Burak AkkulPahalı günlerde kurtarıcı bir rota: Bosna Hersek
HABERİ PAYLAŞ

Pahalı günlerde kurtarıcı bir rota: Bosna Hersek

Haydi vizesiz ve ucuz bir seyahate daha… Hala 1000 TL civarına gidiş dönüş uçak bileti alabileceğimiz, Saraybosna havaalanından merkezine 50-60 liralık taksiyle varabileceğimiz, yine çok makul fiyata oteller, yemekler bulabileceğimiz; Travnik gibi, Mostar gibi, tarihimizden de pek çok özel detay bulabileceğimiz, dost bir ülkeye gidiyoruz: Bosna Hersek’e gidiyoruz.

Pahalı günlerde kurtarıcı bir rota: Bosna Hersek

HİÇ ACELE ETMEDEN GEZİLECEK BİR ÜLKE

Çok sakin akıyor hayat Bosna Hersek’te… “Nerede azlık, orada rahatlık” diyesi geliyor insanın. 2017 yazının ilk günleri; hafif bulutlu bir gökyüzü, net bir görüş alanı. Ilık esen rüzgar yüzümüzde, şehrin merkezinde Sönmeyen Ateş Anıtı’nın tam yanındaki Hecco Delux Oteli’nin terasındayız.

Haberin Devamı

Mutluyuz. Geceliği 30 Euro’ya denk gelen oda bulmuşuz, şehri 360 derece görebiliyoruz. Personel son derece güler yüzlü, espresso son derece kıvamlı, lezzetli… Zaten Saraybosna’da “Türk turist” dediniz mi; güler yüz almamanız mümkün değil. İşte şehir; camisiyle, kilisesiyle, renkli bir mozaik şeklinde karşımızda duruyor. Heyecanlıyız. Bosna Hersek’in başkenti Saraybosna, aynı gün içinde iki yüzünü birden gösterir konuklarına…

İçinden ırmak geçen (Miljacka) bir parklar bahçeler şehri, Saraybosna; aynı zamanda yakın tarihindeki acıları ortada bırakmış, görülüp ders alınsın diye sizlere sık sık hatırlatan bir şehir. Duvarlarda Sırp kurşunlarının delikleri; savaş müzelerinde zulmün belgeleri… Bu şehirde tarihle iç içesiniz. Bir mutlu, bir hüzünlü...

TARİHİNİZ TARİHİMİZDİR

Güzel ülke kendi içinde Bosna ve Hersek olarak ikiye ayrılmaktadır. Bosna ülkenin kuzey bölgesidir. Hersek ise ülkenin güney bölgesi olarak geçmektedir. Miljacka Nehri ile çevrelenmiş başkent Saraybosna’daki İkinci Dünya Savaşı’nı simgeleyen ve gece gündüz yanan ‘Sönmeyen Ateş Anıtı’; iç savaş zamanında yapılan Umut Tüneli, Birinci Dünya Savaşı’nın ilk izlerinin bulunduğu Latin Köprüsü; 1992 yılındaki iç savaşta Sırp milliyetçileri tarafından yakıldıktan sonra restore edilip tekrar halka açılan ve ülkenin en önemli ulusal arşivine sahip Ulusal Kütüphanesi, Neratva Nehri üzerinde yer alan ve UNESCO’nun Dünya Miras Listesi’nde bulunan Mostar Köprüsü; ülke kültür turizmi için, yakın tarihe meraklı olanlar için oldukça önemli detaylar içermektedir.

Haberin Devamı

Avrupa’nın en egzotik müziği olarak bilinen Balkan müziğine Bosna-Hersek’in katkısı da oldukça fazladır. Bir Goran Bregović kolay olunmamaktadır; bu topraklarda yetişmiş bir sanatçıdır. Ve elbette Osmanlı eserleri. Bosna Sancak Beyi Gazi Hüsrev Bey’in 1531’de Mimar Sinan’a yaptırdığı Gazi Hüsrev Bey cami ve medresesi, 1463’ten başlayarak bu İmparatorluğun toprakları içinde kalmış olan Bosna Hersek’in başkentin en önemli Osmanlı eserleridir…

Bosna Savaşı sırasında hasar alan cami 1996’da aslına uygun olarak restore edilmiştir. Saat kulemiz, ünlü “Sebil” çeşmemiz, kumaşçılar çarşısı Bezistan ve neredeyse bir mahalle kadar büyük olan eski esnaf çarşısı “Başçarşı”; ortak tarihimizden gelen önemli yapılardır…

Yediğim en lezzetli Balkan köftesi Cevapi’yi de; yanında pita ekmeği ve beyaz soğanıyla, bu çarşıda yediğimi belirtmeliyim. Bey (Begova) çorbası ve yoğurtla servis edilen Boşnak böreği, ülke mutfağının diğer baş taçlarıdır benim için.

