Britanya'nın parlak şehri "Bright"on

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Ah ah İngilizce espriyle mi başlamış bu hafta yazısına bu yazar… Bulutlu İngiltere’nin, rüzgarlı ama parlak güneşiyle ısıtan şehri Brighton’dayız efendim. Manş deniz kenarında, yüzyıllardır tatil için tercih edilen bir şehir olması, burayı hayli hareketli ve zengin yapmış. Eh, biraz da pahalı yapmış tabii. Üzerinde eğlence parkı olan upuzun iskelesiyle ünlü Brighton’da eğlenmeye hazır mısınız? 

DRAMATİK, ROMANTİK VE EĞLENCELİK

İngiltere’nin başkenti Londra’ya trenle 1,5 saatlik mesafede yer alan ülkenin en popüler sahil kenti Brighton, 230 bin nüfusuna rağmen, her yıl milyonlarca yerli ve yabancı turisti ağırlıyor… Şirin şehir çok sayıda eğlence yerine ve dil okuluna ev sahipliği yapmakta. Özellikle yaz aylarında şehrin sokakları, parkları ve plajları; yaşlısıyla genciyle, büyük bir kalabalık tarafından dolduruluyor...

Burası aslında Ada sosyetesinin ilk “sayfiye kasabası”. Londra’da yaşayanların Manş denizine kavuşma noktası olan Brighton, popülerliğini ve benzer yerlere göre farkını, dönemin Vekil prensi sayesinde kazanmış. 1820 civarlarında, 23 yaşında Galler Prensi olarak taç giyen IV.George, 29 yaşında Katolik bir dul olan Maria Fitzherbert ile gizlice aşk yaşamaya başlayınca, Saray bayağı bir gerilmiş.

Londra’da görünmekten korkup soluğu Brighton’daki gizli yazlıklarında almışlar ama hemen ifşa olmuşlar tabii. Paparazzilerin kömürle çalışan fotoğraf makineleri falan olmalı o zamanlarda; kraliyet ailesinin ilk Meghan ve Harry vakası bir şekilde ortaya çıkarmış ve çift resmi olarak evlenene kadar buradaki yazlık evde yaşamış… Bu sayede Brighton da sosyetenin gözbebeği oluvermiş. “Zevk için denize girme” kavramının buradan çıkışla moda olduğu söyleniyor. Yoksa insan neden durup dururken kendi kendini ıslatsın değil mi? 

ROYAL PAVILLION’UN KAFA KARIŞTIRAN MİMARİSİ

Londra’dan trenle ya da National Express otobüsleriyle geliyor olsanız da Brighton Hove durağında ineceksiniz. Buradan Brighton merkeze otobüsle, 2 pounda 20 dakikada gelebilirsiniz… Hava güzel Brighton’un rüzgarı bana komaz yürürüm, diyorsanız, Queens Road’dan aşağı inerek, 45 dakika kadar yürüyerek, o rüzgarın geldiği yere, sahile ulaşabilirsiniz. Clock Tower yani saat kulesinden North Street’e döndüğünüzde karşınıza çok acayip bir yapı çıkıyor. Royal Pavillion.

Ki bu bölge ayrıca tiyatro, kütüphane, yüzme kompleksi, sanat galerisi ve Brighton müzesinin de bir arada bulunduğu; yemyeşil, pek hareketli bir nokta… 1787’de yapımına başlanan Royal Pavilion, Brighton’ın en çok turist çeken tarihi binası. Hint mimarisinden de izler taşıyan bina “sosyete zamanında parasını saçmış” hissini hemen yaşatacaktır size…. Kraliyet ailesinin şehirde verdiği partiler büyüdükçe, bu çiftlik evi ünlü mimar John Nash’e verilmiş ve onun bir saraya dönüştürülmesi istenmiş…

Soğan kubbeler ve yuvarlak kemerler sonradan eklenmiş; hatlar o zamanlarda moda olan Hindu-Arap mimarisiyle bezenmiş. İçerisi de Ortadoğu’dan ve Uzakdoğu’dan getirilen mobilyalar ve süs eşyalarıyla dekore edilmiş. Yapı işini bilenler burası için “tam bir mimari komedi” yakıştırmasını yapar… Girişi 11 Pound’tur. North Laine: Birçok mağazanın ve kafenin yer aldığı bu bölge yine her gün çok sayıda ziyaretçiyi ağırlıyor.

