Burak Akkul Lviv: Gerçekten çok sempatik!
HABERİ PAYLAŞ

Lviv: Gerçekten çok sempatik!

Bu hafta dünyanın en güzel şehirlerinden birindeyiz, desem; Paris, Roma falan okumayı beklersiniz değil mi? Hayır efendim; bu haftaki yurtdışı anılarımda, Ukrayna’nın gezip gördüğüm şehirleri serisini bitirmek üzere, Lviv’e uzanıyoruz… Butik otel tadında; küçük, temiz, turistik ve sonsuz sempatik bir şehir!

Lviv: Gerçekten çok sempatik

SOVYET ETKİSİ UÇUP GİTMİŞ

Sokaklarının heykellerle ve şirin kafelerle dolu olduğu, sayısız müze ve tarihi binanın entelektüel bir hava verdiği, Ukrayna’nın ve belki de dünyanın en güzel şehirlerinden biri burası.

Vizesiz gidilen yerler listemde her zaman ilk 5’te yer alan Lviv, Avrupa şehirlerine yakın konumu sayesinde Ukrayna‘nın geneline hâkim olan Sovyet etkisinden uzak kalmayı başarmış. 1 milyonu bulmamış olan nüfusuyla, hemen her yerini yürüyerek gezebileceğiniz, geceliği 2000 Grivna’ya da kalacak otel bulabileceğiniz, kusursuz bir turistik rota. Biraz yavaş servis edilen ama damak tadımıza yakın yemeklerini de es geçemeyiz tabii…

Bir Varenyky mantıyı, bir Centaur krepi, öğlen yemeği için sipariş edip, akşamüstü kahvaltısı olarak, 16:00’da falan yersiniz. Hele hele yöresel lokantalarda. Aman Allah’ım o ne yavaşlıktır öyle! Sanırsınız kıyma için danayı içerde henüz kesiyorlar… Neyse. Ben yine hassas olduğum “gırtlak” muhabbetiyle başladım şehri anlatmaya…

Gelin önce Lviv’i, 2016 seyahatimizden kalan notlarla bir gezelim… Bizleri orada ağırlayan ve misafirperverliğini unutamadığım THY müdürümüz Zafer Ağırtmış’a da buradan bir selam yollamış olayım.

Lviv: Gerçekten çok sempatik

ŞEHRİN MERKEZİ “RYNOK MEYDANI”

Rynok Meydanı/ Rynok Square ya da bilinen diğer adıyla Eski Pazar Meydanı, Lviv’in en turistik yeri. Aynı zamanda Lviv “Old Town” bölgesinin kalbi. Yalnız da gelmiş olsa, turla da gelse; ortalama bir turist ilk soluğunu burada alır. Şehrin tarihi dokusunun en iyi hissedildiği yer şüphesiz ki burasıdır. Siz gelmeyi planlamasanız bile gün içinde yolunuz kesinlikle buraya düşecektir.

Benim ilk durağım ünlü vişne likörü dükkanıydı. Yüz yılı aşkın bir süredir aynı aile tarafından işletilen küçük dükkanı, önündeki kuyruktan anlarsınız. Burası Belediye Binası’nın hemen karşısında durur. Town Hall yani Belediye Sarayı, ilmik ilmik işlenmiş hatlarıyla hayranlık uyandırır… Detaylıca gezmenizi öneririm. 350 ahşap merdiveni tırmanır, 65 metre yüksekliğindeki çan kulesine (Ratusha Tower) çıkar, şöyle 360 derece şehre de bir bakarsınız tabii…

Turistsiniz sonuçta! Rynok Meydanı 16. Yüzyıldaki büyük şehir yangınından sonra, dokusundan pek çok şey kaybetmiş olsa da yüzyıllar içinde eski Gotik havasına kavuşmayı başarmış. Çok farklı bir dünya burası, inanın. Yunan mitolojik Tanrılarının figürleri ile ünlü Latin Katedrali’ni gezerek turunuza başlayabilirsiniz. Civarda pek çok da ünlü saray var. Giriş hollerinden sonra güzel bahçelere açılan binalar bunlar... Benim buradaki favori, huzurum, Korniakt Sarayı ve onun “İtalyan Avlusu” oldu.