Haberin Devamı

SARAYBOSNA ÇARŞI PAZAR

Saraybosna’nın tarihi çekirdeği olan Stari Grad, yani eski şehir ve Başçarşı bölgesi, şehrin turistler için en önemli cazibe merkezidir. Başçarşı (Bašcaršija), 16. yüzyılda kurulmuş önemli bir Osmanlı çarşısı... Bir açık hava müzesi gibi buralar... Sebil, Saat Kulesi, Moriça Han, Gazi Hüsrev Bey Cami, Ferhadiye Caddesi ve Bursa’dan gelen ipeklerin satılması için ilk hali 1551’de yaptırılan Bezistan; gezilip görülecek yerler arasında.

Karım Seda’nın yüz ila yüz elli arası şalı vardır… Seviyor kız kombin yapsın; taksın takıştırsın… Yakıştırıyor da maşallah. Bu yüzden ilk günün çoğunu Bezistan’da geçirdiğini söylememe gerek yok sanırım. Ben de o sırada, Hüsrev Bey Cami’nin önündeki çeşmelerden “suyu bundan içersen zengin olursun”, “suyu bundan içersen hayırlı kısmet bulursun” ayrımını öğrenip, zenginlik musluğundan lıkır lıkır içmeye koyulmuştum.

Hayırlı kısmetim iki şal iki tülbent alıp yanıma geldiğinde, çoktan 2 litre kadar dolmuştu mideme… Şehrin, 1.Dünya Savaşı’nın çıkmasına sebep olan suikast olayına mekan olan köprüsü de ünlüdür: Avusturya Macaristan Prensi Arşidük Franz Ferdinand’ın vurulduğu Latin Köprüsü, şık burçlu mimarisiyle ilgi çeken Milli Kütüphane binasının karşısında yer alır. Miljacka’nın kıyısında yer alan, Avusturyalı mimarların elinden çıkmış olan bu özel kütüphane binası, 25-26 Ağustos 1992’de Sırp çeteciler tarafından ateşe verilmiş, 2 milyon kitap ve belge kül olmuştur.

İNAT ETME NE OLUR?

Başkentte son gezme görmelerimizi yapalım ki Travnik ve Mostar’a da birer ikişer gün ayırabilelim… İnat Evi (Inat Kuca), Saraybosna gezilecek yerler listesinde, hikayesi olan bir ev. Döneminde Avusturyalıların güç gösterisine maruz kalan halk, yerlerinden edilmeye, suyun öte tarafına taşınmaya zorlanmış. Bu evin sahibi inat etmiş ve kendiyle birlikte evini de komple taşıtmış.

İnat Evi 1997’den bu yana restoran olarak kullanılıyor. Yemekleri lezzetli değil. Saraybosna Katedrali (Katedrala Srca Isusova), 1889’de Paris’teki Notre Dame Katedrali’nden esinlenilerek yapılmış. Burası da görülmeli. Ferhadiye Caddesi ile Mareşal Tito Caddesi’nin kesiştiği noktada bulunan Sonsuz Ateş, ilginç bir anı olacaktır. Bu sönmeyen ateş ve çevreleyen büyük niş; 2.Dünya Savaşı sonunda başkentin kurtuluşu için dikilmiş bir anıt.

Son bir iki not: Molla Mustafa Caddesi’ndeki sabit Pazar tam bir “halk pazarı”. Yöresel ne var ne yok, iyice tanırsınız. Yolu biraz uzatıp Ferhadiye ile buluşmanıza yakın “Gold Fish” kafeyi arayın. İçinin zarafetine hayret edeceksiniz. Saraybosna’dan büyük keyif alarak ayrılacağınıza eminim.

Pahalı günlerde kurtarıcı bir rota: Bosna Hersek

TRAVNİK HİÇ “YABANCI” DEĞİL

Şehzadeler şehrine geliyoruz. Osmanlı’nın yönetiminde söz sahibi olan pek çok vezir, paşa, şehzade, bu küçük şehirden çıkmış. Havasından mıdır suyundan mıdır nedir derken; Travnik’in merkezinde bizi, suyun kenarındaki o zarif cami karşılıyor. Ahşap aksamlarıyla ve bezeme tekniğiyle ünlü, özellikle içindeki tavan ve balkon işçilikleri eşsiz olan Süleyman Paya Camii, bu son haline, 1816 yılında Süleyman Paşa tarafından verilen bakım buyruğu ile ulaşıyor. Caminin minaresi zemin eğiminden dolayı çok kez çökmüş, yenilenmiş…

Caminin altındaki boşlukta, kemerlerin ardında, 10-12 kadar dükkândan oluşan mini bir çarşı var. Mahalledeki esnafın minik taburelere ve masalara servis ettiği köfteler, yine çok ama çok lezzetli. Rahmetli dedem ile babamın Kırklareli’ndeki köftecisinden eksik olmayan hafif acı kırmızı biber sosunun çok benzerine, ilk kez burada rastlıyorum.

