Yakacaksa Barselona güneşi yaksın

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

İspanya geçtiğimiz hafta sonu, son dört ayın rekor sayıda Covid-19 vakasına şahit oldu. Ülke zaten genel ortalamada da Covid-19 konusunda en riskli dört-beş Avrupa ülkesinden biri… Yakında çıkacak olan yeni kitabım ‘Çok Gezenti Boş Dünya’, tam da şu motto üzerine: Ayaklarımızın gidemeyeceği anlarda, biriktirdiğimiz anılarımızla seyahat edeceğiz. Gözümüz açık ya da kapalı; zihnimizde gezeceğiz. (Gözümüz açık ya da kapalı, diyorum, zira yoğun bakımda uyutulduğum 21 gün boyunca, zihnimin beni götürüp gezdirdiği yerlerden ayrı bir kitap çıkardı.) Siz de biriktirin anılarınızı, sıkı koruyun onları; illa bir gün lazım olacaktır. Ben yaşlılıkta lazım olur diye yazmıştım bu sözleri ama bakın ne zaman lazım olacağı belli olmuyormuş işte. Bugün sizlerle, sekiz yıl arayla; 2009’da ve 2017’de gezip görme fırsatı bulduğum Barselona sokaklarını arşınlayacağız. Zihnimizde gezeceğiz bu sıcak şehri ve Akdeniz güneşini her zerremizde hissedeceğiz. Buyurun bir yazarın anılarında, İspanya’nın en özel kenti Barselona’ya…

GAUDI, PAELLA, FLAMENKO, LA RAMBLA

O kadar seyahat eden bir adam olunca, hep soruyorlar tabii “Burak Bey en sevdiğiniz üç şehir, beş şehir neresi?” diye… Net bir liste yapmak zor tabii ama oluşturacağım her çeşit listenin üst sıralarında yer alacaktır Barselona. Bir gezgini, bir turisti; hayattan zevk alabilecek bir insanı doyuracak her şey var bu şehirde. Antoni Plàcid Guillem Gaudí i Cornet… İspanya’daki Art Nouveau akımının öncüsü olan Katalan mimar.

Dünya kültür mirası listesinin en tepesinde yer alan La Sagrada Familia isimli kilise yapısı ‘Bitmemiş Kilise’ olarak da adlandırılır, zira inşaat, mimarı Gaudi’nin 1926 yılında bir tramvayın altında kalarak ölmesinin ardından hâlâ tamamlanamamıştır ya da “Üzerindeki sıfatın turistik önemi sebebiyle” tamamlanmak istenmemiştir.

La Sagrada Familia, Güell Park, Güell Palas, Casa Mila, Casa Batllo ve şehrin pek çok yerindeki irili ufaklı yapılar; ya onun eseri ya da onun stilinden yola çıkarak işlenen ‘Barselona kumaşıdır.’ Tiril tirildir o kumaş. O kadar sıcakta bile, sizi terletmez. Farklı bir lezzettir Barselona; bir rüyadır sanki, rüyada aşktır. Mimaridir, müziktir, sanattır, hayattır...

ASLAN TURİST, YATTIĞI YERDEN BELLİ OLUR!

Seyahatin en heyecan verici anlarından biri bence, otel odanızı ilk gördüğünüz andır. Bu şehirde size bir otel tavsiye edeceğim ki; oldukça çok sayıda uygun fiyatlı Barselona oteli arasında, son gidişimizde benim nokta atışlarımdan biri olmuştu. Otelimiz Meridiana Bulvarı üzerindeki Clot istasyonunun hemen karşısında… Hotel Catalonia Athens. Benim bir otelden aradığım; rahatlık, ucuzluk, merkezi konum, manzara… Tepesinde La Sagrada Familia’yı gören havuzlu teras mesela… Bir gezgin yazar, daha da Allah’tan ne ister? Otel; ayrı bir heyecandır… Özgürlüğün inidir otel. 

NEDEN BARSELONA? 

Barselona’nın bir özelliği de, İngilizceyi nasıl konuşursanız konuşun kolayca yardım bulabileceğiniz bir şehir olması. Adım başı toplu taşıma durakları, istediğiniz yerde binip inebileceğiniz uygun fiyatlı şehir gezi otobüsleri, Fransa, Almanya ve İsviçre gibi ülkelerin yükselttiği Avrupa ortalamalarının oldukça altında olan yemek fiyatları ve her sokakta bol bol karakteristik lokal restoranları; bu şehri ve bu şehre gelen sizi, gerçekten bambaşka bir havaya sokuyor.

