Kendinin en iyi versiyonu ol! Peki mümkün mü?

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Dış görüntüden bahsediyorsak elbette mümkün… Akıllıca ve düşünülerek yapılan müdahaleler ve değişikliklerle, doğduğumuz halden çok daha başka birine dönüşebiliriz.

Saç renginde küçük ya da radikal değişiklikler, yüzde yapılacak büyük ya da minik cerrahi operasyonlar, bedenimizin istediği yönde değişebilmesi için tasarlanmış egzersiz planları, hayallerimizdeki kişiyi temsil edecek bir gardırop ile en iyi versiyonumuzun ne olduğunu düşünüyorsak 'o' olabiliriz.

Hepimizin elinde olan bir şey bu...

Bugüne kadar zaten televizyonda 'en iyi versiyonu olma' temalı onlarca şov yapıldı. Umutsuz vaka gibi görünen on binlerce kişi bu programlarda en iyi versiyonları ile tanıştı.

Program sonrasında tabii hangi versiyonlarıyla hayatlarına devam ettiler, bilinmez.

Bir keresinde kuaförden çıkarken magazin basınına 'yakalanan' ünlü bir model ve iş kadını, “Siz beni hep böyle görüyorsunuz ama kendim gibi görünebilmem günde 4 saatimi alıyor” demişti.

Saçın, başın, manikürün, sporun, yüz bakımın, makyajın, işte tüm bunlar ve fazlası en iyi versiyonunu yaratıyor.

En iyi versiyon=eldeki malzeme ne ise ondan en iyisini çıkarmak

Peki bu formülü kişiliğimize uygulayabilir miyiz? Sanırım beklenen uygulamamız…

Okula giden çocuğunuz varsa veli toplantılarında şu lafı duymuşsunuzdur belki:

Potansiyeli çok yüksek ama yeterince çalışmıyor.

Yani yapabileceğinin en iyisini yapmıyor.

Örneğin yaratıcısınız ve kelimelerle aranız iyi, kendini adamış bir yazma pratiği ile belki yazar olabilirsiniz, istemenize rağmen bir türlü buna vakit ayırmıyorsunuz.

Ya da alanınızda çok iyi danışman olabilirsiniz, işinize, çevrenize yapmanız gereken yatırımı yapmıyorsunuz.

Sergi açmak isteyen bir ressamsınız, harekete geçmiyorsunuz. Vs…

Uzun lafın kısası tüm yeteneklerimizi değerlendirsek, tüm potansiyelimizi gerçekleştirsek 'kendimizin en iyi versiyonu' mu oluruz?

Sanırım evet.

Peki kariyer olarak hayal ettiği her şeyi elde eden ve mutsuz olan milyonlarca insanı bu hikayede nereye yerleştireceğiz?

Acısını, yarasını, travmasını üreterek, çalışarak, başararak, yaptığı şeyin en iyisi olarak geçireceğini düşünen bunca insan günün sonunda nasıl hissediyor acaba?

Hayattaki A planımızın en iyi versiyonumuzu gerçekleştirmek ya da en iyi versiyonumuzu doğurmak, yaratmak olması gerçekten işe yarar mı? 

Kişiliğimizde vaktinde açılan bir yarayı, mesleki alanımızda çok çalışarak, çok iyi anne olmak için didinerek, 7/24 en güzel halimizde görünerek temizleyebilir miyiz?

Bir insanın dış görüntüsünden ve mesleki olarak geldiği noktadan tatmin olması ve doyuma ulaşması ulaşılmayacak, en iyi başarması gerçekleştirilmesi zor hedefler değil. 

Ama bir insanın kendiyle bağ kurması, kendini sevebilmesi, kendine saygı duyabilmesi için bu hedeflere ihtiyacı yok. İhtiyacı olmadığı gibi kendimizle bağ kurabilmemiz, kendimizi sevebilmemiz, tam anlamıyla tatminkar bir hayat sürebilmemiz için 'kendimizin en iyi versiyonu olmamız' yeterli değil, maalesef.

