Karayiplerin efsane adası: Küba

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

UNESCO’nun yaptırdığı araştırma sonucunda dünyada turistlerinin en çok gitmek istedikleri yerin Küba çıktığını biliyor muydunuz? Burak kardeşiniz bunu duyar da durur mu? Siz de çok gitmek istiyorsunuzdur düşüncesiyle; bu hafta soluğu, Orta Amerika açıklarındaki o efsane adada alıyoruz. Havana ve Trinidad’ın gece gündüz müzikle dans eksik olmayan sokakları, ünlü barları ve restoranları, Hemingway’in eserlerini yazdığı mekanlar, tarihi oteller ve Latin rüzgarı esen rengarenk meydanlar… Vinales Vadisi’nin görmediğim koyuluktaki yeşil bitki örtüsü, tütün tarlaları ve puro imalathaneleri, Pinar Del Rio, Varadero, Atlantik Okyanusu kıyısındaki tatil beldeleri ile sıcak ve hayli sürprizli bir coğrafyadayız. Che Guevara ve Fidel Kastro’nun izinde; Küba’dayız. 

HAVANA BAK SEN!

Küba’ya direkt uçuş ta Güney Amerika’ya kadar var ama uçaklar genelde Venezuela’nın başkenti Karakas’ta mola verip (uçağın içinde bekliyorsunuz) yolcu boşalt- al yapıp sonra 2 saat daha Havana’ya kadar yol alıyor... Başkent Havana elbette ki, bu turist cenneti ülkenin karakterini en iyi duyumsayacağınız yer. Havanıza bakın; sokaklarında dans edenlere eşlik edin, sanatçılarından ıslak ıslak taze yapılmış renkli tablolar alın, üstü açık klasik arabalarla şehir turu yapın, hindistancevizi ve ananasın ucuz ve serin tadına varın.

Utanmayın sakın; yediğiniz içtiğiniz kafede restoranda müzik başlayınca, kalkın ve dans edin! Herkes edecektir zaten; siz de onlara uyun! Havana’yı anlatırken çok fazla kelime kullanmaya gerek yok aslında; sokaklarda tamah edilmiş bir sadelik, kilometrelerce “eşitlik” var… Her mahalle kenar mahalle, her mahalle “merkez”. Öyle ki; en yoksul görünümlü kişiye hediye ettiğiniz bir sabun, bir defter; şık görünümlü bir kişiye hediye edilince de aynı tepkiyi alıyor… Gocunma ve gücenme yok burada. (Evet, otelinizden alacağınız oda sabunlarını ve şampuanlarını sokaklarda dağıtmanıza çok memnun oluyorlar.)

NERELERİ GEZELİM, NELER EDELİM?

Dışarda deli dalgalar, Malecon Bulvarı’nı yalar… İrma kasırgasının teğet geçtiği Küba’daydık 2017 Ekim’inde… Hiç unutmuyorum 29 Ekim’di, zira Mustafa Kemal Atatürk’ümüzün, ünlü kıyı yolu Malecon’da bulunan, Morro Kalesi’ne çok yakın duran büstünü, bayrağımızla ziyaret etmiştik… Tropikal kuşağın kuzey ve güney sınırlarında yer alan Subtropikal iklime sahip Küba’da, bizim yaz aylarımıza denk gelen zamanlarda, kuvvetli rüzgarlar hatta kasırgalar görülüyor.

Seyahat planlayacaksak buna dikkat edilmeli. Büyük ve yeni binaları genelde oteller olan başkent Havana’ya; kendi otelimiz Otel De Ville ‘in balkonundan bakıyoruz… 3-4 yıldızlı bir oteli uygun fiyata bulmak burada “lüks” bir konfor sağlamaya yetiyor. Karşımızda sırasıyla; Otel Nacional, Otel Sevilla ve Otel Havana Libre var… Otel Sevilla için dönemin İtalyan mafya babası Al Capone’a aitti diyorlar…

Ah ne yollardan geçmişsin Küba ah! Haydi, sokağa, Devrim Meydanı’na doğru yola koyulalım, sonra da elbette Devrim Müzesi’ni gezmeye… (Bizim Devrim Arabaları burada olsaymış, tam da amacına uygun olacakmış bak… Ama burada bütün arabalar 1950’lerin Chevroletleri Fordları, malumunuz)

KÜBALI ARABALAR

Küba birçok ilkimi yaşadığım yerdi. Bir tütün mamulünden ilk nefesi (44 yaşımda) burada çektim içime. Zira buraya kadar gelmişken purosundan bir tatmamak, kültürüne hakaret olurdu bence. İnternete en pahalı ulaştığım yerdi burası. İki mail bakmak için 8 dolar harcayıp, para üstünü “halk parasıyla alıp” onu da harcayamadığım yerdi… Küba’da iki tür “Pezo” kullanılıyor: Küba pezosu denilen “CUC” turistlere uygulanan para birimi… 1 CUC hemen hemen 1 Amerikan dolarına eşit. Küba halkı ise ortamlarda, CUP denen başka para birimini kullanıyor.