Tepedeki Travnik kalesine çıkmadan önce; iştahla yiyoruz… Saat kulesi, manzarası şahane olan bir kalesi, cumbalı Osmanlı evleri, medreseleri ve camileriyle; mutlaka uğramanız gereken bir durak Travnik. Saraybosna’dan araçla sadece 1,5 saat mesafede... Neretva nehriyle oluşturulan baraj gölünün manzaraları ise yol boyunca göz kamaştırıyor.

Pahalı günlerde kurtarıcı bir rota: Bosna Hersek

MOSTAR VE BALAGAY

Türkiye’den gelen pek çok turistin, belki de başkent Saraybosna’dan önceki tercihleri bu şehir: Mostar, güneşli yüzüyle karşılıyor bizi…. Bir kez de burada anlatmaya gerek yok sanırım; Mostar “köprü”, köprü “Mostar” demek. Eski şehir ve köprü tabelalarını takip ediyoruz. Şüphesiz ki Türkiye’ye çok şey borçlu burası… Hem tarihinde hem de Yugoslavya İç Savaşı döneminde atlattığı badirelerin sarıldığı son döneminde.

Şehirde bazı mahallelerde gördüğünüz yeşil zeminli ay yıldızlı bayrak, 18.yüzyıl sonlarına kadar Bosna’nın resmi bayrağıymış. Mostar’ın ikonu olan tek kemerli mimarisiyle ünlü taş köprüsü, 2005’te UNESCO Dünya Miras Listesi’ne alınıyor. Evet, o köprü! 28 metre uzunluğunda, 4,5 metre eninde olan Osmanlı yapısı, mimari güzelliği (ve üzerinden nehre atlayan cevval Bosnalı gençleri) dışında, sembolize ettiği şeyler nedeniyle de dünyanın önemli yapıları arasında sayılıyor.

427 yıl boyunca ayakta kalan yapı, 1993’te Hırvat topçu ateşi ile yıkılıyor. O manzara benim gözlerimin önünde hala; 21 yaşındaydım ve hayretimi unutmam… Savaş sonrasında İngilizler köprünün olduğu yere geçici bir demir köprü yapıyor. 1997’de de Türk’ün yardım eli oraya uzanıyor ve TİKA, UNECSO ve Dünya Bankası desteğiyle, aslına uygun olarak yeniliyor köprüyü...

23 Temmuz 2004 yılında da açılıyor. Tavsiyem, şehrin en büyük ikinci camii olan Koski Mehmet Paşa’nın kapısına gidin, bir “Selamın Aleyküm” deyin ve şerefesine tırmanın. Yorgunluğunuza değecek. İşte karşınızda Mostar (köprüsünün) en güzel manzarası. Mostar’ın en büyük caminin ise, Mimar Sinan’ın tasarladığı bir 16.yüzyıl camisi olan Karagöz Bey Cami olduğunu belirteyim. Yeşillikler içinden yükselir, bahçesindeki şadırvanı ile huzur verir…

Bakırcılar çarşısı ve köprüye doğru yoğunlaşan hediyelik eşya dükkanlarıyla, Neretva kıyısındaki tenteli kafeleriyle, Osmanlı’dan kalma konakları ve yine bir saat kulesiyle (Sahat Kula) Mostar’a çok rahat iki gününüzü ayırmanızı öneririm… İkinci günün akşamına doğru ise, bizim gibi yapıp buraya 15 kilometre uzaklıktaki Blagay (Blagaj) kasabasına bir varın.

1465’ten itibaren bu cennet bölgeye yerleşen Osmanlılar, kasabaya özellikle din kültürlerinden çok şey bırakmışlar. Az daha detaylandırmak gerekirse, Blagay, 15. ve 16. yüzyılda İslam Sufilerinin merkezi olmuştur. Bütün inançların birliği ve onlara inananların kardeşliği ana düşüncesiyle yeşeren sufiliğin; dini mezhepleştirme- üzerine sıfat alma- gibi bir uğraşı yoktur.

Pahalı günlerde kurtarıcı bir rota: Bosna Hersek

Onlar kardeştir, düşüncelidir, zariftir… Blagay’ın sufiler için bir özel mekan olmasının sebebi ise; Hacı Bektaş-ı Veli'nin müritlerinden Sarı Saltuk'un en çok değer verilen türbesinin burada olması. Anlatılanlara göre; Anadolu ve Balkanlar`da 12 türbesi bulunan Alperen Sarı Saltuk’un “konulduğu yerden sular fışkırır” rivayet edilen türbesi burada. Hakikaten de kayalarından sular fışkıran; harika bir doğası var Blagay’ın...

Buradaki değerli dini şahsiyetlerin mezar ve türbeleri, Müslüman ve Hristiyan ahaliler tarafından ziyaret edilir. Ancak dediğim gibi, buranın doğasını kesinlikle es geçmemek gerekir: Bölgede sayısız özel bitki türü ve kayıtlara geçmiş 170 kadar kuş türü vardır… Bosna Hersek; huzur verir.

Sıradaki haber yükleniyor...
holder