Hemen yakındaki “The Lanes” de bölgenin tansiyonuna uygun olarak, yine dar sokaklar, renkli evler ve kuyumcusundan saatçisine, çikolata dükkanlarına kadar pek çok turistik alışveriş yerini barındırıyor. Kings Road ve North Street arasındaki birbirine paralel minik sokaklar bunlar. Benzeri fazla şehirde yoktur. Küçük bir alışveriş merkezi olan Churchill Square, bu bahsini ettiğim The Lanes ve uzun “Western Road”, şehir merkezinde olup, mağazaları ve dünya mutfağından restoranlarıyla hoşça vakit geçirmenizi sağlar.

İSKELEYE GEL

Brighton’un asıl numarası “Brighton Pier”dir. Brighton İskelesi deniz üzerinde neredeyse bir kilometre uzanan bir iskele… Barındırdığı eğlence yerleri ve yemek mekanlarıyla, buradaki pek çok gününüzü kahkahalarla geçirmenizi sağlayacaktır. Palace Pier olarak da adlandırılan iskele, 1899’da kullanıma açılmış. 600 metre uzunluğundaki iskele üzerinde; kafe, market, pizza büfesi, waffleci, ucuz restoran, lüks restoran, hatta oyun salonları dahil, eğlenceye dair birçok mekan bulabilirsiniz.

Hepsine uğraya uğraya vaktin nasıl geçtiğini anlamaz, son 200 metredeki lunaparkın oyuncaklarını görünce de iyice şaşırırsınız. Brighton’a gelip de Brighton Pier’de vakit geçirmeden dönen çok azdır. Yer yer tabelalar ile uyarmışlardır, ben de uyarayım: “Dikkat. Ayak üstü yemek yerken martıların sortilerine maruz kalabilirsiniz.” Evet iskelede açıkta yemek yemek biraz riskli... Çünkü buranın martıları biraz şımarmış artık.

Elinizdeki, 15 pound verdiğiniz mis gibi Fish&Chips bir anda kanatlanıp uçabilir, dikkat edin... Bu arada ünlü iskelenin tam giriş alanında, Brighton Sea Life var. Burası Ada’nın en çok ilgi gören akvaryumlarından biridir. Gelelim “British Airways i360” seyir kulesine: Görmemeniz pek mümkün değil zaten. 2016’da açılmış 160 metrelik bir kule.

“Londra’da London Eye var, para basıyor, biz de öyle bir şey yapalım” demişler ve gerçekten de London Eye’ı tasarlayan Marks Barfield Architects firmasına başvurup, bir mühendislik harikası oluşturmuşlar. Internet’ten 15 pound’a indirimli biletini alıp binmiştim… Çıkıyorsunuz, etrafı seyrediyorsun, 15 dakika sonra da iniyorsun… Yapmışlar bir kere, turistler de biniyor. Birleşik Krallıktaki şehir dokusunu korumak bize mi kalmış?  

ŞEHRİN DİĞER RENKLERİ

Biri batı biri doğu yönünde iki önemli noktasından daha bahsedip, Brighton’dan Seven Sisters’a geçelim, oradan da Stonehege’e gidelim… Ki bu ikisi de bütün Ada’nın çok önemli turistik noktalarından… Eski batı iskelesi West Pier’den gün batımı çekmek nedense pek bir moda Brighton’da…

250 metre kadar açıkta duran ve çıplak iskeleti kalmış olan bu iskelenin demirleri arasından batan güneş, Instagrammerlar için külçe altın! Hemen ileride de benim için çok daha değerli olan “Hove Sahil Kulübeleri” yer alıyor. Deniz kenarındaki yürüyüş yolunda sıralanan bu minik rengarenk kulübeler, gerçekten tam fotoğraflık. Her biri farklı renkte minik tahta kulübeler…

Ne için kullanıldıklarına emin değilim. Hayatın renklerini genelde sorgulamam. Hove’un tam aksi yönünde, merkez şehrin doğusunda ise “Brighton Marina” bulunuyor. Bazı şehirlerin marina alanları beni tahminimden çok etkiler; sanırım derli toplu ve temiz buluyorum, kafam dağılmıyor gezerken, diye… Brighton Marina’da dolaşırken yaşadığım huzur ve yediğim Yengeç Burger, Ada’da çok az yerde elime geçmiştir.

