Zarafet ve lezzetle gelen medeniyet: Hatay

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Malum pandemi dönemi. Bir süredir yazılarda geziyoruz… Son üç haftanın Birleşik Krallık seyahatlerini zevkle yaptık; gezmedik Londra’sı İskoçya’sı Galler’i bırakmadık ama açıkçası oralarda gönlümüzce yiyemedik ve acıktık! Haydi gelin köyümüze geri dönelim ve ülkenin en güzel sofralarından birine oturmak üzere Hatay’a gidelim! Tarihin ilk kilisesi kabul edilen St. Pierre’iyle Türkiye’de yapılmış ilk cami olan Habib-i Neccar’ıyla, Havrasıyla, Ortodoks Kilisesi’yle; medeniyetlerin ve kültürlerin beşiği olan Hatay’dayız bu hafta… Biberli ekmeklerle, humuslarla, sürklerle, oruklarla bezenmiş sofralar, üzerine bir de nefis künefe! Güneşli bir Arsuz ve İskenderun günü, ilin ilginç doğal oluşumlarının keşfi ve muhteşem bir Arkeoloji Müzesi turu da gezimizin renkli anları arasında yer alacak… Eh, ne duruyoruz? Haydi Hatay’a gidelim!

Biz şimdi neredeyiz? 

Hatay Türkiye’nin en eski yerleşim yerlerinden biri. Bölgede; M.Ö. 100.000 yılına kadar uzanan medeniyet bulguları var. İlin toprakları Tunç Çağı’ndan itibaren Akat Beyliği hakimiyetinde kalmış. Urartular, Asurlular ve Persler hep buralardan gelmiş, geçmiş… M.Ö. 300 yıllarında, merkez şehir olarak Antakya kurulmuş. Tarihi yazıtlardaki adı ‘Doğu’nun Kraliçesi’. İskenderun, Mezopotamya’nın zenginliklerinin Anadolu’ya aktığı yolun en önemli noktası… Buralar hep ticaret yollarının kavşak noktaları, dinlerin yeşerme alanları olarak bilinmiş. Antakya şimdi; Hatay ilinin nüfus olarak en kalabalık ilçesi ve merkez mahallesi. Ortasından geçen Asi nehriyle Antakya ve Durusu olarak ikiye ayrılıyor bu merkez. (2018’deki ziyaretimde şehrin merkezinde gördüğüm Asi manzarası için pek “temiz” ve “duru” diyemeyeceğim tabii) Peki neden bu kadar ‘ansiklopedik’ girdim bu kez? Çünkü Hatay’ın kültür gelişimiyle çok farklı, çok renkli olmasının sebebini; sizlere peşinen anlatmak istedim. Özetle, bu şehri gezerken şahit olacağınız medeniyetler mozaiği; tesadüfi bir durum değil. Osmanlı İmparatorluğu döneminde de bir ticaret ve kültür merkezi halinde olan Hatay, bu özelliğini bugün de koruyarak; İslam, Hıristiyanlık ve Musevilik inançlarını iç içe yaşatmakta… Farklı kültürleri yaşatmasıyla ortaya çıkmış olan bu inanış farklılıklarının, bugüne kadar Hatay’daki herhangi bir problemin sebebi olduğu görülmemiş. Bir insan da huzurlu bir hayat için, hoşgörüden gayrı ne ister ki zaten?

Camiler, kiliseler, havralar

Dünya’nın ilk kilisesi sayılan St. Pierre’in ve Türkiye sınırları içindeki ilk cami Habib-i Neccar’ın Hatay’da olduğunu biliyor musunuz? ‘St. Pierre Kilisesi/Anıt Müzesi’ tabelalarına şehir merkezinde sıkça rastlarsınız. Yapı olarak haç çizimli bir kilise olduğundan katedral sıfatı da taşıyan St. Pierre, Papalık tarafından kabul edilmiş ilk Hıristiyan ibaret mekanıdır. Sırtını Habib-i Neccar dağına dayamış olan mağara kilise, Hz. İsa’nın havarilerinden Pierre’in Kudüs’ten kaçarken gelip sığındığı mağaraya yaptığı bir dua alanı. Şu an hem eski haliyle, hem zamanla dışında oluşturulmuş yapısıyla; Kültür Bakanlığı’mızca korunuyor ve ziyarete açık. Bu deneyim önemli bir hatıra olacaktır size; kaçırmayın. Ve tabii bölgedeki dağının adıyla müsemma Habib-i Neccar Camii… Anadolu’daki ilk cami özelliği taşıyan yapı, Roma dönemine ait bir pagan tapınağının üzerine inşa edilmiş. Şu an bir Osmanlı eseri olarak kültürel miraslarımızda bulunan Habib-i Neccar Camii’nde; İsa’nın havarilerinden Yunus (Yuhanna) ve Yahya (Pavlos) ile onlara ilk inanan ve ilk şehit edilen kişi olan Antakyalı Habib-i Neccar’ın (Marangoz) türbesi de yer alıyor. 636’da Halife Hz. Ömer’in komutanları tarafından fethedilip İslamlaştırılan Hatay’a dini sembol olarak inşa edilen camii, 1098’de Haçlıların fethi sırasında yıkılmış, 1268’de tekrar yaptırılmış. Caminin hemen yanındaki; Fransız ustaların duvarlarını ve tavanlarını ahşap işçilikleriyle bezediği özel konakları, mutlaka ama mutlaka görün. 16. yüzyılın başlarında tipik Selçuklu tarzıyla inşa edilmiş olan Hatay Ulu Camii’yi, Hürriyet Caddesi’ndeki Aziz Pavlus-Petrus Ortodoks Kilisesi’ni ve bizim ziyaretimiz sırasında cemaatten Şavol amcanın büyük nezaketle gezdirdiği Antakya Havrası’nı; sizin de görmenizi, gözlemlemenizi isterim… Bu ve benzeri öğeleriyle, kültürleri önümüzden bir film şeridi gibi akıtan özel şehri, en az beş gününüzü ayırarak ziyaret etmelisiniz.

