'İlk insandan' beri süregelen Göbeklitepe'nin sırrı ne?

AA

Anadolu toprakları, verimliliği ve jeopolitik konumu dolayısıyla tarihin hemen her döneminde ilgi uyandırdı. İnsanlık ise, tabiatı gereği geçmişten bu yana hep kendisinden üstün bir güce inanmak istedi ve gittiği yerlere tapınma alanları inşa etti.

Dünyadaki ilk insanlar olarak bilinen sofistike avcı-toplayıcılar, uzun ömürlü yerleşim yerlerinde geniş topluluklar halinde bir arada yaşıyorlar ve bulundukları bölgelere buğday, arpa gibi tahıllar ekerek hayatta kalıyorlardı.

Son dönemde özellikle Netflix’te yayınlanan Atiye dizisiyle birlikte yeniden gündeme gelen, tarihin bilinen ilk ve en büyük tapınağı olan Şanlıurfa’nın 22 kilometre kuzeydoğusundaki Göbeklitepe, bu insanlara ait ilk inanış yeriydi ve inşası günümüzden yaklaşık 12 bin yıl öncesine dayanıyordu.

Şimdiye dek keşfedilen en eski kült yapılara sahip olan “inancın” başladığı bu yer, yaklaşık 20 adet tapınak ve çevresinde “insanı” simgelediği düşünülen, üzerinde akrep, tilki, boğa, yılan, yaban domuzu, aslan, turna ve ördek gibi hayvan figürlerini barındıran T biçimli taşlar ile çevriliydi.

Henüz yerleşik yaşama geçilmemişken avcı-toplayıcı kültür aşamasında tapınaklar inşa edilme olasılığı, insanlığın sosyal evrimine ve dinlerin doğuşuna dair mevcut tüm varsayımları sarsmıştı.

Göbeklitepe’nin keşfine kadar, avcı-toplayıcıların yerleşik düzene geçişlerinin ardından bölgede yetiştirilen ürünlerin fazlalığı sonucunda karmaşık toplulukların kurulduğu düşünülüyordu. 

1994 yılında civardaki bir çobanın, sürüsünü otlatırken tesadüfen bulduğu kalıntılar, görkemli tapınakların gün yüzüne çıkartılmasına vesile oldu ve insan yaşamına dair bu yaygın kanı üzerinde tartışmalar süregeldi.

1995’ten itibaren 19 yıl boyunca Göbeklitepe’nin kazı çalışmalarını yöneten Alman Arkeolog Klaus Schmidt, insanın kronolojik akışının Göbeklitepe ile birlikte yeniden oluştuğunu ileri sürdü ve “Tüm kanıtlar gösteriyor ki burası insanlığın doğduğu yer. Göbeklitepe, Adem ile Havva’nın yaşadığı Cennet Bahçesi’nde bulunan büyük bir tapınak” açıklamasıyla tüm dünyada fazlasıyla merak uyandırdı. Bu sözler, insanları varoluşları üzerine pek çok yeni düşünceye sevk etmişti.

Schmidt, Göbeklitepe’nin kutsal kitaplarda tasvir edilen, Adem ile Havva’nın yasak elma ağacının meyvesinden yiyerek kovuldukları yer olduğunu savunuyordu. İşin ilginç yanı, bu muhtemel olarak doğruydu; İncil’in Yaradılış bölümünde Cennet Bahçesi’nin, dört nehirle çevrili Asur’un batısında, yani Göbeklitepe’nin tam ortasında olduğu yazıyordu.

Teorilere göre ilk insanlar, burayı bir tapınma merkezi olarak görüyordu. Kendilerine dini bir merkez belirlemiş topluluğun bu merkeze yakın olma ihtiyaçları ise onları yerleşik yaşama mecbur bırakmıştı. Tapınak çevresinde yaşayan insanlar, yeterli kaynak elde edebilmek için zamanla tarımsal üretime geçmiş, böylece dini inanç ve tapınaklar beraberinde tarımı ve yerleşik yaşamı onlar için zorunlu kılmıştı.

Tapınmanın yanı sıra, Göbeklitepe’nin aynı zamanda kalabalık grupları bir araya getiren kültürel bir etkileşim merkezi olduğu ileri sürülüyor. Ayrıca konumu itibariyle pek çok yeri görebilen bir tepeye inşa edilmiş olması, dönemin insanları için buranın kült bir buluşma noktası olduğunu kanıtlıyor.

İnsanlığın doğuşunu niteleyen, dünyanın gelmiş geçmiş en önemli arkeolojik kazısı Göbeklitepe tapınakları, yapımından yaklaşık 1000 yıl sonra üzeri toprakla kapatılarak tarih sahnesinden siliniyor ve işin ilginç yanı, bu durum günümüzde hala nedenini sır gibi koruyor.


Kazı çalışmalarının başında, yapıların yeryüzündeki ilk uygarlığı oluşturan Sümerler tarafından inşa edildiği düşünülmüş, ancak araştırmalar devam ettikçe tapınakların çok daha eski dönemlerden bugüne ulaştığı anlaşılmıştı. 

Sümerler’den 7 bin yıl kadar öncesine dayandığı düşünülen Göbeklitepe’nin, insanlığın henüz ok ve zıpkınlarının ucuna keskin taşlar bağlamayı bile yeni yeni öğrendiği düşünülen bir ilk çağda nasıl yapıldığı bilinmemekle birlikte, naçizane düşüncem, gizemini sır gibi koruyan bu tapınakların insanlık için “ilk umut ışığı” ve başta tarım ile kendini gösteren yerleşik hayatı, devamında binlerce yıl içinde kültürü, sanatı, dini yani uygarlıkları meydana getiren, dolayısıyla bizi günümüze dek geliştiren eşsiz bir yapı oluşudur.

Bilinmezlikler arasında bilinen en eskiye varoluşsal bir yolculuk sağlayan Göbeklitepe, taştan tapınakların arasında hayatın bir ucundan diğerine nasıl geçildiğini ve sonsuz yolların nasıl birbirine bağlandığını fısıldıyor adeta. Doğumdan ölüme dek “öze” sorulması gereken “Ben kimim?”, “Neredeyim?” ve “Neden buradayım?” sorularını yeniden akıllara getiriyor ve ürpertici güzelliğiyle bizlere bir kez daha bir bütünün parçası olduğumuzu anımsatıyor!

Sıradaki haber yükleniyor...