Bir de otoparkının en üst katında pazar günleri ikinci el pazarı kuruluyor. Bu deneyimi kaçırmayın. Britsh bir palto bir ceket alın kendinize… Marina merkeze yürüme mesafesinde değildir haberiniz olsun. Taksi candır. Kiralık araç ise, kazadır... Direksiyonlar sağda çünkü.  

BİR UÇURUM MANZARASI Kİ…

Milli Parklar ve Devil’s Dyke için Marina yönünden devam ediyoruz… Şehirden 20-30 kilometre sonra cennet gibi kasabalar başlıyor. New Heaven mesela. Bizim o gün asıl hedefimiz Seven Sisters Milli Parkı ve Eastbourne falezleri olmasına rağmen; dayanamayıp bu kasabada küçük bir duraklama yapıyoruz… Her kasaba, her köy klasik bir romandan fırlamış gibi sanki.

Doğayla bu kadar iç içe; bu kadar organik yaşamak, bu devirde “şaka gibi” geliyor insana. Güney İngiltere dokusu size çok iyi gelecektir; kendinizi yaşlıların baş karakter olduğu BBC dizisi huzurunda bulursunuz… Gerçi Broadchurch de buralarda çekilmiş, o bir gerilim… Özünü koruyabilen topraklarda huzur buluyor işte insan… East Dean ve tesadüfen karşımıza çıkan “son Sharlock Holmes” öykülerinin evi…

Londra’daki Baker Caddesi’nden sonra, yazarımız Sir Arthur Conan Doyle, ünlü dedektifinin emeklilik öykülerini burada yaşıyor haliyle yazmış. Aynı rota üzerinde; yedi ayrı tepeden oluşan ve muhteşem manzaralara ev sahipliği yapan Seven Sisters Country Park'ta saatlerce yürüyüş yapabilir, durup uçsuz bucaksız deniz manzarasını seyre dalabilirsiniz. Biz yol kenarındaki Eastbourne Downland’da duruyor, Cliff Edge denen falez tepesine kadar tırmanıp, yol boyunca karşımıza çıkan nefis manzaraları izliyoruz… Dalgalar kayaları döverken, kırmızı deniz feneri bizi selamlıyor.

DÜNYANIN EN ÜNLÜ KAYALARI

Stonhenge. Üst üste binişmiş bu efsane kayalar dizisi aslında Brighton’a 2 saat mesafede yani Londra’dan gitmek hemen hemen aynı yol... Ancak ben Stonehenge’e Brighton’u keşfettiğim yılın seyahatinde gittiğim için; orayı bu yazıya dahil etmek istedim. İngiltere‘nin Wiltshire bölgesinde Salisbury’de bulunan Stonehenge, dünyanın en çok tanınan taş anıtları arasında.

İngilizce’de “asılı taşlar” anlamına gelen Stonehenge, çeşitli bilim insanları tarafından astronomi, geometri ve Paganizmle ilişkilendirilse de hakkında “şu kesindir” denen bir veri bulunmuyor. Neolitik taş devri ile bronz çağı dönemlerine ait taş yapıların meydana getirdiği topluluk, mezar höyükleriyle çevreleniyor. Eldeki verilere göre günümüzden 4000-5000 yıl önce şekil verilen devasa taş parçalarının en büyüğü 9 metre uzunlukta ve 25 ton ağırlığında.

Taşların çoğunun, konumlarının 32 km kuzeyindeki Marlborough Downs’tan getirildiğine inanılıyor. Stonehenge’nin varoluş amacıyla ilgili “mezar yeri, tapınak, yıl dönümünü işaretlemek için kullanılan gözlemevi” gibi notlar görüyoruz. Geometrik simetri durumu, güneş ışığının taşların arasından belli bir simetriyle geçmesiyle kanıtlanıyor zaten. Bölgede yaşayan insanlardan yapıyı uzaylıların inşa ettiğini söyleyenler bile var.

Her yıl 800 bini aşkın ziyaretçinin geldiği alan, İngiliz Kraliyet Ailesi’ne ait. Bu yıl içinde, ilginçtir, taşların alanında bir başka tarihi halkanın izleri de bulundu. Stonehenge’e İngiltere’nin pek çok merkezinden günlük turlar bulunuyor. 40-50 pound’a sizi götürüp, gezdirip, bilgisini verip, geri getiriyorlar. Kraliçe her biletten %40 alsaa…

Yazarlarımızdan

Sıradaki haber yükleniyor...
holder