Çünkü “Kendinin en iyi versiyonu ol” denen şey o kadar ulaşılmaz bir hedef ki, adeta gökkuşağının altından geçmeye çalışmak gibi… Tam altından geçeceğini düşündüğünde gökkuşağının senden uzaklaştığını fark edersin ya...

Hedef koymanın ödülü ve laneti, o hedefe ulaştığında aslında daha fazlasını yapabileceğini, daha fazlası olabileceğini anlamak

Satış hedefleri, okunma tirajları, alınan terfiler, kazanılan okullar, alınan ünvanlar hep daha ileriye götürülmesi gereken duraklar gibi.

Bugünkü en iyi versiyonumuz belki de bir sonraki yılın bir üst versiyona çıkarılması gereken demode kalmış aplikasyonları gibi olabilir.

Yıllar önce, ortak olan çok çapkın, bekar bir plastik cerrah ile utangaç ve sadık aile babası olan bir başka plastik cerrahın hayatını anlatan Nip/Tuck diye bir televizyon dizisi vardı. 

Bir bölümde çapkın olan barda göz kamaştıran bir kadınla tanışıyor. Kadın ilk başta yüz vermiyor ama plastik cerrah olduğunu öğrenince tavrı değişiyor. Sonra beraber eve gidiyorlar. Kadın cerraha kendinden çok emin bir biçimde ‘Sen olsan benim nerelerimi ameliyat ederdin?” diye soruyor ama anlıyoruz ki, beklediği cevap “Çok güzelsin, hiç ihtiyacın yok” gibilerinden bir şeyler…

Bizimki önce hık mık diyor ama kadın sorusunda ısrar edince cerrah kadının çantasından kırımızı ruju alıp istediği değişiklikleri yapmaya başlıyor…

Kamera kadına çevrildiğinde görüyoruz ki, cerrah tepeden aşağıya ruja bulamış kadını…

İşte, böyle… En iyi versiyonunda olduğunu düşündüğünde biri elinde kırmızı bir ruj ile geliverir ve senin kendinle ilgili imgeni yerle bir ediverir.

“En iyi” denen şeyin büyüsüne kapılmak çok kolay. Muhtemelen “en iyi” olduğunu hissetmek insanda inanılmaz bir tatmin yaratıyordur. Ama sanırım aynı zamanda ucunu göremediğin bir labirent gibi, bitiş çizgisini bulmak zor. Tam geldim derken aslında bir önce geçtiğin yoldan tekrar geçtiğini fark edebilirsin. 

Kişilik hamurumuzun ana maddesi sevgi, şefkat ve anlayış olmadığında en iyi olmaya çalışmak hedefinden şaşabilir, bizi soğuk bir varoluşa götürebilir.

Bizlerin “en iyi versiyonumuz olmaya” ihtiyacımız yok. Bizlerin şimdiki halimizi derinden, koşulsuz kabul etmeye ihtiyacımız var.

Şimdiki halimiz neyse onunla bağ kurmaya…

Mutlu olmak, tatminkar bir hayat sürmek, kendimizi sevmek için “başka biri olmamız” şartını omuzlarımızdan almamız gerekli.

Hayatın, bizim için, en iyi versiyonumuzda, yani bizim şimdiki halimizden başka birine dönüştüğümüzde, başlayacağını düşünüyorsak yanılıyoruz. 

Acılarımız, dertlerimiz, travmalarımız en iyi olduğumuzda geçmeyecek; onlarla bağ kurduğumuzda, onlara kulak verdiğimizde, onları gördüğümüzde iyileşecek.

Kendimizi yaratmamızın yolu en iyi versiyonumuz olmaktan geçmiyor, kendimizi kabul etmekten, kendimize emek vermekten geçiyor.

En iyi versiyonumuzu yaratarak dışardan durumu kurtarabiliriz de içeriyi kandırabilir miyiz, bilemiyorum…

Yazarlarımızdan

Sıradaki haber yükleniyor...
holder