Arkeoloji Müzesi denince...

Türkiye’deki örnekleri içinde, en iyi üç arkeoloji müzesinden biri bence Hatay Arkeoloji Müzesi. Eski şehrin tam ortasında, yeni haliyle arz-ı endam eden müzeye yarım gününüzü ayırmanız şart. Gördüğünüz gibi tanıyacağınız tarihi dost ‘Şuppiluliuma’ (vallahi Google etmeden yazdım) ve yine müzenin popüler bulgularından 3017 numaralı ‘Ehli Keyif’in Mezarı’, ziyaretinize keyif katacaktır. Sonra o Tanrıça İştar’ın çivit mavi heykelciği; ne zariftir… Üç Ağızlı Mağara’dan çıkanlar mı dersiniz, Amik Ovası’ndan gelenler mi dersiniz; ben bu kadar önemli tarihi eseri, heykeli, silahı, sikkeyi, böyle güzel sergilenmiş olarak çok az yerde görmüşümdür. Çıkışta hediyelik eşya mağazasına uğrayıp bir ‘Şuppiluliuma’ heykelciği almadan da olmaz şimdi... Benim şehri ziyaretimden bir yıl sonra açılmış olan Necmi Asfuroğlu Arkeoloji Müzesi’nin özellikle tam parça mozaiklerini çok methediyorlar. Tarihten çıkıp günlük hayata karışacak olursak; soluğu elbette ki Hatay Uzun Çarşı’da alacağız. Şehrin en eski esnafları ve zanaatkarları burada gruplaşmıştır. Lezzet noktalarının en önemlileri de Uzun Çarşı’da ve civarındadır ki; o konuya ayrı bir paragrafta gireceğim… Konaklama konusunda; ben kendi adıma kaldığımız Çankaya Konakları’ndan hayli memnun ayrılmıştım. İşi bilen bir ailenin işletmesindeki bu tarihi binalı otel, Kurtuluş Caddesi’nde yer alıyor. Kahvaltısında 30 çeşit yiyecek saydım, öyle söyleyeyim. Unutmadan; hemen yanında Affan’ın kahvesinde, mısır nişastasından yapılmış, gül suyu katıklı ‘Haytalı’, pek meşhurdur. 

Nazar boncukları olmasa da olurdu!

Baştan söyleyeyim, gezdiğim yıllardan bahsediyorum; 2017-2018 yıllarından… Ben Türkiye’de nehri olan, denizi olan, mis gibi suyu olan yörelerin, bu coğrafi avantajlarına hak ettikleri değeri verememelerini anlayamıyorum. “Asi Nehri kıyısı, Asi Nehri kıyısı…” dediler; şehrin içinden sadece çer çöp akıyordu. Ne kıyısında bir düzenleme vardı, ne bir peyzaj… “Harbiye, Harbiye”, “Defne Koruluğu, Harbiye Şelaleleri” dediler; gittik baktık, brandadan tenteleri olan birkaç ‘hazır yemek’ kafesi, etrafta pet şişeler, tozlu topraklı yollar… Bir cılız şelale, onun da etrafında poşetler, kafelerin mutfak eşyaları, tüpleri, sandıkları… İskenderun, Mersin, Uzungöl, Erdek; lebi derya manzaralı su kıyısı yöreleri ama o su, ne bileyim, dünyadaki değeri kadar değer almış bir su olamıyor… Civarında yıllarca aynı kalitede, aynı ruhta kalacak müdavimlik yerler yok. Mevsimlik, reklamlı şemsiyeli kafeler dolu. Nehir bunlar, deniz bunlar, şelale bunlar, nimet bunlar ve çok değerliler. Neyse. Dediğim gibi birkaç yıl öncesinden bahsediyorum; suya bakış açımız düzelmişse, benim eski bilgimdir, kusuruma bakmayın.