Madrid’de, Zaragoza’da ya da Barselona’da, lütfen masalarında yaşlı amcaların ve teyzelerin oturduğu lokal yerlerde yemek yiyin. Üzerinde kırmızı biber olan her şeyi masanıza söyleyebilirsiniz. Karnınızı doyurduktan sonra da zihniniz için; elbette ki La Sagrada Familia’ya gidecek, önce kulelerine sonra tavanlarına hayretle bakarak gezecek, oradan çıkıp bir saat yürüme mesafesindeki harikalar diyarı Güell Park’ı bulup, uzuuun uzun keyif yapacaksınız.

Parkın tepesinde, Gaudi’nin bir süre yaşadığı evin orada, nefis Barselona manzarasının tadına varacaksınız. ‘Sala Hipostila’ adlı sütunlu geniş pazar alanı, Güell Park’taki bir diğer hayret noktası… Ekleme yapılmış konaklar ya da minik saraylar sandığınız o binalar ise Güell Park’ın bekçi kulübeleridir, haberiniz olsun.

BU DİYAR, GUDİYAR

Bu şehri gezmenin kolaylığı ve rahatlığı, indiğiniz havaalanından başlar. Barselona Havaalanı’ndan merkeze inmek için, Terminal 2 ile şehir merkezi arasında uzanan raylı sistemi kullanabilirsiniz. Başka terminale inmiş olsanız dahi ücretsiz servislerle bir çırpıda Terminal 2’ye ulaşırsınız.

Bu arada, dilerseniz alandan kapsamlı turist kartlarından da alabilirsiniz. Bu kart tüm ulaşımı kapsar ve pek çok müzenin, evin girişinde de indirim sağlar. “Eve giriş” derken… Evet, Barselona’da pat diye el alemin evlerine gireceksiniz efendim. Komşunun altın günü falan değil tabii; bu evler Gaudi’nin evleri.

Dahi mimar, bunları yıllar önce tasarlamış, yapmış. Bazılarında hâlâ oturuluyor olsa bile, gezip incelemek için lobilerinden bilet alıyor, girip gezebiliyorsunuz. Bizim tüccar kafasıyla düşünmeden geçmeyelim konuyu: Adamlar evlerinden bile para basıyor! (La Casa De Papel) 

*** 

Ev statüsündeki en önemli iki mimari şaheser, birbirine yürüyerek 15 dakikalık mesafede: Casa Mila ve Casa Batllo. Çoğunuz biliyorsunuzdur zaten; İspanyolca ‘casa’ ev anlamına geliyor. “Mi casa es tu casa” (Benim evim senin evin), orijinal dilindeki haliyle başka dillere yerleşmiş olan tek deyimdir. Bu lafta geçtiği gibi, Barselona’daki Gaudi evlerinin hepsi ‘herkesin’ evidir.

Dünyaya mal olmuş böyle tasarımcılar, bir şehrin başına yüzyılda bir gelir herhalde. Yuvarlak hatlar, renkli camlar, vitraylar ve mozaik döşemeler, zeki yaşam çözümlemeleri, çatılarının fütürist çizgileri ve bacalar… Ah o masalsı bacalar! Elbette araştırdım “Bu adam bu hayal gücü için ne yemişse biz de ondan yiyelim, zihnimiz açılsın” dedim… Baktım ki Barselona hep ‘tapas’.

BİR SERİN SANGRIA ALIR MISINIZ?

Palaça Reial, La Ramblas kıyısındaki en önemli meydan. Meydanı çevreleyen restoranlar pahalı, haberiniz olsun. Burada yapacağınız şey; internetten daha ucuza biletinizi alıp, akşamına yerinizi alacağınız Flemenko şovları. Tarantos, bunların en popüler olanı. Rambla Caddesi’nin denize varan ucu, ‘yeni Barselona’ olarak tabir edilen Barceloneta’nın başlangıç bölgesidir.

Böyle kültür küpü, lezzet deposu, eğlence harikası bir şehri gezip üzerine bir de yaz mevsiminde hatta bahar aylarında deniz kenarlarında; bu kadar rahat güneşlenenini, paten kayanını, bisiklete binenini, Sangria’sını içip Paella’sını yiyenini gördükten sonra -cümleyi uzattım biliyorum ama dilbilgisi olarak gayet iyi gidiyorum durdurmayınbunları gördükten sonra buraya karşı bir şey hissetmedim diyeni de Allah çarpar şimdi!

Kristof Kolomb’un uzun heykeliyle başlayan gezmelik sahil şeridi kilometrelerce uzanıyor. Marina ve kumsallarına dünyanın her yerinden milyonlarca turist çeken bölge, deniz turistini de fazlasıyla tatmin ediyor. 

