Çin mi virüsten çıkar, virüs mü Çin'den?

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Ne kadar korkuyoruz değil mi artık “Çin” denince? Aldığımız pahalı bir ayakkabı Çin malı “çakma” çıkmış da para kaybetmişiz gibi; Çin’e seyahat edince de kesinlikle “sağlığımızı kaybedecekmişiz” korkusu geliyor artık… Elbette ki şu lanet virüs onların yarasasının kanadına konmuş olabilir; ama bizim mumbar dolmasının midesine, kokoreçin bağırsağına da konabilirdi pekala değil mi? Bir kültürü suçlamak yerine, onların gevşek “sağlık kontrol mekanizmasını” suçlamak, daha yerinde olacaktır. Bu konudaki fikrim budur. Bu aşağıdaki de tarihin en güçlü en etkili ülkelerinden biri olan Çin’in, efsanevi başkenti Pekin’dir efendim! Üzerine bir de Çin Seddi’ne çıktık mı; değmeyin bu seyahatin keyfine… Üstelik (madem korkuyorsunuz) bu seyahatte korona virüs tehlikesi de yok! 

PEK ÜNLÜ ‘PEKİN’

2014’ün Çin yeni yılı, Ocak ayının son günlerine denk düşüyordu. Biz Şubat’ın ikinci haftası gittiğimizde, sokaklardaki at heykelleri ve at posterleri hala durmaktaydı. Çünkü o yıl “At Yılıydı”. Sonradan fark ettim, bir sonraki yıl Keçi yılışmış, ben de Oğlak burcuyum; acaba o zaman mı gitseydim daha mı şanslı olurdum, dedim… Ama onu fark ettikten sonra da şunu fark ettim; bir önceki yıl da Yılan yılışmış! Ya ona denk gelseydim? Her tarafta yılan maketleri, heykelleri, tıss tıss korkarım ben! Evet Çinliler kendi inanışlarına göre birtakım hesaplarla, batı dünyasından farklı tarihlerde giriyorlar yeni yıla…

Budizm’e göre Tanrı ruhlarının yer yüzendeki yansıması olan hayvan figürleriyle de bu yıllarını taçlandırıyorlar. Fare yılı, Yılan yılı, börtü böcek yılları derken; gelip geçiyor hayatları… Sonuçta geçen zaman, hep aynı zaman; tüm canlıların gideceği yer, aynı yer… Uçağımız Pekin Havaalanı’na indiğinde, içimde diğer ülkelere geldiğim andakinden farklı bir his vardı. Doğruya doğru şimdi; “Çin’e gitmek” cümle içinde bile diğerlerinden karizmatik duruyor.

Bunun heyecanına bir de çalıştığım TV kanalına bir seyahat programı kabul ettirmiş olmamın heyecanı katılıyordu, düşünün. İlk çekimlerimiz burada olacaktı… Heyecandan ölecektim. (O zamanlar Koronavirüs yoktu) Çin’in vizesi Schengen vizesinden bile zordur, bir sürü belge ve sayfalarca form isterler; ülkelerine girişte de pek bir dikkatli incelerler, pasaport kuyrukları saatlerce beklersiniz…

Kolay değildir yani Çin seyahati. Ama işin ilginç yanı, Çin’in özerk bölgelerine; Şanghay’a, Hong Kong’a ve Macau’ya vize almadan girer, istediğin gibi gezersin... Para işleriyle devlet işlerini, birbirinden ayırmışlar.   

GENİŞ CADDELER DEV MEYDANLAR 

Havaalanından Dong’anmen Caddesi’ndeki otelimize taksiyle 50 Yuan’a geldik. Valizleri koyduğumuz gibi kendimizi sokağa attık. Bu şehirde yapacak çok şey var… Bir tam günümüzü Çin Seddi’ne ayıracağımız için, kalan 3 günde bütün merkezi keşfetmemiz gerekiyordu. Pekin’deyiz! Beijing! Dedim ya cümle içinde kullanması bile havalı olan yerler... Caddeler cidden çok çok geniş.

Wangfujing, otelimizin caddesini kesen dev genişlikte bir alışveriş caddesi. Ama nasıl geniş, şöyle anlatayım: Mesela yayalara yeşil yanıyor, 30’dan geri saymaya başlıyor… Siz karşıya 35 saniyede ulaşıyorsunuz! Artık o beş saniye, sürücülerin merhametine kalıyorsunuz. Pekin’de insanlar biraz daha çekingen, biraz daha soğuk. Belki de yabancılara karşı öyleler. İlk gün gittiğimiz Cennet Tapınağı’nın (buranın caddesini 45 saniyede geçtik) bahçesinde dev bir park var.