Arada para üstü olarak CUC yerine CUP alırsanız, siz onu alışverişte kullanamazsınız. En fazla evinizdeki hatıra kutunuza katar, gelen misafirlere hava atarsınız… E-postalarımın aksine, Küba, bir yerden bir yere en ucuzundan ulaştığım yer olmuştu. Coco taksiciler -bir tür kabinli motosiklet- sizi üçe beşe bakmadan hafif bir pazarlıkla, tarif ettiğiniz yere taşıyorlar… Tayland’ın Tuk Tuk’ları gibi ama inanın daha temiz ve güvenli geldi bana. Lakin bu, sevgili iş ve yol arkadaşım Seda’nın, onlara binmemek için bir bahane bulmayacağı anlamına gelmezdi…

“Koltuğu mu pis bunun?” “Şunun dikiz aynasındaki oto kokusu başımı ağrıttı.” Aracın dört yanı açık yahu! Adam onun aynasına neden araç kokusu asmış zaten; çılgınlık orada başlıyor! Sonucunda kendimizi yolun kenarında “az önce gezip bitirdiğimiz Devrim Müzesi’nden tee kilometrelerce uzaktaki Fusterlandiya’ya nasıl gideriz” diye kara kara düşünürken bulduk.

(Devrim Müzesi… Che’nin Meksika’dan geri gelip çıkartma yaptığı tekne, tanklar, klasik arabalar, Fidel Kastro’nun kepi, baskınların yapıldığı devlet binasında ve bahçesinde; dönemin kıyafetleri, silahları, radyoları ve gazeteleriyle, mutlaka deneyimlenmesi gereken bir heyecan olarak turistleri beklemekte.)

BİR GAUDİ, BİR FUSTER

Direksiyonun yanındaki demir çubuğa musluk hortumu geçirilmiş bir vites kolu olan 56 model Chevrolet’li adamı, işte tam orada tanıdım. Yolda bekleyen bir Türk turistin, yanından geçerken yavaşlayan eski İstanbul dolmuşu kılıklı bir arabayı “ticari” sanması, son derece normal öyle değil mi? Ben de öyle sandım işte. El etmiş bulundum... Adam da yavaşlamasını tamamladı; durmuş bulundu.

Her bir şehrinde, kasabasında hatta köyünde görüp hayran kalacağınız 50’lerin pırıl pırıl Chevrolet Bel Air’leri, Ford Fairlene’leri, Ford Falcon’ları; bir dönem, Kuzey Amerika menşeli bu arabaların en büyük müşterisinin Küba olduğunu gösteriyor zaten. Tabii karşılıklı ambargolara ve Castro’nun alım satımı yasaklayan sert kurallarına kadar… Sosyal statülerini koruyacak paraya yeniden ulaşmak, arabası olan zengin için daha önemliydi!

O noktada bu güzel Amerikan arabalarını “halktan” kişilere ucuza satmaları, işte bundandı. Üstüne bir de Amerika, Küba'daki arabalar için yeni parçalar üretmeyi reddedince… Kübalılar, 50'lerden kalma araçların yedek parçalarını da iptidai şartlarda kendileri üreterek; günlük hayatta kullanmaya başladılar… Hala da böyle kullanıyorlar. Adam bizi Chevrolet’siyle gayet güzel, istediğimiz yere götürüyordu… Hayretler içindeyiz… Havana’nın 10 kilometre kadar dışındaki Fusterland/ Fuster’in Evi’ne  vardığımızda elbette ki elim cüzdanıma gitti.

Zira dünyayı, birinin bizi para almadan bir yere götürmeyeceğini bilecek kadar çok gezmiştik. Ama Kübalı yaşlı adam, almadı... Hatta elimde gördüğü paraya; anlamadığı bir kağıt parçasına bakar gibi, ilk kez para görüyormuş gibi baktı. Hintliler gibi Kübalılar da huzuru, hayatlarından parayı çıkarabildikleri zor zamanlar geçirerek bulmuşlar. “Paraya gerek yok, çünkü paranın satın alabileceği bir şey yok.”

Bizim coğrafyalarda uygulaması zor hatta imkansız bir yöntem! Kübalı sanatçı Jose Fuster, bir İspanya ziyareti sırasında mimar Antonio Gaudi’nin eserlerini; parklarını, binalarını görüp fazlasıyla büyüleniyor. 1975 yılında varını yoğunu satıp, başkent Havana’nın dışındaki Jaimanitas’ta kendine bir stüdyo alıyor. Sonra, gelsin mozaikler gitsin seramikler… Üzerine iki heykel daha, ortasına bir havuz daha derken; Gaudi’nin Barselona’daki Guell Park’ının minyatürü gibi görünen bir yaşam alanı oluşturuyor kendine.

