Kyoto: Rüya mı gerçek mi?

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Kyoto, Japonya’nın Nara’dan sonraki ikinci başkenti. Üzerinde en çok tapınak bulunan şehir! Dünya üzerindeki Şinto tapınaklarının dörtte üçü burada. Turuncu tapınak kapılarıyla, sivri çatılı pagodalarıyla; bir dünya mirası Kyoto. UNESCO tarafından şehir olarak tümden koruma altına alınmış burası... Gerçi o medeniyet anlayışındaki, o sevgideki-saygıdaki Japon halkından kim ne zarar verecek Kyoto’ya ki koruyorsun? Muhtemelen şehri “dünyanın geri kalanından” koruma altına alınmışlardır… Tokyo’dan mermi trenle yola çıktık, 2 saat geçti, geçmedi Kyoto’dayız. Bu hafta Kyoto’yu detaylıca gezeceğiz; yazının sonunda bile aklınızı orada bırakacağınızdan eminim.

PAGODALAR VE KYOMİZU-DERA YOLU

Japon Demiryolları Kurumu tarafından işletilen Kuzey hattı hızlı trenleri “Shinkansen” adını taşıyor. Saatte 320 kilometreye kadar hız yapabilen trenler, biz en son 2016’da oradayken, dünyanın en hızlı trenleriydi. Yıllar içinde 370’e kadar çıktı bunlar. Boşuna dememişler “Japon yapmış” diye. Bir deyim haline gelen bu söylem, Japonya’nın teknolojiyle yapılanmış günlük hayatı hakkında fikir veriyor zaten.

Ama bir o kadar da gelenek ve göreneklerine bağlı insanlar Japonlar. Bunu en yoğun biçimde hissettiğiniz şehir de burası zaten; Kyoto! İşte Kyomizu-Dera tapınağına çıkan yoldayız… Tapınağın uzaktan görünen turuncu dev kapılı girişe doğru; dört katlı, beş katlı Pagoda’lar arasında ilerliyoruz. Pagoda; Japonların inandığı Şinto (Kutsal Ruhların Yolu) dininin üç, dört hatta beş katlı ince uzun sivri çatılı tapınakları…

Pagodaların, kahverengi, yeşil, sarı ve kırmızının tonlarıyla bezenmiş ağaç yaprakları arasından görünen sivri çatıları şehre rüya gibi bir görüntü veriyor. En ünlülerinden biri de, işte da bu Kyomizu- Dera yolu üzerindeki beş katlı “Yasaka” pagodası. (Daha 300 yıl öncesinden 5 kattan fazlaya izin vermemişler bak. Aferin) Yasaka ile Kıyomizu-Dera arasındaki yol boyunca sıralanmış yöresel eşya ve yiyecek dükkanları var. En çok da “tatlı dükkanları”. Bu dükkanların çoğu bizim “mahalle pastaneleri” ayarında.

Hani, unlu mamulleri olan ünlü fırınlardan değildir de vitrininde sadece poğaça, ayçöreği ve kıymalı börek vardır ya; onlar gibi pastaneler işte. İşte buralarda yemeniz gereken şey; Mochi’dir efendim. Bunlar pirinç keki olarak da geçer ama ben “Japon Lokumu” demeyi tercih ediyorum… Kurutulmuş soya tozu ve fındığa bulanmış olan, lokum gibi ama daha peltemsi bir tatlı…

Bir de almamanız yememeniz gereken bir tatlı var ki o da küçük poşetler içinde satılan yaş erik. Bordoya çalan bir rengi var. Bu erikleri önce kurutmuşlar, sonra ıslatmışlar, ekşitmişler tuzlamışlar, bir de üstüne ballamışlar tarçınlamışlar, limon tuzu falan basmışlar… Ne yapmaya çalışmışlar anlamadım. Bir eriğe bu kadar eziyet edilmez! Ben bile yiyemedim. 

GÖRDÜĞÜM EN İHTİŞAMLI AHŞAP YAPI

Yediğim erikten pişman, içecek su araya araya, Kıyomizu- Dera’ya gelmişiz. Bu coğrafyada her şeyin “yeşil çaylısı” satıldığı için, suyun da anca yeşil çaylısını bulabildim; midem allak bullak içmeye çalışarak… Neyse… Muhteşem tapınağın kapısından adımınızı attığınız gibi, zaten içinizdeki bulanma, bunalma, sevinme, üzülme, hırslanma gibi duyguların ve dürtülerin tümü; yerini “aptallaşmaya” bırakıyor.

Bakınız sevgili okuyucu, binlerce satır geçti; onlarca şehir, yüzlerce yer, manzara ve bina anlatmaya çalıştım sizlere… Bunların kimini hatırlayacaksınız kimini unutacaksınız ama sizden ricam, bu anlatacağım yeri benim için hatırınızda tutmanız. Ben bir yerin görüldükçe, bilindikçe, paylaşıldıkça daha uzun yaşadığına inanırım. Yani, bir zaman dilimde ayakta kalmış bir yer, onu bilen kişi kadar daha uzun yaşıyordur bence.

1 milyon bilinmesi olursa; o yerin kendi tek yaşam çizgisine paralel giden 1 milyon tane “yaşayan zamanı” daha oluşmuş olur (bence)… Umarım anlatabildim. Siz burayı bilin ki burası ayakta duracağı yıl kadar- ve “çarpı” sizin sayınız kadar- daha uzun bir hayat yaşayacak olsun. Kıyomizu-Dera: Manası “Saf Su Tapınağı”. Eski bir Budist mezhebinin bir şelale etrafında kurduğu tapınak bölgesi burası. Tamamen geçme ahşaptan olan binalar 780 yıllarında yapılmaya başlanmış.

