Ahenkli bir karmaşa: Bangkok

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Bundan 6 yıl önce “seyahat için aşılmayacak Çin Seddi yoktur” deyip, Pekin’den başladık Çok Gezenti maceramıza. Hayatımıza macera ve pek çok güzellik kattı programımız; inşallah katmaya da devam edecek… Ama derseniz ki bu kadar yere gittiniz huzuru nerede buldunuz; cevabım hep gönlümün bir yerinde hazırdır. Buyurun; Tayland’ın karmaşık ama huzur veren efsanevi başkenti Bangkok’tayız efendim.

TURİST ŞAMPİYONU BİR ŞEHİR!

Valizler gelir, valizler gider… Yerine yenileri gelir. Bangkok Havalimanı’nda valizlerimizi beklerken buranın haklı şöhretini düşünüyordum… 2018-19 yıllarında, ortalama 35 milyon turist gelmiş o valizlerin ucunda Tayland’a. Tayland “turist ağırlama listesinde” genelde dünyanın ilk 5’indedir. Hatta son bir iki yıldır Bangkok, şehir merkezi olarak Londra ile Paris’i geçmiş ve dünyanın en çok valiz çeken… pardon… turist çeken şehri olmuştur.

Baharatı bol, ağızda bir karnaval yaratan Thai yemekleri, Grand Palace’tan Wat Arun’a çok özel dini mekanları, altın Budaları, Yatan Budaları, Zümrüt Budaları… Damnoen Saduak ve Amphawa yüzen çarşıları, yollar boyu bitmeyen tezgahlı restoran caddeleri, tren geldiğinde toplanan mahalle pazarları, mistik eski şehir kalıntıları ve tabii renkli gece hayatıyla; Bangkok’ta bir turisti çekecek o kadar farklı özellik var ki.

“THAI MUTFAĞINDAN MUTLULUK TARİFLERİ”

İlk Bangkok seyahatimi 1996’de yaptım. Bu Uzakdoğu’ya yaptığım ilk seyahat, genel anlamda ise yurtdışına yaptığım ikinci seyahatti… 23 yaşındayken, uzun bir Avrupa turuyla emeklemeye başlamış; 24 yaşında Bangkok’ta “thai thai” yürüyen bir turist olmuştum… İkinci Bangkok turum ise elbette, sevdiğim hatta aşık olduğum bu şehri izleyenlerimizle paylaşmak için, çekim sebebiyle geldiğim 2015’teydi.

Aradan geçen neredeyse 10 yıl ne yaşam şartlarında, ne kalabalıkta, ne de fiyatlarda bir şeyi değiştirmemişti. Karmaşık, herkesin dışarıda olduğu, yemek yediği ve sattığı, kocaman bir mutfak sanki. Khao San yolu şehrin tam ortasında, tam da bana hitap eden bir yol. Lezzetin yoludur Khao San yolu! Tayland’ın genel karakteri olan “düzenli karmaşanın” yolu! İlk gelişimde şok girmiştim; hiç unutmam.

Sağlı sollu sıralanmış sokak lezzetleri tezgahların arkasında; kiminde uzun kalamar şeridini kızartan bir kadın, kiminde rambutan meyvesini dikeninden pırtlatıp müşterisine sunun bir adam, kiminde noodle’ı tavukla, yeşillik karıştırıp, onlarca sosu içine dökerek torbaya dolduran bir genç kız vardı… Sanki herkes yemek pişirici ama herkes de yemek yiyiciydi. Koşuşturan, alan, satan, yiyen, Tuktuk süren, Çekçek çeken, maymun kovalayan, temizlik yapan, mum yakan, dua eden; asla durmayan, ama sizi zerre kadar da rahatsız etmeyen bir kalabalık...

Tom Yum’lara özel yer açalım; kalın kırmızı soslu deniz mahsulleri, geniş bir kasede, bayağı da bir acılı sunuluyor müşteriye. Dev Jumbo karidesli ve limonlu olan Tom yum kung, pek lezzetlidir. “Hiç egzotik değildir damağım aman aç kalmayayım” diyorsanız da; pilavın falan her türlüsünü bulursunuz, böyle şeylerden korkmayın.

OTEL UYGUNSA; GERİSİ HALLOLUR

Bangkok seyahatimizin paylaşımlarını yaptığımızda, birçok kişi bize kaldığımız oteli sormuştu. Hakikaten de ballandıra ballandıra anlatmıştım çünkü: Otelin adı Baan Chart. Khoa San Yolu’nun çıktığı ana cadde olan Chakrabongse üzerinde, üç yıldızlı bir otel. Caddesi, sizi her istediğiniz yere götürecek “Tuktuk”larla dolu…

Gerçi Bangkok’un hangi caddesi tuktuk taksilerle dolu değil ki? Bu yüzden ulaşımı dert etmenize hiç gerek yok. Temiz, merkezi bir otel bulduktan sonra, kendinizi şehrin akıntısına teslim etmeniz yeterli. Sizi gideceğiniz yere çekip götürecek bir taşıt illa bulunur. Pazarlık serbesttir ama çok uzatmamak kaydıyla… Size indirim yapacak satıcı ya da arabacı, baştan sinyallerini verir zaten.