Anlattığına göre hala canı sıkılınca bu renkli alanına eklemeler yapıyormuş… Kendisine “Küba’yı nasıl tanımlarsınız” diye sorduğumda; hiç düşünmeden “RENKLİ” dedi… Ve bize uzun uzun, sanatçıyı koruyan özgür bakış açılarından bahsetti. Küba’ya giderseniz Fuster Usta’nın Harikalar Evi’ni mutlaka görmelisiniz. Sizi yol kenarından toplayacak yaşlı naif bir Kübalı bulamazsanız da normal bir taksiye ya da Coco taksiye 20-30 CUC verip, oraya ulaşabilirsiniz.

HAVANA’DAN KALANLAR

Başkentin turistik merkezi Old Town’u, tam bir İspanyol meydanı olan Plaza Vieja’dan gezmeye başlamalısınız… Katedral Meydanı’nın hemen yakınındadır; her ikisini de bulmanız için bolca turistik tabela vardır, merak etmeyin… Havana’nın tarihi ticari meydanı de olmuş olan Vieja; renkli evleri, dönem müzeleri ve lüks restoranlarıyla tanınır. San Francisco Meydanı da favori meydanlarımdandı, not etmeden geçmeyeyim…

Sierra Maestra Terminal binasını mutlaka ziyaret edin. Dev bir kapalı market, denize uzanan kafeler; zihninizde hiç olmayan bir Küba’yla karşılaşacaksınız. Hareketli cadde deyince elbette ki Obispo Caddesi! O ne renktir, o ne keyiftir öyle… Her bir kafeden, köşe başı barından, samba, rumba, caz müziği yükselir; karşılama elemanı güzel kızlar sizlere menüleri sunarlar, yemek kokuları, sokak dansçıları, kalabalık turist grupları… Ahenkli egzotik bir rüzgar!

Küba aşığı Amerikalı yazar Ernest Hemingway’in ayak izleri sizi Ambos Mundos otele kadar götürecektir. Altındaki barda onun sevdiği parçalar “Sizin İçin Çalıyor”. Caddeye yakın duran Belgica Bulvarı’ndaki Kafe Floridita da yazarın izinde turlar yapan turistlerin uğrak noktalarındandır. Çok kalabalıktır, müziğini dinleyip zevk almanız pek olası değildir. Prado Caddesi ve Parlamento binasına kadar uzanan Park Meydanı, yine çok özel bir turistik destinasyondur.

Bu hattın üzerinde Aslanlı Yolda kaldırım satıcılarından güzel el işleri alabilirsiniz. Havana’daki önemli bir turistik etkinlik de -gidenler bunu iyi bilir- plasenta ihtiva ettiği söylenen bir tür “gençleşme kremi” almaktır efendim. Kadınlar bunu eczanelerden, kozmetikçilerden ve otel lobilerinden bulmak için, resmen birbirlerini ezerler. Gidecekseniz illa biri size bundan sipariş edecektir zaten.

VADİLER, SAHİLLER, UNUTULMAZ KÜBA GÜNLERİ…

Diktatör baskısından kurtulmak için başlatılan mücadeleye önderlik eden ve Küba’ya bir dönemin “başarılı” devrimini getiren Ernesto Che Guavera’nın mezarı; Havana’ya 275 kilometre mesafede, 1997’de nakledildiği Santa Clara’daki mozolesindedir… İçeride kendisinin ve yakın arkadaşlarının mezarları ile özel eşyaları vardır… Fotoğraf ve video çekmek kesinlikle yasaktır.

Hatırlatmakta fayda var; başkent Havana dahil Küba’da, para çekebileceğiniz bir ATM bulmak pek mümkün değildir… Büyük şehirlerde iki üç tane, Varadero gibi küçük bir sahil şehrinde mesela; belki bir tane bulursunuz. Bu yüzden Türkiye’den gelirken yanınızda Euro ya da Dolar getirip (pek fark etmez) buranın halk bankalarında çevirmenizi öneririm.

Başkente 150 kilometre doğu mesafesindeki turistik Okyanus beldesi Varadero’yu, Pınar del Rio bölgesinin her milimetresinden yeşil fışkıran topraklarını, muhteşem Vinales Vadisi’nin Mural de La Prehistoria dağ resimlerini ve tütün tarlalarını, puro imal eden o teyzelerini, amcalarını… (Hayır efendim, bacağında puro saran Rihanna’lar tamamen bir efsane) …ve Havana kadar zorlu bir yaşam mazisine sahip olan Trinidad’ını; bu hızlı ve yazılı turumuza sığdırmak maalesef mümkün değil. Küba’yı içinize bile sığdırmanız mümkün değil ki. Doğanın renklerinin en parlaklarıyla bezenen bir deneyimdir Küba. Durmaz ki içinizde; coşar, taşar zaten.

Sıradaki haber yükleniyor...
holder