Eskişehir: Özgür, güçlü, düzenli

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

“Valla Eskişehir’de okumak istiyorum ben abi”

“Önce İstanbul yazacağım, olmadı Eskişehir”

“Eskişehir mi, aaa bak çok iyi orası”

“Eskişehir’i gezdin mi sen hiç?”

“Var ya, Eskişehir’i bir yapmış adam…”

… Ne var bu Eskişehir’de herkes cümle içinde böyle kullanıyor? Yıllardır methini duyuyoruz diye; gideyim ben de yerinde inceleyeyim dedim. Yıl 2017’ydi. Aylardan Nisan’dı.

ASANSÖRDE TANIYAMADIĞIMIZ BAŞKAN

Eskişehir’de ne var? Eskişehir’de görevini yapan bir üst düzey memur var. Nasıl iyi bir muhtar vardır, işini yapar, ya da bir okul müdürü vardır, öğrenciler veliler hep memnundur… Belediye başkanları, Bakanlar, Başbakanlar da hep, o memurlar gibi görevleri olan ama daha üst düzey kamu görevlileridir… Değil mi? Kendi mesleklerine göre, muhtarın dört, okul müdürünün üç kademe üstü gibi… Yani onların da bizim “yüzlerini bilmemize gerek olmayan”, “maaşlarını alıp görevlerini yapan” görevliler olmaları gerekiyor aslında.

Ama bizimki gibi coğrafyalarda, bütün siyasilerin yüzü, adı sanı, yaptıkları ettikleri milli vazife gibi bilinir! Onlarla yatılır, onlarla kalkılır. Onlar idol yapılır, posterleriyle sokaklarda dolaşılır… Aslında onlar, seçtiğimiz ve maaşlarının ödenmesine vesile olduğumuz görevlilerdir... Yani, dünyanın genelinde bu böyledir… Tıpkı bir Polonyalının, Başbakanlarını bir normal araçtan inerken gördüğü için tanıyamayacağı, ancak bir TV konuşmasında “alt banttan” ismini ve titrini okuyunca hatırlayacağı gibi…

Siyasi söylemleri ve hizmet hedefleri açısından yakın oldukları partilerin, adını, tüzüğünü bilecek insanlardır modern insanlar ve onların toplumları… Biz, İzmir’de bir otelde, 5 dakika boyunca küçücük bir asansörde yüz yüze durduk ve Yılmaz Büyükerşen’i tanıyamadık. Selam verdik, günaydın dedik tek başına otel odasından gelmiş, asansörümüzü paylaşan Başkan’a… Zemin katta indik, yolumuza devam ettik… “Ne şık ne kibar bir amca” dedik…

15 dakika sonra o otelin konferans salonunda, 2017 Şehir Ödüllerinde “En İyi Seyahat Programı” ödülü alacak olan biz ve “En İyi Şehre Hizmet Ödülünü” alacak olan sayın Büyükerşen, en ön sırada yan yana oturuyorduk. “Tabii yaa! Nasıl hatırlayamadık?! Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen yahu!!”

Oysa vatandaş bizim için hizmet adına hiçbir şey yapmamış olan, hizmeti getirmek yerine “götürün” o çok konuşkan siyasilerimizden biri olsaydı asansörde karşımızda… Ah! Pardon pardoon! Zaten korumaları doldurduğu için biz binemezdik ki onlardan biriyle aynı asansöre.

