Yılbaşı ne zaman ve nasıl ortaya çıktı?

AA

Asırlar boyu her yeni başlangıç, insanlık için yepyeni umutlara gebe oldu. Geçmişten arınma ve yenilenme duygusu kapılarımızı her daim geleceğe araladı.

Yeni bir yılı karşılamak ise kurduğumuz ve kuracağımız hayaller ile hayatlarımızda gerçekleşmesini beklediğimiz ümit dolu değişimlerin kuşkusuz şimdiye dek en büyük öncüsü oldu.

Peki, yeniliğin kutlandığı ve aynı zamanda kutsandığı yılbaşının ilk kez ne zaman ve nasıl ortaya çıktığını, hangi gelenekler aracılığıyla günümüze dek harmanlandığını hiç düşündünüz mü?


Yeni yıl bayramları

Yeni yılın başlangıç tarihi, meşhur Roma İmparatoru Jül Sezar’ın milattan önce 46 yılında Güneş’i referans alan Jülyen takvimini benimsemesiyle birlikte tüm dünyada ocak ayının ilk günü olarak belirlendi. Bir yüzü geçmişe diğer yüzü ise geleceğe dönük olan, değişim ve başlangıçları temsil eden Roma tanrısı Janus ile aynı adı taşıyan ocak ayı artık yeni yılın ve beraberinde gelen yeni umutların habercisiydi.

Romalıların sevinçle karşıladığı bu yeni yıl geleneğini, Göktürklerden önceki tarih devirlerinde var olmuş Ön Türkler “Nardugan” ismini verdikleri yeni yıl bayramları ile devam ettirdi.

Güneş”, Orta Asya’da yaşamını sürdüren Türkler için önemliydi. 21 Aralık günü en uzun gece olduğu ve ardından günler uzamaya, güneş daha çok görünmeye başladığı için onlar, Romalılardan farklı olarak yeni yılın doğuşunu ve gündüzün gece ile olan savaşından galip çıktığı aydınlık hayatın başlangıcını 22 Aralık’tan sonra dolunayın çıktığı ilk gün olarak kabul ettiler.


Akçam ağacının altında...

Günlerin uzaması ve güneşin kendini göstermesi ile Türkler, yeniden doğuş olarak kabul ettikleri bu eşsiz anı uzun yıllar boyu büyük şenlikler düzenleyerek “akçam ağacının” altında kutladılar.

Günümüzde hala Anadolu’da dokunan halı, kilim ve çeşitli işlemelerde motif olarak sıklıkla görülen “akçam ağacı”, rivayetlere göre Türklerin tek tanrılı din inancından önce yeryüzünün tam ortasında bulunduğuna inandığı, toprağın ve yaşamın kökü sayılan, son derece “kutsal” bir ağaçtı ve bu ağacın tepesi, gökyüzünde hüküm süren tanrı Ülgen’in sarayına kadar uzanırdı.

Her yeni yıl Nardugan eğlenceleri vesilesiyle “hayat ağacı” olarak da nitelenen bu ağacın altında buluşan Türkler, tanrı Ülgen’e güneşi kendilerine geri verdiği için dualar eder, dallarına ipler bağlayarak o yıl için iyi dileklerde bulunurlardı.

Yani, Türkler her yılbaşında bir gelenek olarak gerçekleştirilen “ağaç süsleme” etkinliğine ve dahası kutlamalara hiç de yabancı değildi.


Ağaç süsleme geleneği

Hunların Avrupa’ya gelişleri ile birlikte bu görenek, Orta Asya’dan Avrupa’ya hızla yayıldı. Türkler ile birlikte süregelen, yeni bir yılın ve mutlu bir yeni yaşamın sembolü olan ağaç süsleme eylemi, burada zamanla türlü değişimlere uğradı ve sonunda bir “Pagan” adeti olarak anılmaya başlandı.

Temelinde “kadim doğa dinlerini” barındıran spiritüel yaşam tarzı Paganizm, doğanın kutsallığına inanıyor ve doğadaki her izin üstünlüğünü savunuyordu. Yeni bir yıla girerken doğadaki zamansızlığa vurgu yapmak niyetiyle bu kez “çam ağacına” değer katmaya başlayan Paganlar, yarattıkları yenilik ile her yılbaşında çam ağacının altında doğaya saygı duruşunda bulunuyor ve ondan ölümsüz yaşamı diliyordu.

Hıristiyanlık öncesi putperest inancın benimsendiği Avrupa’da böylece her yılbaşı yaygın hale gelen çam ağacının kutsanışı, Hıristiyanlık ile birlikte bu kez her yıl İsa’nın doğuşu olan 25 Aralık’ta “Noel”, bir diğer adıyla “Doğuş Bayramı” olarak yeni yılın getirdiği umutları karşılamak amacıyla yapılmaya başlandı ve geçmişten gelen ağaç süsleme geleneği yeniden kendine safi biçimde yer buldu.

Görüyoruz ki, var olduğumuz ilk günden bu yana, değişen zamandan hep iyilik ve mutluluk diledik. Yenilenmek, yaşanılası güzel günler için savaşmak ve bir gün o günleri görebilmenin ümidini kalbimizin derinlerinde hissetmek için bizlere her zaman birincil yol oldu.

Yepyeni hayaller ve hedefler ile girdiğimiz 2020 yılının ilk sayfalarından hepimize mutluluk ve bol değişim dolu bir yıl diliyorum!

Sıradaki haber yükleniyor...