Buranın, Eski İtalyan Mahkemesi bahçesi olduğunu öğreniyoruz. Ama ne keyif. Bir fincan kahve ile tarihten bir günün içindeyiz sanki… Merkezdeki ilk akşamınızı burada geçirin derim. Alanda, Lviv Tarihi Müzesi’ni gezme fırsatını da yakalamış oluyorsunuz…

Lviv’de, Tarih Müzesine bağlı olan Arsenal yani silah deposunu da mutlaka gezin. Silah Müzesi’nde, tarihten bugüne ülkedeki savaşlarda kullanılmış silahlar; şövalye kılıçlarından 2.Dünya Savaşı toplarına kadar, insanlık için kesinlikle gereksiz pek çok şey sergileniyor.

Lviv: Gerçekten çok sempatik

KOLAY UNUTULACAK BİNALAR DEĞİL

Şu küçük Lviv’de vakit geçirecek o kadar çok meydan, kafe, müze; görülecek bina ve sergi var ki… Hatta eski imalathaneler, eskici dükkanları, halk pazarları… Çok iyi günler geçireceğinize garanti veriyorum. Özellikle de şöyle hafif güneşli, gezmeye müsait güzel bahar günlerinde…

Bırakın sokak çalgıcılarının müzikleri kulaklarınızı okşasın, güzel kadınlar ince eteklerini savura savura geçsin, yakışıklı erkekler onlara gülümsesin… Oturun bir kafeye, akan hayatı izleyin. Her türlü keyif alırsınız Lviv’den… Evet, mimarisi önemli binalar var. Lviv Opera Evi, Barok stilin en güzel örneklerinden… Poltva Nehri kıyısında yer alan binada Kuzey Avrupa’da sahnelenen en prestijli gösterileri izleyebilirsiniz.

Opera binasının önünde kurulan antika pazarını gezmeyi de atlamayın. Özel bina deyince akla gelen eserlerden bir tanesi de “Potocki Sarayı”. Pek çok turistin ilk duraklarındandır… Yaklaşırken sokaklar hareketlenir; rengarenk şemsiyelerin asıldığı Arnavut kaldırımlı pasajlardan geçer, tarihin kucağına atarsınız kendinizi.

Saray 1880’li yıllarda, Başbakan Potocki’nin ikametgâhı olarak inşa edilmiş. Günümüzde, Ukrayna Cumhurbaşkanı’nın hizmetinde. Gezilen odaları da var; lüks döşenmiş salonları hayret uyandırıyor. Halk mı? Onlar hiç de lüks yaşamıyor.

YÜKSEK KALE YORUYOR

Lviv Yüksek Kalesi ya da Lviv Yüksek Tepe / Lviv High Hill, Lviv’de gezilecek yerler arasında önemli bir nokta. Ama vallahi pek yorucu. Kah tahta köprülere basarak kah taşlardan sekerek çıktığınız tepeden ne görüyorsunuz? Çok da bir şey değil. Şehrin ucunu bucağını işte…

Ama yol boyunca kat ettiğiniz park harika. (Vysokyi Zamok Park) Zaten hayat da varılan nokta değil, geçilen yolun ta kendisidir öyle değil mi? Yola Virmenska Caddesi’nden aşağıya inerek devam edelim. Hat boyunca göz alıcı mimariye sahip evler, Ermeni Katedrali, Ermeni Avlusu gibi dikkat çekici yapılar bulunuyor. Virmenska Sokağı da Leva Caddesi ve Serbska Caddesi gibi, sosyal açıdan oldukça canlıdır.

El sanatları dükkanları ile kafeler burada yoğunlaşır. Lviv’in özel dini yapılarına gelecek olursak; St. George Katedrali, Ermeni Katedrali ve Dominikan Kilisesi ile Manastırı; incelenmesi gereken mekanların başında gelir. St. George Katedrali‘nin inşası 1760 yılında tamamlanmış.

Şehrin Batı yakasındaki bir tepeye kurulu katedral, Barok ve Rokoko karışımı mimarisiyle çok farklı bir atmosfer sunuyor. Biz girmek üzereyken bir düğün merasiminden gelinle damat dışarıya çıkıyordu. Başlarının üzerinden yağan pirinçler, çiçekler, konfetiler; pek eğlenceliydi. Lviv gibi.