Tepeden Kyoto’ya bakan dev balkonlu ana bina, görüp görebileceğiniz en ihtişamlı yapılardın biridir diyebilirim. Tüm modern ihtişamlı binaları ve gökdelenleri unutturacak cinsten! 1994’te UNESCO korumaya başlamış olsa da binlerce yıldır girişindeki köpek heykelleri koruyor Kıyomizu-Dera’yı.

Ziyaret eden yerli halk inanışlarına göre mumlar yakıyorlar, dileklerini kategorilerine göre (satın) aldıkları küçük kağıt parçalarına yazıp kütüklerin üzerlerine asıyorlar… “Şişinden” İmparatorluğu döneminde en önemli devlet törenlerinin düzenlendiği bina, 1855’te büyük bir onarım görmüş. Bina ve çevresi 1900’lerin başında dahi, aktif olarak resmi manalarda kullanılıyormuş. 

ZEN BAHÇELERİNDE HUZUR

Kyoto’da dolaşırken, sokak aralarında ve evlerin önünde simetrik olarak dizilmiş taşlar dikkatinizi çekecektir. “Belediyenin ihmali mi bu”, “neden çalışmıyor bu Kyoto belediyesi”, “toplanan paralar nereye gitti“ falan diye düşünmeyin. Bunlar -tıpkı şehirde çokça bulunan Zen tapınaklarının bahçelerinde de olduğu gibi- Zen felsefesine inanan halkın dizdiği “enerjiyle” ilgili taşlar. Bu inanışla düzenlenmiş bahçelerden en ünlüsünü ve etkileyicisi; Ginkakuji Tapınağı’nın Zen Bahçesi’dir.

Yasaka ve Kiyomizu-Dera bölgesinde bir gününüzü geçirdiniz; ara sokaklarda yerleşmiş sayısız Budist ve Şinto tapınağını keşfettiniz, yemeklerinden ve tatlılarından (dikkatlice) yediniz, yeşil çaylı 1001 şeyle midenizi test ettiniz. Bravo! Kyoto artık damarlarınızda! Bir diğer gününüzü geçireceğiniz hattınız; Kyoto İmparatorluk Sarayı (biraz büyük bir alandır, yarım gününüzü alır) ve önünden bineceğiniz Ginkaku-ji otobüsüyle gideceğiniz bambaşka bir dünyadır.

İmparatorluk Sarayı, malum; içinde pek çok resmi yapısı ve tapınağı olan büyük bir alan. Girişte alacağınız bir broşürle kaybolmadan rahatça gezebilirsiniz. Ginkaku-ji bölgesi ise yan yana birkaç tapınak, kıyısında dev bir Buda heykeli olan gölet ve ünlü Filozof Yolu ile tanınmaktadır…

Filozof Yolu bambaşka bir deneyimdir hem turistler hem Kyotolular için. Bir Japon filozof, burada yürüye yürüye erdiği için, yol ülke çapında saygı bulur olmuş. Burası aynı zanamda Ginkaku-ji ve Nanzen-ji tapınakları arasındaki yoldur. Sonunda ulaşacağınız Nanzen-ji’nin, yine geçme kütüklerden yapılmış dev kapısı, doğrusu dillere destandır.

FUSHİMİ İNARİ’NİN ON BİN KAPISI

Anlattıkça tekrar yaşıyorum; Kyoto hakikaten bir destan. Hem dillere hem tarihe bir destan. Efsaneyi hızlıca tamamlayayım: Şehrin kuzey doğusuna düşen ve toplu taşımayla 1 saatte ulaşabileceğiniz “Arashiyama” tarafına da tam bir gününüzü ayırınız. Orada sizi bekleyen iki yer var ki; ikisi de çok özel. İlki Tenryu-ji tapınağının yanındaki dev bambu ormanı. İkincisi “Altın Köşk ya da Altın Tapınak” diye geçen Kinka-kuji tapınağı. Burası aslında dini amaçla yapılmamış; zengin bir ailenin sarayıymış…

Vee tatlıyı sona sakladım ki burası binlerce turuncu kapısıyla (Torii) sizi büyüleyecek olan “Fushimi İnarı” Tapınağıdır. Turuncu kapılar Şinto’ya inananlar için onlar için “iyi ile kötü arasındaki geçiş” manasındadır. Kapıları takip ederek 3 kilometre kadar dolanacağınız bu yolda, birçok bahçe ve kutsal bina göreceksiniz. Gezinizin önemli amaçlarından biri fotoğraf çekip sosyal medya yapmaksa; Fushimi İnari’nin turuncu kapıları sizi o alemde kral yapacaktır. En influencer Instagramer bile sizi kıskanacaktır. 

Evet, 700’lü yıllardan sonra, 1000 yıldan fazla bir süre bu özel ve orijinal ülkenin başkenti kalan Kyoto, şimdi 1,5 milyon nüfuslu bir metropol. Ama burayı günlerce gezseniz de herhangi bir kalabalıktan, bir yoğunluktan, bir çirkinlikten muzdarip olmayacağınız bir metropol… Böyle bir negatiflik varsa bile, görmüyorsunuz. Çünkü tarih ve kültür sizi “hipnotize” ediyor. Geleneksel kostümlerini giymiş düğün dernek yapan ya da fotoğraf çektiren iki geyşa arasında kalırsanız, dilek tutmayı unutmayın. (Şaka) 

Yazarlarımızdan

19 Haziran 2021, Cumartesi 07:02
19 Haziran 2021, Cumartesi 07:01
Sıradaki haber yükleniyor...
holder