Gongyuan Park. Burası zaman içinde sosyal bir alan olmuş. Önceki yazılarımda sizlere Fas’taki Jemaa el Fna Meydanı’ndan bahsetmiştim. Burası da Çin’in bir tür el Fna’sı ola gelmiş… İnsanlar güne burada toplu Tai-chi yaparak başlıyorlar… Aralarına katıldım ama gülesim geldi, çıktım. Ellerini büyük bir enerjiyle göğüslerine vurup, sonra kollarını gererek öne hamle yapmaları ve yumruklarını sıkıp tekrar göğüslerine, sonra gökyüzüne… “HAYYYY! HUVAAA! HAYYYYYAAAA…” Güldüm, napayım.

1420’den beri Çinlilerin en önemli törenlerini gerçekleştirdikleri, en hararetli dualarını ettikleri dini yapı burası: Cennet Tapınağı. Şimdi göründüğü kadar yeni görünmesinin sebebi, 1880’lerde bir yıldırımla (artık o dönem ne büyük günah işlemişlerse) buranın tamamen yanması ve sonra yeniden yapılması. Geniş merdivenleri tırmanıp ulaştığımız mavi çinili bina, dev dairesel bir yapıda.

İçinde 28 sütuna dayanmış bir kubbe ve dini semboller var. Bu alan içinde iki önemli yapı daha var; İmparatorluk Cennet Tonozu ve Dairesel Sunak… Ancak benim aklım tabii ki, bugün yarın kavuşacağım Tiananmen Meydanı ve Yasak Şehir’de… Ve sonrasında elbette, dünya üzerinde bir turisti en çok heyecanlandıracak yapı belki: Çin Seddi!

‘YASSAK’ HEMŞERİM!

“Oooğlum biliyor musun, Çin Seddi, uzaydan görünen, insanların yapısı tek yapıymış.” Artık emin değilim! Arapların petrol parasıyla diktiği gökdelenler, kuleler, atmosferi delecek kadar uzun çünkü… Uçları astronotların bir yerlerine batmaya başlayınca, bu geyik de ortadan kalkacaktır. 1420 Çin tarihi ve şimdiki kültürü için çok önemli bir tarih olmalı; zira Cennet Tapınağı diye araştırdığımda da Yasak Kent diye araştırdığımda da karşıma hep bu tarih çıkıyor…

İmparator Yongle yüksek duvarlarla sınırladığı bu yönetim merkezine bu tarihte yerleştiğinde; takip eden çağların “büyük” “yasak” ve “güçlü” kültürü, su yoluna girmeye başlıyor… Bu kent Ming ve Qing Hanedanlarını ağırlamış, 1911 yılına kadar aktif olarak 24 yönetici ailesinin ikametgahı olmuş.   

10 metrelik duvarlar arkasında 74 hektarlık bir alan… İçinde 10.000 oda bulunduğu (sanılan) bir kısmı hala bilinmeyen binalar; koridorlar, ibadet yerleri, dehlizler, bodrumlar… Artık bilet alıp girebiliyorsunuz tabii. Dev Mao tablosunun altından geçerek ulaştığınız İmparatorluk Müzesi’nde, Çin tarihinin önemli belgelerini ve eşyalarını görebilirsiniz. Modern Çin’in kurucusu Sun Yat-Sen burada sadece 2 yıl kalıyor ve sonra burası malumunuz, Mao Zedong’un kalesi oluyor.

Ming’lerden Mao’lardan geçen, çoğu dönem zulüm gören ama her dönemde hep çalışan, hiçbir zaman da kendi besleyemeyen bir halkının meydanı; duvarların dışındaki Tiananmen Meydanı. Meydana Büyük Halk Binası hakim. Komünizm bıçağının kemiğe dayandığı anlardan birinde; çoğunluğu öğrencilerin oluşturduğu bir kitle bu meydandan dev bir gösteri başlatıyor... Tankların önünde duruyorlar, geri adım atmıyorlar… Sonuçta, resmi kaynaklara göre 300, özgür basına göre 3.000 ölü (1989) 

ÇİN SEDDİ’Nİ AŞ DA GEL

Çin dünyanın geri kalanından çok farklı bir ruhla kurulmuş, farklı gelişmiş bir ülke… Şu an dünyadaki komplo teorilerinin yüzde 80’i onlarla ilgili ya da onların üzerindendir herhalde… Ama inanın bir ülkeye olan siyasi yaklaşım “gezgin olan” beni, hiç mi hiç ilgilendirmiyor. İddia ediyorum ve inat ediyorum, iyi ki orası “da” var. Çünkü oranın varlığı, onların kültürü, onların yaptıkları ettikleri; tıpkı İsveç’in, tıpkı Peru’nun, tıpkı Tunus’un varlığı gibi; tıpkı onların yaptıkları ettikleri gibi, gezdiğiyle gördüğüyle kendini bulan insanı “insan” yapandır…