“ESKİ” İYİDİR

İzmir’den iki a sonra, Eskişehir yolu gözükmüştü bize… Zevkle! Porsuk Bulvarı’ndaki bir otelde konaklamak da ayrı bir zevkti. Bir gelişimizde de merkezin dışında, ünlü büyük alışveriş merkezleri Espark’ın hemen yanında bir zincir otelde kalmıştık; İbis sanırım, ondan da çok memnun kalmıştık. O Liverpool tarzı kırmızı tuğla binasını hiç unutmam. Çayın kenarındaki otelimiz ise; Sennacity. Aman o da ne güzel oteldi, balkonundan Porsuk çayı ve bulvarından gelip geçenler…

Nisan ayı olmasına rağmen bayağı bir kar vardı yerlerde, ağaçların dallarında yapraklarında… Nefis bir Eskişehir dört günü geçirmiştik. Eskişehir Anadolu Üniversitesi’nden Sinema- TV öğrencileri bize rehberlik etmişlerdi… Travellers Kafe’de gençlerle sıcak sohbetlerimiz de kolay unutulmaz. Hayatta az birikir böyle samimi insanlarla, hesapsız kitapsız, saf sohbetler… Evet, Eskişehir, genç şehir, düzenli şehir… Karakterli eski, iyidir.

Varuna Gezgin’in mekanları başta olmak üzere; kafeler, barlar, parklar, Gençlik Merkezleri, çibörekler, çaylar… (Çibörek bir Tatar yemeği. Türkiye’ye ilk göçtükleri yer Eskişehir olduğundan ve kültürlerinden gelen bu hamurlu yiyeceği ilk burada kızartmaya başladıklarından, bu il bu yemekle de bilinir) Eskişehir’in üniversiteleri; yüksek öğrenci kapasiteli Anadolu ve Osmangazi, şehre bambaşka bir karakter kazandırmıştır yıllardır. Yolu da biraz sapa diye mi ne? Gençler pek bir rahat, ülke şartlarına göre pek bir kelebek gibi yaşıyorlar Eskişehir’de… Ah genç olacaktık ki…

ADALAR’DAN BİR YAR GELİR

Eskişehir’in gezilecek; ziyaret edilip kültürlenecek noktalarını yazmaya devam edeyim: Porsuk üzerindeki köprülerden büyük bir keyifle geçiyorsunuz. Buraların tadını en çok da moto-kuryeler çıkarıyor. Dikkat edin bu güzel gününüze, bir motosiklet lastiği de iz bırakmasın. Belediye artık bu kuryelerin yaya yollarındaki bu vızır vızır geçişlerine bir çözüm bulmuştur umarım. Otelde odamıza çekildik, içimizde hala “odadan da geçerler mi” korkusu vardı.

Porsuk Çayı, Porsuk Bulvarı’nın iki yakadaki hattına güzel kafeler ve çay bahçeleri bırakmış. Bu mahalleye “Adalar” deniyor. Çay üzerinde oluşmuş minik adacıklardan sanırım. Heveslenmeyin İstanbul müteahhitleri! 100’er metrekare falan bunlar. Bina sığmaz… Porsuk Çayı rotanız; bir yanında Porsuk Bulvarı, diğer yanında Ahmet Kanatlı Caddesi, pek çok kafesi, butiği, kitapçısı ve hediyelik eşya dükkanıyla, bir aşağı bir yukarı bütün gününüzü alacaktır zaten.

Geri dönüp o güzel Büyükşehir Belediye Binası’na kadar gelirsiniz ve bu serin gününüz orada biter. Bunun bir de gondol sefası var tabii, sudan… Onlardan birini Belediye’nin önünden, çayın genişlediği su meydancığında kiralayabilirsiniz. Venedik gondolları havasına girer, romantik romantik gezer, köprülerin altından geçerken dilekler tutarsınız. Gondolcuların bet sesiyle arya falan söylemiyor olmaları da ekstra bir Eskişehir avantajı.

YEMESİ İÇMESİ AYRI ZEVK

Eskişehir yöresinde yüzyıllar önce 200.000 kişilik göçmen çadırı kentlerinin kurulduğuna dair kayıtlar mevcut. Bu geçmişinin, şehrin bugününe, müthiş bir kültür renkliliği, geniş bir yemek yelpazesi ve yaşam canlılığı getirdiği aşikar. Şair Fuzuli Caddesi ve onu kesen – üzerinden tramvay geçen cadde- İsmet İnönü Bulvarı, Porsuk Çayı’na yakın duran, şehrin çok hareketli yerleri... Banka şubeleri, esnaf lokantaları, zincir kahve dükkanları, tatlıcılar; klasik bir “şehir çarşısı” hissini buralardan alırsınız.