Yüzünü asıp, kızıp arkasını dönüyorsa; pazarlık yok demektir. Khoa San yolunun aksi tarafına 15-20 dakikada kadar yürüyüp Phraya Nehri’ne (Çao Phraya) kavuşursanız, karşınızda kraliyet tapınaklarından Wat Phraya Tham’ı görürsünüz. Haritanızdan ya da cep telefonu uygulamanızdan oryantasyonunuzu bu şekilde yapabilirsiniz. “Tamam” dedim işte tam orada. “Benim huzur bulduğum yer burası”.

Minik feribot iskelesinin önünde küçük bir meydanda kurulan sokak yemeği pazarında, yaşlı kadının tahta çubuklara geçirdiği nefis bir sosa bulanmış ızgara kalamarlar ve ananas dilimleri; o günden yıllar sonra bile, hem damağımda hem gönlümde, aklımdan çıkmayacak bir lezzet olmuştu. Yıllar önce tiyatrocu bir arkadaşım bana, okullarında uyguladıkları bir “ruh rahatlatma egzersizinden” bahsetmişti.

Günde 10 dakika kadar, boş bir odaya geçip gözünüzü kapatıyorsunuz ve kendinizi en çok olmak istediğiniz yerde hayal ediyorsunuz… Bende öyle “periyodik egzersizler” uygulayacak; diyeti hayat alışkanlığı haline getirecek, her sabah güne ılık suya limon sıkarak başlayacak falan bir istikrar yoktur açıkçası… (Olsa, 10 ayda 11 kilo almazdım! Yatan Buda oldum pandemide, yemin ediyorum) Yine de ne zaman o egzersizdeki gibi “en olmak istediğim yeri” düşünecek olsam; teyzenin çubuğa geçirdiği o tatlı soslu ananaslı kalamarı yerken buluyorum kendimi.

BANGKOK’UN İKİ ASI

Tayland halkının %95’i Budist… Güney Asya Budizm’i bu... Her canlının ve eşyanın ruhu olduğuna inanılan Animizm çerçeveli sert bir Budizm’i benimsiyorlar. Ve Bangkok dünyanın en çok Budist tapınak bulunan şehri. İşe giderken, yemek arasında, iş çıkışında; ruh evlerine bir mum yakmadan bir adak adamadan geçmiyorlar. Madde madde gidecek olursak, bence, Tayland’a yapılacak bir seyahatin iki ası var: Birincisi, birbirinden değerli, göz alıcı yapıları ve içindeki değerli heykelleriyle bu “tapınaklar”, ikincisi de civar köylerde, nehirlerin kolları üzerinde kurulmuş olan kaotik “yüzen çarşılar”…

Bu iki madde size bu ülkenin ne kadar farklı bir turistik rota olduğunu kanıtlayacaktır. Başkent Bangkok’ta görülmesi gereken tapınakları (ve içindeki Budaları) sayacak olursak; Grand Palace yani İmparatorluk Sarayı’nın alanı ve içindeki tapınaklar, şüphesiz ki Bangkok’un – hatta Tayland’ın en çok ziyaretçi çeken yeri. Stupa ya da “Chedi” de denen çan biçimli anıtların en ünlüsü ve altın kaplama olanı burada. Sonra değerli taşlarla bezeli koruyucu askerler, yine tapınakları kötü ruhlardan koruyan dev Yakşa’lar, özel günlerin en ünlü tapınağı Wat Phara, içindeki Zümrüt Buda…

150 yıldır krallara rahiplere ev sahipliği yapmış bu mekan yılda 8 milyon ziyaretçi ağırlıyor. Civarda, turistik haritalardan rahatlıkla bulacağınız; Wat Phra Kaew ve Wat Rajapradit bulunur. Gezme görme işinin zirve noktalarından biri de turistik bir mihenk taşı olan “Yatan Buda”dır efendim. Kendileri, ismi kısaca Wat Pho olan tapınakta uzanmaktadır.

Aynı bölgedeki beyaz Pillar Shrine’i de kaçırmayınız; şehrin en eski tapınaklarındandır. Halk buraya “işlerinde ve hayatlarında başarı dilemeye” gelir… Tayland’ın en ünlü Hindu tapınağı ise, bence biraz da “Paraya Nehri’yle oluşturduğu manzarası yüzünden” muhteşem Wat Arun’dur. Şafak Tapınağı olarak da bilinir burası. Yine yükselişi simgeleyen kademeli dağ biçimi ve renkli fayans yapısıyla; göz alıcı, etkileyici bir Tayland ikonudur. Wat Arun turistlerin ilk adreslerindendir.

