Çocuğumuza verdiğimiz sözleri tutuyoruz da, ya kendimize verdiğimiz sözleri?

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Çocuk yetiştirirken, özellikle de yaşı küçükse, ana kurallardan biridir; çocuğa verilen her sözün tutulması.

Yani ağzınızdan bir söz çıkmaya görsün, hortum çıksa, fırtına kopsa, ortalığı sel götürse o söz yerine getirilecek.

Verilen o sözün bu denli büyük bir kutsiyeti var.

Çocuğumuza verdiğimiz sözü tutmağı önemseriz, çünkü bize güvenmesini, ona değer verdiğimizi bilmesini isteriz. Ayrıca onun için bir rol modeli olmak, onun gözünde sözüne sadık bir kişi olmanın ete kemiğe dönüşmüş hali olmayı önemseriz.

Anne baba olmak ağır işçiliktir. İnsan bazen kendini verilen “o” söz uğruna türlü olmadık halde bulur. Sözünü unutmadığını, tuttuğunu çocuğuna gururla göstermek istersin ki, bir bakarsın o çoktan unutmuş bile konuştuğunuz şeyi.

Oysa sanırım anne babasına güven duyabilen çocuk verilen sözlerin peşine düşmüyor; çünkü içi rahat, anne babasının ilgisine sahip mi olup olmadığını test etmek zorunda değil. 

Ebeveynleri ile sağlam, sevgi dolu bağ kurabilmiş bir çocuk yerine getirilemeyen sözleri de anlayışla karşılayabiliyor. O derin bağ sayesinde iletişime açık, anne babasının söylediklerine kolaylıkla inanıyor.

Peki ya kendimize verdiğimiz sözler?

Kendimize verdiğimiz sözleri tutmadığımız kendimiz ne hissediyoruz acaba?

İçten içe kendimize değer vermediğimizi mi düşünüyoruz?

Yoksa, kendimize verdiğimiz sözleri tutamayacak kadar zayıf iradeli olduğumuzu mu?

Kendimize verdiğimiz sözlerin de çocuğumuza verdiğimiz sözler kadar önemli olduğunu düşünüyorum, hatta daha fazla bile olabilir.

Kendi ihtiyaçlarımızı görmeden, kendi ihtiyaçlarımızı gidermeyi öğrenmeden, kendimize sahip çıkmayı bilemeden, kendinin ebeveyni olmayı öğrenmeden başka bir canlının ebeveyni olmak, bir bebeğe sağlam bir biçimde eşlik edebilmek çok zor.

Zaman zaman çocuğumuza verdiğimiz sözleri “Aman, küçük zaten anlamaz, ben sonra telafi ederim”, diyerek kolayca erteleyebiliyoruz.

Tıpkı kendimize verdiğimiz sözler gibi…

Son bir senede kendimize verdiğimiz kaç sözü tuttuk mesela?

Kaç karar aldık ve kaç kararımızı devam ettirebildik?

Kendimize verdiğimiz kaç sözümüzü hatırlıyoruz? 

Kaç sözü unuttuk?

Zaman kriterini genişletelim:

Üniversitede çağlarında kendimize kaç söz vermiştik?

Kaçını tutabildik?

Kaçını unuttuk? 

Kendimize verdiğimiz kaç söze hala sadığız?

Çocuklara verilen sözler düzenli bir biçimde tutulmadığında çocuk kendini değersiz görürmüş. Hayat içindeki güvenlik algısı zarar alırmış. Anne babasına güvenmekte zorluk yaşadığı gibi, diğer insanlara da güven geliştirmekte zorlanırmış.

“Bana verdikleri sözleri yerine getirmiyorlar, çünkü bana değer vermiyorlar.”

“Bana verdikleri sözleri yerine getirmiyorlar, çünkü bunun için yetersizler.”

Sanırım en kötü inanç da şu olabilir:

“Verdikleri bu sözü de tıpkı öncekiler gibi yerine getirmeyecekler.”

Tüm bunları, yetişkinken kendimize verdiğimiz ama tutmadığımız

sözlerde de hissediyoruz işte.

“Hakkım olan zammı isteyeyim ama, buna değer miyim?”

“İstediğim o işe başvurayım ama, bu iş için yeterli miyim?

“Yeni yıl kararları alayım ama, nasıl olsa bu sene aldığım kararlar da bir öncekilere benzeyecek.”

Çocuğuna söz verdiği o oyuncağı alabilmek için ordan oraya koştururken hayatta acaba kendimizle ilgili kaç planımızı unutuyoruz?

Çocuğumuzun bize olan güvenini kaybetmek kadar can acıtıcı olan şey, kendimize karşı güvenimizi kaybetmemiz aslında.

Yapabilme gücümüze, irademize, azmimize olan güvenimizi…

Bir işe niyet edip, o şeyi sonuçlandıracağımıza dair güvenimizi…

Kendimizi örgütleme, düzenleme, planlı programlı ilerleyebileceğimize dair güvenimizi…

Bir insan, kendine verdiği sözleri yerine getireceğine dair inancını kaybetmeye görsün, söz verme arsızı olabilir.

Kendimize bir konuda mütemadiyen, üstünde çok da düşünmeden söz verdiğimizde ise söz verdiğimiz konuyla ilgili çalışma yapmayı erteleyebiliriz kolaylıkla.

Oysa kendimize verdiğimiz söyleri, kendimize neden verdiğimizle ilgili net olabilirsek, oradaki ihtiyacı içtenlikle görebilirsek, belki kendimize de bir ebeveyn ciddiyeti ve şefkati ile yaklaşabiliriz.

Bazen de spora başlayayım, beslenme sistemimi değiştireyim, yarım bıraktığım üniversiteye başlayayım, vs. diye gaza geliyoruz, öyle bir anlık değişim isteği bir rüzgar gibi bizi yüzümüzü yalayıp geçiyor. 

Sonrasında tüm bu sözleri unutuyoruz.

Zamanla kendimize yeni sözler verirken, sözler ağzımızdan çıkarken bile aslında onlara inanmıyoruz.

Onca iş güç içinde, kendimize ayıracak hiç vaktimiz yok ve kendimize vakit ayırmayarak çok fedakarca davrandığımızı düşünebiliyoruz.

Ve diyoruz ki kendi kendimize:

“O sözleri tutabilmek için gerekli olan zamanı, enerjiyi ben sevdiklerime ayırıyorum.”

Oysa kendimizle kurduğumuz ilişki, sevdiklerimizle, etrafımızdakilerle kurduğumuz ilişkinin mikro kozmosu gibi… Kendimizle kurduğumuz ilişki, hayat maceramızın adeta anahtarı.

Kendimizle ilişkimiz gevşekse ve güven vermiyorsa, başkalarıyla ilişkimiz nasıldır acaba?

Sıradaki haber yükleniyor...
holder