Tunçtan pirinçten özgün heykelleri bir bankta oturmuş sohbet eden teyzeler heykeli, rögar kapağından çıkan işçi heykeli, hepsi ünlü şehir eserleridir ve önlerinde bol bol selfi yapan insanlara rastlanır. Bu noktada, çarşının Tekin Han No. 11’inde, bir et lokantası tavsiye etmemiz şarttır ki, burası da Abdüsselam Balaban Kebap Salonu’dur efendim. Tarzına “Balaban” dediği yoğurtlu köftesi, tereyağlı köftesi, hepsi, pideli köfte tarzı yemekleri sevenlerin lezzet çıtasını daha da yukarıya çekecektir.

Eskişehir’de es geçmemeniz gereken tarihi bir esnaf lokantası burası. İşte göçmen esintilerinin yiyeceklere etkisi; yine Köprübaşı’na yakın bir Karakedi Bozacısı, bir Tanıtmış Helvacı, Met Helvacısı, gününüzü nasıl tatlandırır biliyor musunuz? Oh oh!

ESKİŞEHİR: ESKİYİ ÇOK KEYİFLİ YAPMIŞ ŞEHİR

Sokağına sahip çıkılmış bir şehir, Eskişehir. Halkın ihtiyaçları gözetilerek- ama mümkün mertebe estetikten de ödün verilmeyerek- karakteri olan, düzgün bir şehir yaratılmış… Öncesinde hizmet verenlerin de son yıllara damga vuran Büyükerşen ve ekibinin de bütün bu karakterde büyük etkisi var. Espark önündeki Kurt Kiremit Fabrikasının tek başına duran bacası bir klasiktir; hep ilgimi çekmiştir.

Burada ayrıca Türkiye’deki ilk lokomotifin sergilenmesi, yine Haller Gençlik Merkezi’nin ilginç yapısı, çevre düzenlemeleri, kusursuzdur. Önemli iki yerden daha bahsedeyim. Porsuk boyunda Türkiye Lokomotif ve Motor Sanayi’nin müze binasının bahçesindeki “Devrim Arabamız”… Filmini izlemişsinizdir; Cemal Gürsel zamanının debdebeli planı ve ortaya çıkan tamamen yerli malı özel bir araç bu.

1961 yapımı araç bir camekanın içinde sergilenmektedir. Ve Eskişehir Eti Arkeoloji Müzesi. Anadolu’nun pek çok yerinden bulgular var burada. İlk ve tek dişi aslan heykeli mesela… Ve mesela Alacahöyük kazılarından gelmiş Eti Sembolü Güneş Kursu’nun orijinalini görmek; büyük heyecandı benim için… Gerçekten heyecan verici eserler ve çok güzel bir sergileme şekli…

ODUNPAZARI İKİ GÜNÜNÜZÜ ALIR

Şimdi de “Odunpazarı”. Efendim Odunpazarı tam bir kültür ilçesidir. Atatürk Bulvarı üzerinde ünlü Yılmaz Büyükerşen Balmumu Heykeller Müzesi karşılar sizi. Bir kere, aracınızı varsa tam bu civardaki bir otoparka ya da sağlam bir yere park edin; zira bütün gününüz buralarda geçecek. Yıllar önce Londra’daki ünlü balmumu heykel müzesi Madam Tussaud’u ziyaret eden Yılmaz Büyükerşen, Atatürk’ün heykelini görüp ve hiç beğenmez. İşte tepkisi de bu müze.

