Fas'ın Hollywood ünlüsü: Kazablanka

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Geçmiş yazılarımdan birinde bahsettiğim Marakeş; elbette ki Fas’ın en çok turist çeken şehri. Kızıl şehir Marakeş; sadece Fas’ın değil Afrika kıtasının turizm rekortmeni… Ama bu ülkenin bir de Hollywood ünlüsü var ki; adını verdiği film yüzünden kıtanın yine en çok ziyaret edilen şehirlerinden biri haline gelmiş... Ki o filmin tek sahnesi bile burada çekilmemiş! Belki de Humphrey Bogart’ın yolunu bile bilmediği bir şehirde; Fas’ın okyanus incisi Kazablanka’dayız.  

ÖNCE BAŞKENT DİYELİM Mİ?

Fas yazılarımızı burada tamama erdirmek için; Kazablanka’dan önce sizlere başkent Rabat’ı ve bence ülkenin en ama en güzel şehri Essaouria’ı tanıtmak isterim. Fas, başkentini en çok karıştırdığım ülkedir. Biz Fas’a, zamanında feslerimizi buranın Fes şehrinde dikiliyor diye “Fas” demişiz. Zaten eski başkent de Fez, yani Fes… Yoksa bu ülke herkesin dilinde bildiğiniz Morocco- Moroc gibi isimlerle anılıyor.

Marakeş öyle ünlü ki; bu yüzden orayı da yıllarca başkent sanmışlığım vardır ama başkent orası da değil malum. Kazablanka şehri de hükümet binası ve saray dolu, eh adını da aynı adlı filmden dolayı sıkça duyduk demiştik… Ama başkent orası da değil! Sırf doğrusu aklımda kalsın diye, Kazablanka’ya gitmeden yolu 2 saat uzatıp, gerçek başkent Rabat’a gidiyorum…

Fas’ın başkenti Rabat, okyanusa açık bir liman kenti olduğundan, çağlar boyu güçlü toplulukların etkisiyle büyümüş… Fenikeliler’den Romalılar’a kadar bölgeye hakim olan medeniyetler burayı geliştirmiş; önemli eserler katmış… 12.yüzyıl yapısı olan Uday kalesinin dev kapılarından geçip aşağıdaki dalgaları izlerken; karşınızda Endülüs bahçelerini, 5.Muhammed anıt mezarını ve yanında muhteşem Hasan Kulesini görürsünüz.

Bu kule aslında; yine 12.yüzyılda yapılmış olan ama şu an var olmayan Hasan Cami’nin tarihe meydan okumuş minaresi… Rabat, duygusu cidden çok farklı bir şehir. Duvarları grafitti dolu mesela. Sokak sanatçıları dev dev apartmanların bir yüzünü boyamış… Bir de küçük mavi şehir var kalenin içinde; nefis! Kraliyet sarayına, en azından bahçesine giriş de serbest.

Pasaport gösterip, kayıt verip içeri girebiliyorsunuz… Bizim pasaportlar otelde kalmış olmasına rağmen “Türk, Türk” demiş, kafakağıdımızı gösterip girmiştik. Kral yoktu ama olsa, eminim şekerli nane çaylarından birer bardak ısmarlardı bize. Neyse, bir dahaki sefere…

ESSAOURIA RÜYASINI YAŞAMAK

Evet yollarında sizi sıkça durduran ve “işi bağlamak için” de oldukça detaycı davranan trafik polisleri var ama kiralık araç Fas’ta da ciddi anlamda hayat kurtarıcı. Kazablanka havalimanında kiraladığımız aracımızla önce Marakeş’e sonra Rabat’a, oralara kadar gelmişken de rüya gibi bir sayfiye ve balıkçı kentine; Essaouria’a uzandık… Sayfalarda birlikte yaptığımız şu yolculuk boyunca bunu belki bir ya da iki küçük yer için demişimdir. “Essaouria anlatılmaz, yaşanır.”

Fas’ın batı ucunda, Kazablanka’ya ve Marakeş’e eşit uzaklıkta ama bayağı uzaklıkta olan bir kıyı şehri burası. Yazılışıyla okunuşunun alakası yok, onu söyleyeyim… Haritalarda Suvayr olarak da geçmektedir burası. Şehre deniz kıyısında olan eski merkezinden girmediğiniz için; ilk bakışta size normal güzellikte bir Okyanus kıyısı şehri gibi gelebilir. Yani, bu, denizin verdiği normal bir güzelliktir...

