalbinizin derinlerinde yaşayacağınızdan emin olduğum, izleyiciyi zaman kavramının karmaşasıyla büyüdüğü halde saf duygularını kutusunda saklı tutan Salvatore Di Vita’nın yerine koyan 1988 yapımı “Nuovo Cinema Paradiso”, dünyada asırlar boyu yaşanan toplumsal ve sosyal değişimlerin yanı sıra insanların, filmlerin, sokakların ve duyguların da değiştiğini, hiçbir zaman hiçbir şeyin aynı kalmadığını doğrusu en etkili biçimde işliyor.

Acı ya da tatlı neredeyse her anımızı bir film şeridi misali zihinlerimize nasıl işlediğimizi hatırlatan başyapıtın, geçmişe duyulan özleme rağmen geleceğe cesur adımlar atarak hayatımıza dair yeni film karelerinin gerekliliğini vurguladığını düşünüyorum. Cümlelerimi yavaştan noktalarken, değişimi deneyimlemeden eskilerin güzelliğini anımsayamayacağımızı belirtmek istiyor, geçmişe inat sonuna kadar yeniliğin gücünü savunuyorum!

Sıradaki haber yükleniyor...
holder