Ukrayna'nın 'Yazlığı' Odessa

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Geçtiğimiz haftaki yazımda tam ortasından; başkentinden dolaşmaya başladığımız Ukrayna’nın, en güzel deniz kenarına şehri Odessa’ya uzanıyoruz bu hafta. Ülkenin güneyinde, havası nispeten yumuşak, eğlencesi hayli coşkun ve sert bir Karadeniz kenti burası. Neredeyse 1000 yılı bulan tarihiyle Odessa, birçok medeniyete ev sahipliği yapmış ve dönem dönem bu medeniyetlerin merkezi haline gelmiş. Son yıllarda da özellikle eğlenmeyi seven Türk insanının yeni adresi, kulüpleri ve beach'leriyle bir turizm merkezi olmuş. 

ÖNCE GÜZEL GÜZEL YİYELİM

Odessa, yemekte, ulaşımda ve hediyelik eşya alışverişi için müthiş ucuz bir yer… Her yerden ucuz taksilere ve Uberlere binebileceğinizi bir kez daha hatırlatayım. Yemek içmek için de -mekanların lüks göründüğüne bakmayın- liste ve menü fiyatlarını kontrol edinince şaşıracaksınız. Bu şehirde Avrupa’nın pek çok yerinde benzeri olmayan çok cici bici şeyler, güzel lezzetler bulacaksınız. Deribasovskaya (Deribasovska) Caddesi şehrin en kalabalık caddesi. Kendine özgü mimarisi olan binaları, çok sayıda kafe, bar ve restoranları, büyük ve görkemli ağaçları ile araç trafiğine kapalı olan Deribasovskaya, zaten otelinize yerleştiğiniz gibi inmeniz gereken yerdir. Biz de öyle yapmıştık ve iyi bir Vareniki, yani Ukrayna mantısı yemek için Havana sokağındaki Kumanets’te almıştık soluğu... Burası turistler için yöresel kıyafetler giymiş garsonların sempatik gülüşleriyle servis yaptığı şık bir mekan. Geniş bahçesinde oturmak rahatlatıyor gerçekten. İç malzemesi zengin; kabaklı, ciğerli, kıymalı, karışık bir vareniki tabağı, peynirli ballı pankek “sirniki” ve kompostoya benzeyen meyve kurusuyla yapılmış içecekleri “uzvar” soframızı lezzetlendirmişti. Kişi başı 100 Grivna’ya doyarsınız… Artık biz bu yazıyı okurken Grivna kaç Liradır, ben onu bilemem. 

GEZİLECEK YERLER BİRBİRİNE ÇOK YAKIN

Deribasovskaya Caddesi, Odessa’nın enerjisi hiç tükenmeyen caddesi, aynı zamanda şehrin en ünlü turistik mekanlarına da ev sahipliği yapıyor. Garden of Life Parkı, Odessa Opera ve Balesi, , Arkeoloji Müzesi, Puşkin Anıtı, Dük Richelieu Anıtı, Potemkin Merdivenleri ve Odessa Limanı’na kadar uzanan turistik yol; bu kentin şüphesiz ki can damarıdır. Primorsky Bulvarı ile Potemkin Merdivenleri arasında yer alan Richelieu Dükü Anıtı, kentin ilk başkanı Duke de Richelieu adına yapılan, Odessa’nın ilk anıtıdır. Şehrin gelişimine büyük emek harcayan Richelieu Dükü’nün anısına yapılan anıtın para çantasına dokunulduğunda zengin olunacağına inanılıyor. Sadece bu anıta yönelmemiş Ukraynalıların “inanç dokunuşları”. Odessa limanın üzerinde; bir koza içinden duran küçük bebek şeklindeki Altın Çocuk heykeli, turistlerin ilgisini çekiyor. Bunda da heykelin ayağına el sürenlerin güzel geziler gerçekleştireceği fikri halk arasında yayılmış. Biz kazana düştüğümüz için, o heykeli hiç ellemiyoruz… 1808’de inşa edilen Odessa’nın en geniş kapasiteli kilisesi “Başkalaşım Katedrali” 1936’da savaşta yerle bir edilmiş… Yenilenme çalışmaları ve son haliyle hizmete girişi ise 2001’i bulmuş. Bir kerede 12.000 kişiyi ağırlayabilen katedral Rus mimarlık tarihinin önemli sembollerinden sayılıyor. İhtişamlı yapının, kültürel açıdan görülmesi şart. Şehirdeki keyifli bir gezme hattının da “Primorsky Bulvarı” olduğunu notlarınıza ekleyin. Sıralı kestane ağaçlarının yer aldığı, araç trafiğine kapalı ve eşsiz bir güzelliği olan bu caddedeki kafelere, özellikle de klasik Rus mimarisiyle göz kamaştıran otellerden birinin önüne oturup denizi izlemeniz, apayrı bir keyif olacaktır.