Batılıların lüks apartmanlarla, sonsuzluk havuzlu villalarla, palmiyeli yapay yollar ve üstü açık arabalarla süslediği bu tür deniz karakterli şehirlere, Arap yarımadasında ve Afrika’da bir de “otantik öğeler” ekleniyor ki; bu da turizme ayrı bir “renk” oluyor. Suvayr’in içerlerine doğru yürüyüp UNESCO korumasındaki eski şehrine girerken işin rengi tamamen mavileşiyor. Balıkçı teknelerinin çekildiği kızaklara doğru (martı nüfusunun artmasından anlarsınız) balık tezgahlarının arasından, tahta barınaklara ve masmavi sandallara bakarak bütün sur dibi hattında yürürseniz; kolay kolay unutamayacağınız bir şehri daha benliğinize yerleştirmiş olursunuz.

Buradaki renkler çok doğal, hayat fazlasıyla gerçektir… Herkese hitap edecektir Suvayr. Bir kere, balığın okyanustan gelen en tazesi, hemen restoranlara yollanmaktadır; lezzete kolayca ulaşabilirsiniz… Eski şehrin sokaklarında bu kadar çok kafe, hediyelik eşya dükkanı ve sanat galerisini hayal etmiş olmanız mümkün değildir; şaşırırsınız. O kadar güzel ve kaliteli giysi bulursunuz ki, illa alırsınız.

Ve surların neresinden okyanusa bakarsanız bakın, gel-git’in oluşturduğu kumullar akşam saatlerinde batan güneşle karşınızda öyle bir manzara oluşturacaktır ki… İşte o an asıl gel-git’i kafanızda yaşar “gelip buralarda birkaç zaman yaşamak hiç fena fikir değil valla” diye, hayallere dalarsınız. 

BİR FİLMLE CANLANAN TURİZM

“Tekrar Çal Sam” başlığını atsaydım; muhtemelen “bir Kazablonka yazısı için bu başlığı atan bir milyonunca yazar ödülü” alabilirdim. Kendimi zor tuttum! İşte Kazablanka limanına uzanan geniş cadde üzerindeyim. Burası “Bir Anzarane” Bulvarı. Şehri ikiye bölüyor; üzerinde tüm önemli mağazaları ve sanat galerilerini, müzeleri bulabilirsiniz. 3 kilometreyi bulur burası. Oteller de ekseri burada ve paralellerindeki sokaklarda…

Yemekler; bildiğiniz, zevksiz, bol ve ağır kokulu baharatlı Fas yemekleri… Neyse ki her mahallede bir BİM var… Evet, şaka değil. Fas’ta marketlerimiz çok yaygın. Otel odasında bizim ekmeklerle, peynirlerle hatta markamız olan bisküvilerle karın doyurabilirsiniz. Turist işi. Mis! Evet şimdi öyle bir kafeye gireceğiz ki; dünyanın her milletinden turistin – bir şey yemese bile- en azından bir su bir kahve içip fotoğraf çekme izni kopardıkları bir mekan burası. Kazablanka’nın şöhreti, tek sahnesi bile orada çekilmemiş olan 1942 yapımı Humphrey Bogart/ Ingrid Bergman filminden gelir.

Bir filmin adı, bir şehrin öz bilgisinden daha çok bilinsin? Bu belki de dünyadaki tek örnektir. Bu iş nedir ne değildir diye (yine cingöz bir girişimci tarafından) filmin anısına açılmış olan Ricks Kafe’ye adım atıyoruz. Filmin o ünlü piyanolu sahnesinin çekildiği kulüp gibi dekore edilmiş; bir köşesinde Sam’in piyanosu misali bir piyano, papyonlu servis elemanları, 1990’ların başından beri böyle hizmet veriyormuş kafe… Ricks’de Uzakdoğulu turist kafilelerine sunulan fiks menülerden, farkını ödeyen müşterilerin film izleyebileceği koltuklara kadar; pek çok “hatıralık etkinlik” mevcut. Deneyimlemek güzel bir anı olacaktır.

KAZABLANKA’NIN EN ÜNLÜSÜ 

Peki Fas halkı için Kazablanka’nın en büyük özelliği nedir? Elbette ki dev 2.Hasan Cami’dir! Caminin meydanı ve buradan devam eden Okyanus kıyısı hatta “Korniş” çok özeldir. Tıpkı Beyrut’taki gibi burada da bir Korniş hattı vardır ve pahalı villalardan, sitelerden, kıyısında vakit geçiren, spor yapan Faslılardan oluşuyor. 1993’te tamamlanan 2.Hasan Camii, içinde 30 bin dışında 80 bin kişilik kapasitesiyle (Mekke ve Medine’deki alanlar hariç) dünyanın en kalabalık cemaatini bir araya getirebilen üç camiden biriymiş.