Lviv: Gerçekten çok sempatik

KİLİSELER ARASINDA ÇİKOLATACILAR, KAHVECİLER

Dedim ya yolunuz illa tekrar Rynok meydanından geçecektir diye… İşte tepeleri aşıp gelip, önce Dominikan Katedrali ile sonra da UNESCO korumasındaki Ermeni sokağıyla ve kilisesiyle buluşuyoruz. Şehrin en eski ve mistik yapılarından biri olduğu için gezginlerin yoğun ilgisini çeken Dominikan Katedrali 1970’li yıllardan bu yana Lviv Din Tarihi Müzesi’ne de ev sahipliği yapıyor.

Ermeni Katedrali’nin tarihi 14. yüzyıla kadar uzanıyor. Yapı ilk olarak Ermeni bir tüccar tarafından 1363-1370 yılları arasında küçük bir kilise olarak inşa ettirilmiş. Hatta bu yapının tasarımında Kars’taki Ani Antik Şehri’nin Katedrali örnek alınmış. Bence en özel Lviv yapısı, yine Rynok Meydanı’na avuşurken, bir 100 metre kadar geride yer alan Boim Şapeli’dir. Koyu renkli Rönesans şaheseri duvar bezemeleri, ilk görüşten itibaren hayret uyandırır. Ben 4-5 kez gidip gelip yeniden izlemiştim bu duvarları…

1609-1615 yılları arasında şarap ticareti ile ilgilenen bir tüccar ve ailesinin mezarı olarak inşa edilen yapı, üzerinde dini figür tasvirleri barındırıyor… Hemen meydan etrafındaki diğer gezilip görülecek yerleri anlatayım zira bu kadar küçük bir şehir bu yazıya sığmamaya aday! Lviv Kayıp Oyuncaklar Müzesi 30 yıla kadar sahibi bulunamayan, istenmeyen, atılan oyuncaklardan oluşuyor.

Bakamayacaksan niye yapıyorsun değil m? Lviv Çikolata Fabrikası (Chocolate Factory) Orta Çağ’dan itibaren şehrin ticaret hayatına hareket veren şekerleme ve çikolata işine harika bir sergi misali… Tarihi Lviv Çikolata Fabrikası sayısız turisti lezzetiyle ve görseliyle kendine bağlıyor. 40 farklı çikolata türünü burada tadabilir, şekerleri yapılırken izleyebilir; hepsini paketlerinize doldurabilirsiniz. Lviv Kahve Üreticisi (Lviv Coffee Manufacture) yine Eski Kent’in kalbinde yer alıyor. Lviv’in Avusturya-Macaristan İmparatorluğu yönetimi altında olduğu dönemden gelen kahve kültürü hakkında konuklara detaylı bilgi veriliyor.

Kahve madeni gibi yapılmış bir sahneleme var; görevlilerin size verdiği baretleri takıp tünellerde eğleniyorsunuz. İmalathaneyi geçtikten sonra hediyelik eşya ve kahve satışının yapıldığı alana ulaşıyorsunuz. Dilerseniz kahvenizi de burada yudumlayabilirsiniz. Son olarak şehirden bir yarım saat kadar uzaklaşıp ulaşabileceğiniz bir etkinlik. Avrupa’da birkaç şehirde daha rastladığımız “Yerel Mimari ve Kırsal Yaşam Müzesi”…

Bunları kırlık, açık bir alana yapıyorlar. Eski evler, içlerinde dönemlerine ait eşyalar; ahırlar, ağıllar, tahıl ambarları ve yine dönemin tarımsal faaliyetlerinin gerçekleştirildiği alet edevat… Kent merkezinden 7 numaralı tramvaya binerek müzeye ulaşabilirsiniz. Lviv’de güzel bir raylı ağ olduğunu da belirteyim… Aaa, sahi, bir şey daha ekleyelim; burasının Hürrem Sultan’ın doğduğu topraklar olduğunu da unutmayalım.

Hayır, Meryem Uzerli değil; o Almanya doğumlu. Gerçek Hürrem Sultan... Osmanlı İmparatorluğu’nun en güçlü kadınlarından biri olan, Kanuni Sultan Süleyman’ın aşkı Hürrem, Lviv Oblastı’na (Eyaletine) bağlı Rohatyn kasabasında doğmuştur efendim. İyi gezmeler, gözleri süzmeler.

Lviv: Gerçekten çok sempatik

Sıradaki haber yükleniyor...
holder