OPERALAR, MÜZELER, KÜLTÜR SANAT

Odessa Opera ve Bale Binası’na ayrı bir yer ayırmak gerekir. Bizim gittiğimiz dönemde Kuğu Gölü Balesi’ni yakalamamız büyük bir şanstı. Büyük bir hayranlık içinde ayrılmıştık oyundan. Odessa’nın merkezinde yer alan kentin en eski yapılarından biri burası... İlk olarak 1810’da inşa edilen, 1873’te çıkan yangında zarar görmesiyle 1887’de yeniden yapılan bina, at nalı şeklindeki tasarımıyla Neo-Barok akımının en ihtişamlı örneklerinden biri kabul ediliyor. Çaykovski ve Rahmaninof gibi dünyaca ünlü isimlerin yeteneklerini sergiledikleri Odessa Opera Binası, 2.000’e yakın izleyici kapasitesiyle Ukrayna’nın en büyük opera ve bale binası. Puşkin Müzesi bu binaya çok yakın. Çok büyük değil ama Rus şair ve yazar Aleksandr Puşkin’e ait eşyalara ev sahipliği yapmasıyla heyecan yaratıyor. 1820’de yazdığı şiirlerinden dolayı Çar 1. Alexandr tarafından Moskova’dan Odessa’ya sürgüne gönderilen Puşkin, 1820-1824 yılları arasında Odessa’da bu evde yaşamış. Bina ile aynı hatta, güzel, butik bir müze daha bulunuyor. “Odessa Batı ve Doğu Sanat Müzesi”. Pek çok yakın dönem eserinin bulunduğu koleksiyonuyla Ukrayna’nın en iyisi olarak kabul ediliyor bu müze. 1920’de temelleri atılan binasında, Rönesans Dönemi dahil batı sanatıyla ilgili birçok heykeli ve resmi; doğu sanatıyla ilgili Japon silahlarını, Budist figürleri ve aksesuarları gözlemleyebilirsiniz. Dev camlı şık salonlarda Michelangelo’lar, Rubens’ler dahi var.

AŞK KÖPRÜSÜ VE ÜNLÜ MERDİVENLER

Odessa’nın deniz kenarı eğlencelerine gelmeden, klasik ama anılara yer edecek bir köprüye davet edeyim sizi. 13.Tyoschin Köprüsü; Promorsky Bulvarı’nın sonunda yer alan ve tüm Avrupa’da rastladığımız kilitli köprülerden biri. Sevgililerin isimlerini yazıp astıkları kilitlerden dolayı yıkılma tehlikesi yaşayan köprüye bir çözüm bulunmuş. Çiftler kilitlerini artık, köprünün çıkışına yapılan kalp şeklindeki kocaman bir anıta asıyorlar. Görüntü gerçekten harika ve ben köprünün civarını da çok keyifli buldum. Kanallar arasında huzurlu çardaklar ve banklar var… Karadeniz’in büyüleyici manzarasına sahip Shevchenko Parkı, Potemkin merdivenlerine kadar uzanan bir kıyı parkı.  1874’te İmparator Alexander-2 onuruna dizayn edilen ve Alexander Parkı olarak da bilinen Shevchenko Parkı, 700 bin metre karelik alanı kapsıyor. Şehrin adının yazıldığı o turistik fotoğraf heykelleri falan hep bu parkta… Potemkin Merdivenleri ise Odessa’nın en önemli simgesi. Avrupa’nın en önemli 10 merdiveni arasında bulunan ve 192 basamaktan oluşan merdivenler, kentin tarihindeki önemli bir siyasi başkaldırının şahididir efendim. Merak edenleriniz zaten araştırır; yerim dar. Burası aynı zamanda sinema tarihinin en önemli filmlerinden olan Potemkin Zırhlısı’nın da unutulmaz sahnelerine can veren yer… Potemkin Merdivenleri ve Odessa Limanı arasında yer alan ve Helenistik mimariyi yansıtan kolonlar; turistlerin bir diğer ilgi odağı…

Karadeniz ticaretinin kalbi sayılan Odessa Limanı şimdi hemen karşınızda. 140 hektarlık bir alana kurulu Odessa limanı, 54 rıhtıma sahip. Odessa Limanı, hem yük hem de yolcu gemilerine kucak açıyor. Turistler için gezi teknelerinin de kalktığı liman; bol bol da fotoğraflık malzeme sağlıyor.  

HAYDİ DENİZE!

Yazlık hali bir bambaşka, her mevsiminden daha başka olan Odessa’nın en renkli bölgesi; onlarca beachclub, restoran ve plaj işletmesinin olduğu Arcadia bölgesi. Yazın geldiyseniz ilk bir iki gün şehir merkezini keşfedin, tadına varın, sonra hemen soluğu Arcadia’da alın… Burası ne şehrin içinde ne çok dışında. Taksi ile 100 Grivna civarına gidebilirsiniz. Gündüz denize girip akşam çılgınca eğlenebileceğiniz Arcadia bölgesi, dev bir eğlence mahallesi diyebilirim. Odessa’nın kuzeyinde yer alan ve bu kentin olduğu kadar ülkenin de en popüler plajı olan Arkadia Plajı, dünyaca ünlü kulüplerden Itaka Beach, Ibiza Beach, Bono Beach ve Palladium gibi işletmelere ev sahipliği yapıyor. Gündüz lunaparkın ve denizin, akşamüstü lounge müziğin, gece de diskonun ve mezelerin tadını çıkararak sabaha kadar keyifli vakit geçirebileceğiniz yerdir Arcadia. Yine de sizi uyarmam gerekiyor; evet bugüne kadar bir konuğa, bir turiste ciddi bir zarar geldiği görülmemiş ama böyle yerlerde dikkatli olmakta elbette fayda var. Neyin kötülüklerin anası olduğunu, bu yaşınızda ben öğretmeyeyim artık size. İyi tatiller.

Yazarlarımızdan

27 Kasım 2021, Cumartesi 08:07
27 Kasım 2021, Cumartesi 07:01
Sıradaki haber yükleniyor...
holder