Caminin dış cephesinin çinilerle süslenmiş olması ve içindeki dev ahşap kadınlar balkonu; şimdi düşündüğüm anda aklıma gelen en farklı özellikleri… Ve tabii ki nişi 10 metreyi bulan, mermer oyma ana kapısı. Okyanus kıyısından öyle bir görüntüsü var ki bu caminin… Hele hele sahil şeridinden dalgaların dövdüğü kayaların üzerindeki halini izlemek... Camiden diğer yana bakınca ise; sahilin ıslak kumunda futbol oynayan çocuklar, uçurtma uçuranlar, dondurma-meşrubat satanlar, sörf yapanlar, kaytboard ile uçanlar…

Bir yandan kafanızda “Fas’ta mıyım Kaliforniya’da mı” gibi deli sorular… Hemen birkaç kilometre ötede bir de Sidi Abderrahman adası var. Burası tapınak olarak da geçer mezar-türbe olarak da… Şehrin çok değerli bir insanının mezarı buradadır ve bu kaya parçası her daim dua edenlerin, dilek dileyenlerin, şifa arayanların akınına uğrar…

Adadaki ev sahiplerinin pek de misafirperver olduklarını söyleyemeyiz. Ama zaten neden herkesin hayatını gezebilme özgürlüğümüz olduğunu düşünüyoruz ki? Sidi Abderrahman’da –yerel halkı rahatsız etmemeye çalışarak- çok güzel fotoğraf kareleri yakalayabilirsiniz. 

BİR MEYDAN, BİR DE KOMİK ANIMIZ… 

Kazablanka merkezde nerede vakit geçirelim derseniz, halkın ve turistlerin buluşma noktası olan 5.Muhammed Meydanı günün her saati hareketlidir. Meydandaki “Paşa Mahkeme” adıyla bilinen Adliye Sarayı’nın mimarisi gerçekten şahanedir. Ordu Sarayı’nın binası, yine şahanedir. 1950’lerin yapılarıdır bunlar. Sade, kesme taş revaklı, küçük çini dokunuşları olan şeker şeker yapılardır…

Önünde hatıralık kostüm fotoğrafçıları ve faytoncular da vardır ama bir ülkenin günlük hayatında yeri olmayan bu hatıralıklara para kaptırmak isteyeceğinizi pek sanmıyorum… Bu arada Afrika’nın en önemli Hıristiyan dini yapılarından biri de bu şehirdedir. Bir Notre Dame Katedrali mimarisiyle; Kazablanka Sacre Coeur Katedrali’ni görmeden gitmeyin derim… Hemen yanındaki Park De La Ligue Arabe’de de, yeşil yeşil huzur bulabilirsiniz… Gelelim Fas anılarımızın sonunda, pek de komik bir anıya…

Trafik polislerinin hınzır özelliklerinden bahsetmiştim zaten… Kendi kullandığınız bir kiralık araçla Fas yollarındaysanız; başınıza oldukça ilginç olaylar gelebilir. Korkmanız gerekmez ama illa ki şaşıracaksınız. İki adımda bir soteye yatmış olan polis arabaları, turistin geçeceğini nasıl hissediyorlar- belirli aralıklarla turist radarı mı vardır nedir bilmiyorum- pat diye yolunuzu kesip; mutlaka uymadığınız bir kural bulmaya çalışıyorlar. 

- “Hız tahdidini aştınız.”

- Şehirden bu yana hız tabelası yok ki memur bey

- Yok mu? Vardı bir tane. Çalmışlar demek. (Bütün bunları Fransız aksanlı İngilizceyle söylüyorlar)

- Gidebilir miyiz?

- Yok. Durun, hah, arkada oturan yolcunuz kemer takmıyor. (Baldızım) 

- Takıyor. 

- Ama gevşek takıyor. 

- Kız zayıf, kemer uzun, kusura bakmayın.

- 300 dinar.

- Şu cezayı kesmeden, 150 dinara bağlasak..?

- Okay. Meğrsi.

- Bilmukabele. Biz meğrsi.

Yazarlarımızdan

09 Aralık 2021, Perşembe 07:01
09 Aralık 2021, Perşembe 07:01
09 Aralık 2021, Perşembe 07:01
Sıradaki haber yükleniyor...
holder