“Çin Seddi 21.000 kilometrelik bir yapı” denince şaşırmıyorum da Google’dan bilgilerimi teyit ederken baktığımda “Şu an kapalı” yazması, beni benden alıyor... Gitmeden baktım “Açılış saati 07:30” yazıyordu yemin ederim. Evladım yahu! O kadar Seddi kim kapatıyor kim açıyor? Kuaför mü bu? Börekçi mi? Çinli yetkililer, Çin Seddi’nin istediğiniz her yerini gezmenize izin vermiyor tabii. Seddin bugün için ziyarete açık 3 noktası bulunuyor: Simatai, Mutianyu ve Badaling. En kalabalık turist Badaling’de…

Bunu okumuştum ve bu yüzden seyahatimizde rotamızı Pekin’den 80 kilometre mesafedeki diğer popüler kapıya; Mutianyu’ya çevirmiştim. Biliyordum ki buraya teleferikle de çıkılıyor ve bu da hoş, geniş açılı bir Çin Seddi manzarası sunuyor… Dünyanın en heyecan verici manzaralarından biridir. Çin Seddi’ne yaklaşıyor olmak… Çin Seddi’nin, Çin’i ilk yöneten Qin Hanedanlığı imparatoru Qin Şhi Huang tarafından, M.Ö. 3.yüzyılda, sınırları Moğol ve Hun saldırılarından korumak amacıyla yaptırıldığı söyleniyor.

Büyük bir kısmı ise Ming Hanedanlığı döneminde 14. ve 17. yüzyıllarda inşa edilmiş. Çok da eziyet etmişler çalıştırdıkları yöre halkına… Binlerce kilometrelik inşaat boyunca; kötü şartlardan ve ezadan ölen binlerce Çinli! Her 200 metrede bir kulesi bulunan bu uzun duvarın amacı, sadece savunma ve okçuları saklama değil aslında… Burası aslında tarihin ilk telefonu!

Buralarda Huawei’den önce hep Çin Seddi varmış. Kuleler birer gözlem kulesi ve aynı zamanda “ateşle yakma siperi”. Gözcü asker bin kilometre ötede nöbet tutarken, yaklaşan düşman ordusunu görünce ne yapıyor? Komutanlarıyla WhatsApp grupları da yok. Çok hızlı bir biçimde uyarı ateşini yakıyor. Yakılan uyarı ateşini iki saniyede 200 metre ötedeki kulede diğer gözcü görüyor, onun da ateşini yakıp, bir diğerine bir diğerine…

Ben üşenmedim hesapladım, başkente haber gitmesi en fazla üç gün sürer… Eh o koca düşman ordusunun at üstünde, ağır mızraklarla kılıçlarla 1000 kilometreyi gelmesi, kim bilir kaç hafta? Özetle, tarihin ilk uzak mesafe haberleşme hattı; Çin Seddi’dir. “Önce sen kapat”… “Hayır önce sen kapat”… “Sen”… (Ateşi söndür, manasında söylüyorlar)

BUGÜN ÇİN YEMEĞİ Mİ YESEK? 

2018 ve 2019’da Amerika’da verilen tüm paket siparişlerinin 1/3’ünün Çin yemeği olduğunu biliyor muydunuz? “Chinese” dediğimiz bu tür, dünyada, sınırları dışında en çok yenen yemek belki de… Kanton Mutfağı, Mandarin Mutfağı, Hu Mutfağı, yöresine göre çok farklı mutfakları olan, kuzey mutfağının güney mutfağından oldukça ayrılık gösterdiği dev Çin yemeği kültürü; Türkiye’de çok kişinin hoşuna gitmeyebiliyor.

Bize pek gelmiyor öyle “tatlıyla ekşi, üzerine tuzlu, üzerine acı karıştırılmış” yemekler… Ancak şahsi fikrimi soracak olursanız, Dim Sum denen “bandırmalık” dumplingsler, özellikle de buharda pişen karides dolgulu Şumai, benim dünyada en sevdiğim üç yemek arasına girer…

Elbette ki şimdilerde, pandemi döneminde size buraların yemeklerine ballandıra ballandıra anlatamam. Okumayı bırakırsınız… Ama “ballandıra ballandıra” da demişken, balla kızartılmış çıtır tavuklu Sweet Sour Chicken, yani tatlı ekşi tavuk da ikinci favorimdir yani. Tutamadım yine kendimi. Afiyet olsun. 

Sıradaki haber yükleniyor...
holder