AYRILIRKEN YÜREĞİM ‘BARCA BARCA’ 

14 yaşındayken ailesiyle Barselona’ya yerleşen üstat Pablo Picasso, en önemli eserlerini bu şehirde üretmiş. 1963 yılında Picasso henüz hayattayken yakın bir dostunun kurduğu Picasso Müzesi’nin içinde; sanatçının binlerce eseri, eşyası, eskizi var. Binayı ararken El Born mahallesinden geçiyor, daracık sokaklarda sakin akan İspanyol hayatını izliyoruz. Picasso Müzesi’nin hissettirdikleri ise paha biçilmez. Ve tabii ki Joan Miro...

Uçuk sanatçılardan en kaçığı. Tepedeki çimenlikte yer alan müzeler kompleksini kaçırmayın. Paral-El Metro durağında inip, fünikülere yürüyerek ulaşıp, binip, Katalunya Ulusal Sanat Müzesi’nin bulunduğu tepeye çıkacaksınız. Burada bulunan Joan Miro Vakfı Müzesi’ni gezmeden bu güzel şehirden ayrılmayın. Olimpiyat tesisleri, Katalan Arkeoloji Müzesi, Ulusal Sanat müzesi; hep bu tepedeki Montjuic Park’ta bulunmakta. “Tepedeki çimenlikten seyreylemek şu alemi, küçülmüş ufacık olmuş insanların alemi...

Bir buluta tutunup bir kuşun kanadına takılmak. Vazgeçmek birdenbire, her şeyden vazgeçmek...” Nejat Yavaşoğulları’na teşekkürler. Dolaşmayla bitmez Barselona; yürümekten perişan olursunuz ama her yeri görmeden de duramazsınız işte. Yılın dört mevsimi güneşten yanma ihtimaliniz de cabası ama yakacaksa da beni, böyle bir şehrin güneşi yaksın ya!

OLACAKSAN, BÖYLE CADDENİN ÇOCUĞU OLACAKSIN

“Rambla çocuğuyuz icabında!” Böyle diyorlar mıdır acaba bu civarda oturanlar? Eh sonuçta “Kimine kavun, kimine kelek” demişler. Cadde çocuğu olacaksan da böyle bir caddenin çocuğu olacaksın. Dünyanın belki de en renkli, en hareketli turistik caddesidir La Rambla. Barselona’ya üç-dört gün için geldiyseniz, burada bir tam gün geçer, uyarmadı demeyin. “Yürürüz biter” bir cadde değildir burası.

Heykel gibi duran pantomim sanatçılarına takılmasanız sokak ressamlarına, onlara takılmasanız ‘posh’ butiklerin vitrinlerine, onlara değilse bir kafenin Flan Catalan tatlısına takılırsınız zaten. İlla renkli kıyafetler giymiş, toplanmış, bir şeyleri kutlayan ya da protesto eden bir kalabalık yürüyordur. La Rambla’ya yakın olan demirden şaheser Güell Palas’ı mutlaka görün.

Ve Katalonya Müzik Sarayı. Gaudi mi ondan çıkmış, o mu Gaudi’den emin değilim ama bu bina hayatımda beni en çok etkileyen gösteri salonu oldu. Rambla’ya paralel duran alışveriş caddesi Angel’a 10 dakikalık yürüme mesafesindeki bina, Orfeo Katalan Korosu için yaptırılmış. 1908’de açılan bu modernizm şaheseri; gotik ve art nevue çizgiler taşıyor ve görülmeyi hak ediyor.

‘TAPAS’ DOYMAK İÇİN TAMAMDIR!

Bizim açık sandviç (kanepe) mantığıdır tapas. Kuzey ülkelerinde de ‘smorrebrod’ denen muadili var. Sabah akşam, ekmeğin üzerine ne bulurlarsa koyup yiyor İspanyollar. Özellikle de Katalanlar (aman İspanyol ile Katalan’ı birbirine karıştırmayın, çok kızıyorlar) Kaçarı yok, Gaudi’de mutlaka tapas yiyerek beslenmiştir. Özellikle de kırmızı biberli olanları... Masalarından eksik olmayan kırmızı biber, C vitamini deposu olduğundan; yiyeni dinç tutması muhtemel.

Acı olanının da yediğin anda kafa çalıştırması çok muhtemel... Tapas için yer önerisi vermek saçma olur... Şehrin her yeri tapas çünkü. Hepsi de birbirinden lezzetli. “İlla da özel yer isteriz” diyorsanız; La Rambla Caddesi üzerinde, deniz yönüne giderken Plaza Real’e gelmeden sağda, Mercat de la Boqueria adlı eski yiyecek pazarını bulunuz.

Eski keçi pazarı olan bu üstü kapalı tarihi market, en âlâ İspanyol yemeklerini; tapasları, paellaları ve deniz mahsullerini tereddütsüz yiyebileceğiniz restoranlara sahip. Hele bir de tencere midye... Offf... (Has ‘Paella’ tarifimi Madrid yazıma saklıyorum)

Yazarlarımızdan

Sıradaki haber yükleniyor...
holder