YÜZME BİLMEYEN DE GİREBİLİR

Ve bu seyahatlerinin olmazsa olmazı “yüzen çarşılar” dediniz mi; benim için Damnoen Saduak’tan da önce Amphawa gelir kardeşim! (Argümana gelin) Evet, Damnoen Saduak’a gidiş motorlu kayıklarla oluyor, o yolda bir havalara giriyorsun, orası kesin… Sanki Vietnam’da gizli tapınak arayan Lara Croft’sun, kayığının dümenini kavramışsın karizmatik karizmatik ufka bakarak sazlıklar arasında ilerliyorsun… “Bir anakonda çıksa da şöyle sudan, palama davranıp alsam façasını aşağıya, havama hava katsam” diyorsun.

Turların turistleri düşürdüğü durum bu. Ama sonrasında turistik bir çarşıya geliyorsunuz işte. Kayıklarındaki teyzeler de İngilizce bildiği için, çok öyle “halkın yüzen çarşısı” havasına giremiyorsunuz. Ama yüzen çarşıların Amphawa’da olanına giderseniz, renkli bir “halk” alışverişiyle birlikte muhteşem manzaralar görürsünüz… Nehrin iki yakasına kurulmuş ahşap yollar üzerinde restoranlar da vardır. Tatlıcılar da vardır. Meyveciler de vardır… Buldukları her hayvanı ızgarada kızartan insafsızlar vardır.

(Ama orada da öyle yaşanmaktadır işte) İlk Pomelo meyvemi Amphawa’da yemiştim. Portakaldan girip, ananastan dönen, kavuna doğru gidip, papaya da duran o mangomsu tadı, hala unutamam… Teknik bilgisini de vereyim. Otelinizde sizi günübirlik böyle özel noktalara; civar çarşılara ve tarihi şehirlere- heykellere götürecek tur masaları illa vardır. Ortalama 300 baht gibi bir fiyata, sizi sabah alırlar, yerel rehberlerle gezdirirler, akşamına geri getirirler.

Bangkok’un 80 kilometre kadar kuzeyindeki Ayutthaya Tarihi Parkı, bu rotalardan biridir mesela. Kolay kolay bulamayacağınız çok etkileyici görsellere sahip bu alan, 1350’lerde kurulmuş olan eski şehir, Ayutthaya Krallığı’nın başkentiymiş. Dev alana yayılmış tapınaklar, üzeri örtülmüş dev bir Buda heykeli, yine dev üçüz Stupa ve ihtişamlı Altın Dağ Tapınağı! Ağaç kökleri arasındaki ünlü Buda kafasını görürseniz de selamımı iletiniz.

TOPLU TAVSİYELER

Bangkok’ta yemek için iki özel semt daha önermek isterim; birincisi şehrin modern yüzü olan (bir tür Bağdat Caddesi misali) Sukhumvit bölgesini ziyaret ediniz. Tarihten moderne keyifli bir geçiş yapmış olursunuz. Yemekler üstündür; her restoranın lezzetine güvenebilirsiniz. Bangkok’un Çin Mahallesi de (China Town) gurme gezginler tarafından dünyanın en lezzetli Çin mahallesi kabul edilir. Bir gününüzü ayırmanız gerekebilir…

Chatuchak hafta sonu pazarı; ıskalamamanız gereken bir deneyimdir. Dünyada gördüğüm en büyük şehir pazarlarından biri. Bir valiz dolusu egzotik kıyafet alır, yıllarca havalı havalı giyersiniz. Hediyelik, giyim kuşam, şalvarlar, özel taşlardan takılar falan; bu tür alışverişinizi lütfen Çatuçak’a bırakın… Ve Bangkok merkezdeki Patpong… Elbette bu şehrin turistik ününün; özellikle Avrupalı ve Amerikalı turistlerin buraya koştur koştur gelmesinin sebeplerinden birinin, eğlence hayatı olduğunu yadsıyamayız.

Gece kulüpleri ve striptiz barlarıyla ünlüdür Patpong ve çok hareketlidir. Aman dikkat! Buranın ünü “ailecek gidilememesinden” gelmektedir; bilginize… Civarındaki sokak yemeği tezgahlarında, tavuğu büyük parçalar halinde yassı yassı yapıp ızgarada pişirenler vardır; giderseniz bunu denemelisiniz. Gelelim son özel nota: Maeklong Demiryolu Pazarı benim özel tavsiyem. Türk televizyonlarına ilk biz taşımıştık. İlk okuyuşta garip geliyor değil mi? Hayır, demiryolu satmıyorlar.

Pazar demiryolunun üzerinde… Günde bir kez, saat 09:00 gibi tren geçerken koca pazarın tezgahlarını topluyorlar; tren geçip gittikten sonra tekrar yerine yayıyorlar. Yine otelinizden özel tur sorarak gidebilirsiniz. Instagram paylaşımlarında minimum 1000 like garantidir.  Bangkok’u merkez alarak yapacağınız bir Tayland seyahatinin unutulmaz olacağı; garantidir efendim.

Sıradaki haber yükleniyor...
holder