En büyük salonunda Mustafa Kemal Atatürk ve ailesinin balmumu heykelleri, güzel bir kompozisyon ile sergileniyor. Ötesinde de Türk ve dünya tarihinden yüzlerce ünlü isim; müzisyenler, televizyon yüzleri, siyaset adamları, padişahlar, liderler… Bu arada; yazarlık, karikatüristlik ve heykeltıraşlık, Başkan Büyükerşen’in eğitimli meziyetleri arasında da yer almaktadır, bilginize… Müzenin geliri de ihtiyacı olan çocukları okutmakta…

Bu müzeden, aslında “muhteşem bir sergi” demek daha doğru sanırım, çıktığınızda, çevrenizde Cam Sanatları Müzesi ve Kent Belleği Müzesi gibi ilginç seçenekler çıkacaktır, gezip durun gari… Kurşunlu Külliyesi zaten bir kültür mirası, Kurşunlu Camii’nin şadırvanında serinleyin yaz ise… İçinde Lületaşı müzesi de var. Elbette ki Eskişehir’den almanız gereken bir hediyelik, bölgenin madeninden mütevellit, lületaşı eserlerdir…

Tayfun Talipoğlu Daktilo Müzesi de ilginizi çekebilir. “Vaaay bizim Sunay’ın oyuncak müzesi var, benim neyim eksik” şeklinde oluştu, belki… (Nurlar içinde yat Tayfun ağabey) Bir başka şehirdir Eskişehir’in içinde “Odunpazarı”… Sokak aralarında restore edilmiş evlerde; sanat galerileri, sergiler, dostluk evleri, tarihi hanlar ve avlular, kafeler, çibörekçiler, türk kahveciler, kurabiye alabileceğiniz fırınlar…

Atlıhan’a dikkat, avlusu çok etkileyicidir. Burada da çok güzel sergiler, el sanatları eserleri bulabilirsiniz. Sonra Kurtuluş Müzesi’ne dikkat; teknolojisi yüksek bir sergileme, duygu dolu kahramanlık anıları… Ya inanın Eskişehir’i geze geze, çeke çeke bitiremedik biz. Harika şehir, kusursuz şehircilik. Çekemeyenler utansın. 

ORDA, BİR PARK VAR UZAKTA

Sazova Park mı? 2008’de açılan çakma tabirimi koymak zorunda olduğum bir Disneyland burası. (Ne ayaklandınız hemen Eskişehirliler? Berideki sayfalarda överken iyiydi😊) Ben kışın gittim Sazova’ya belki ondan pek “kaliteli” bulamadım. Özü inşaatta kaybolmuş, ruhu eksik bir eğlence alanı geldi bana. Oldum olası kuğulu fıskiyeli yapay gölleri, yeni Türk mimari tarzıyla yapılmış, parlak boyayla boyanmış maket mantarları, ağaçları; sevemedim...

400bin metrekarelik eğlence parkının, ünlü şatosu haricinde, dev akvaryumu, müzesi, bolca da hazır dondurulmuş köfteden hamburger yapan Anadolu dinlenme tesisi tarzı işletmeleri var. Çocuklarınızla size iyi eğlenceler… Durmadılar tabii Odunpazarı sokaklarında, siz hanımla sakızlı kahve keyfi yaparken…

Sıkıldılar iki dakika huzur vermediler değil mi? Siz de tutup buralara, şehir dışındaki bu parka kadar getirmek zorunda kaldınız onları. Hadi dizin şimdi yan yana yaramazları, bal arısı kafalı minyatür trenin sıralarına; gezsinler “çuf çuf çuf” parkın içinde… Siz de peşlerinden… (Yaparken düşünecektiniz.)

NOT: Eskişehir hikayemi ve 15 farklı yöremizi daha, çok yakında çıkacak olan Çok Gezenti Serisi’nin 3.kitabı “BİZİM ORA”da okuyabilirsiniz. 

Sıradaki haber yükleniyor...
holder