Mutfak gibi mutfak!

Hatay mutfağını anlatmak için; bir sayfaya değil, ayrı bir eke ihtiyacımız var malum. Hatay Saray Caddesi ve Uzun Çarşı Caddesi; yurdumuzun en lezzetli yöresel yemeklerinin ‘atıştırmalık’ olarak karşınıza çıkacağı yollardan... Saray’daki Abdo Döner, hem oralıların hem dışarıdan gelen turistlerin sıklıkla uğradıkları yer. Antakya dönerinin hası servis edilir burada; tavuk eti iyice kızarmış ve ince domatesli salçalı sosla, dürüm halinde… Lokantalarda ve pidecilerde; kıymasız Fellah köftesi, çeşit çeşit çorbalar ve tabii ki biberli ekmek bulmanız çok kolaydır. Esnaf, ofislerde çalışanlar ve hatta apartmanlarda oturanlar; evde biberli ekmek içlerini kendileri hazırlayıp fırınlara gönderirler. Hatay’da zaman iki öğün arası geçer. Şehirde gezdiğimiz günlerde; yanımızdaki güzel Hataylı arkadaşlarımızın, her yemekten kalkışımızda bir sonraki öğünde ne yiyeceğimizi konuştuklarına yemin ederim. Çok güzel insanlar ve Allah var çok güzel yiyorlar! Hem Anadolu insanından hem Araplardan gelmiş, bazıları aynı kalmış bazıları yorum almış yemekler yöre mutfağının temelini oluşturuyor. Gece yemeklerinde gelen ön sıcaklar; patlıcanlı süzme yoğurtlu Ali Nazik, ince bulgurlu sac oruğu, kıymaya batırılarak yenen çiğ köfte, ortası hem zeytinyağlı hem tereyağlı iki farklı humus; bayat ekmek, sarımsak, ceviz ve salçanın lezzetli buluşması muhammara, patlıcan, tahin ve yoğurdun kucaklaşması mütebbel ve yine biberli ekmek ve sabah akşam zahter… Kenarlarda sürk peynirleri, kömbeler… Yemek sonu hasretle beklenen künefeler! Ben sana nasıl doyam Hatay mutfağı? Kastal Sokak’taki Konak Restoran, yöre mutfağının her bir yemeğinin sunulduğu bahçeli mekandır; turistler tercih eder. Biz de ettik; memnun kaldık… Künefeyi de es geçemeyiz tabii. Derler ki: Erkekler, çarşıların künefecileridir. Kimileri Ragıp Usta’yı metheder, kimileri Ahmediye Camii’nin avlusunda Çınaraltı’nda közde olanlarından yer. Yanında süt içen de olur… Hatay’dır burası. Yemeyeceksen, gelmeyeceksin! 

Antakya'nın az ötesi

Birçok yerde yaptığım gibi; merkez ilçenin civarında bulunan gezilip görülebilecek yerleri not ederek bitireyim canım Hatay’ımın yazısını. Bir gün aracınızla mutlaka ki; Arsuz- İskenderun hattı yapmalısınız. İskenderun elbette ayrı bir yazı konusudur; turistik derinliği çoktur. Arsuz’da da güzel manzarada sahilde yürür; çekirdek çitler güzel limonlu dondurma yersiniz. Merkez dışı günlerinizin diğer hattı da Samandağ-Çevlik-Vakıflı olmalı… Saman Dağı’nın deniz kenarından bakınca bulutlarla buluşan güzel silueti, az bulunur bir fotoğraf karesidir. Bu yörede; Titus Kaya Tüneli ve Titus Mezarlıkları, her turistin görmesi gereken, şaşırtıcı kalıntılardır. Beşikli Mağara yine bu tarihi yolun üzerinde, tarihi mezarlıkların ilginç örneklerinden biridir. Samandağ’a altı kilometre mesafedeki Hıdırbey Köyü’nde bulunan Musa Ağacı, turistlerin bir başka uğrak noktasıdır. Bu ilginç ağacın, Hz. Musa’nın Musa Dağı’na çıkmadan önce su bulup içtiği yerde bittiği söylenir. Vakıflı Ermeni Köyü, dönüş yolunuz üzerinde uğramanız gereken, yöresel yiyecek içecekler alabileceğiniz keyifli bir mola olacaktır. Daha da saymakla bitmeyecek kaleleri, köprüleri, kervansaraylarıyla; Hatay, hızlıca bile olsa beş-altı günde ancak gezip bitirebileceğiniz, adeta bir turistik cennettir efendim. Aç gidin!


Yazarlarımızdan

02 Ağustos 2021, Pazartesi 07:13
02 Ağustos 2021, Pazartesi 07:10
02 Ağustos 2021, Pazartesi 07:00
Sıradaki haber yükleniyor...
holder