Söylemeli mi söylememeli mi?

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Adına Whatsapp deriz ya da başka bir şey, bu anında mesajlaşma olanağı bence müthiş bir şey.

Artık hayatımızın ayrılmaz bir parçası olmasına rağmen uygulamanın güzelliği beni hala etkiliyor.

Uzun yıllardır çok sevdiği insanlardan uzak bir kentte yaşayan bir insan olarak söylüyorum bunu.

Whatsapp’ta pek çok gruba dahilim, çok az grupta aktifim; böyle olunca anında mesajlaşma bir nevi aile toplantısı gibi oluyor, aile toplantısı dediysem, eğlenceli olanlardan tabii ki…

Anında mesajlaşma sayesinde birbirimizin neredeyse her saniyesinden haber olabiliyoruz, dudak bükmeyin, benim ihtiyacım olan bir şey bu, özellikle son bir senedir önemli yaşam kaynaklarımdan biri aldığım, yolladığım mesajlar.

Dün işte çevrimiçi aile toplantısı grubuna bir fotoğraf geldi, bizim kızlardan biri saçlarını boyamış, çok mutlu ve memnun bir yüzle “Güzel olmuş muyum?” diye sormuş.

Yani o kadar olmamış ki…

Hayatta bugüne kadar hiçbir saç, bunun kadar olmamış olamaz…

Ama öylesine güzel gülmüş ki… Benim zihnim ise sanki bir arama motoru, biri “Arkadaşıma saçının kötü olduğunu nasıl söylerim” sorusunu yazmış, ama internet kötü çektiği için çok yavaş, ok işareti durmadan dönüyor.

Kızlardan biri “Renk biraz açık değil mi?” diye sormuş.

Bizimki “E yaz saçı, açık olsun biraz” demiş.

Benim motor hala dönüyor, baktım ki internet bağlantısının düzeleceği yok, sadece “Kızıl o değil mi?” diyebildim.

Bir çocuk yetiştirirken aslında ebeveynin sınavı bu galiba.

Söylemeli mi söylememeli mi? 

Yoksa hiç konuşmamalı mı?

Çocuğunuzun, çok yakın arkadaşlarınızın tercihleri, beğenileri, var olma biçimleri ne kadar müdahaleye açık?

Bazen bir anne, baba çok müdahaleci oluyor, tamamen çocuğunun iyiliği, kendince çocuğuna rehberlik etmek için her konuda çocuğuna karışıyor, çocuk ise bu müdahalelerden o kadar çekiyor ve bunalıyor ki, büyüyüp ebeveyn olduğunda çocuğuna alan tanıma, çocuğunun kendi kararlarını kendi vermesini öğrenmesi adına, bu sefer de çocuğuna hiç karışmıyor.

Zaten denmez mi cehennemin yolları iyi niyet taşları ile döşenmiştir diye… Çoğumuz zaten hep “iyi niyetimizle” konuşuyoruz. Çok az insan herhalde zarar vermek için bilerek eder o lafları.

Yetişkin gözüyle bir çocuğun yaptığı pek çok şeyi anlamsız, manasız, saçma bulmak o kadar mümkün ki…

Ya da çevremizdekilerin savrulmalarını, hatalarını, çıkmazlarını tahlil edebilmek, net olarak görebilmek…

Öyle değil mi? 

Özellikle son dönemlerde psikoloji biliminin popüler hale gelmesiyle yayınlanan kolay anlaşılır, içinde bol bol örnek vakaların olduğu yüzlerce psikoloji, terapi kitapları, alan dışına açılan psikoloji sertifika eğitimleri ile pek çoğumuz adeta çıraklıktan psikolog olduk.

Benim kalben cevabını aradığım soru ise şu:

En yakınımız bile olsa birinin kararını, tercihini eleştirme sınırımız ne?

Fikrimizi nereye kadar söyleyebiliriz?

Burada, zihnimi açan şey “İşlevsellik” kavramı oluyor.

İşlevsel ebeveynlik tanımı her şeyi biraz daha açıklıyor. İşlevsellik nedir diye arama motoruna sorarsanız şu tanım çıkıyor:

-…Bir programlama terimi olarak işlevsel (functional), kodun, saf bir matematik fonksiyonu şeklinde ifade edilebileceği anlamına gelir. ... Programcı, komutsal dillerde olduğu gibi bilgisayara, problemi nasıl çözeceğini anlatmaz; problemin ne olduğunu anlatır.

Evet, evet ben de anlamadım, “saf bir matematik fonksiyonu, blablabla”… Benim için önemli olan şu cümle oldu:

-Problemi nasıl çözeceğini anlatmaz; problemin ne olduğunu anlatır.

 18 Yıllık bir anne olarak öğrendim ki problemi çözmek için yaklaşmak, problemi asla çözmüyor. Problemin ne olduğunu anlamaya çalıştığımda ise problem yavaş yavaş da olsa ortadan kalkıyor.

Davranışların sonuçlarını eleştirmek, akıl vermek yerine ve müdahale etmek yerine o davranışın nedenini anlamaya çalışmak, oradaki ihtiyacı fark etmek annelik yolculuğuma kısık da olsa bir ışık olabildi.

Nerden baksan zor işler.

Birinin saç renginin kötü olduğunu söylemek ya da söylememek o kadar önemli olmayabilir ama herhangi bir konuda sorun yaşayan bir arkadaşımıza ezberimizdeki öğütleri vermek yerine olup biteni anlamayabilmek için onu gerçekten, kalben dinlemek, kendi fikrinin hayatın tek doğrusuymuş gibi davranmadan fikrini paylaşmak… Bunlar hep bence işlevsellik…

Karşımızdakinin özel hayatına saygılı olma adına etliye sütlüye karışmamak değil bahsettiğim, tam tersi, bağ kurmak, yakın olmak için etliye sütlüğe dokunmak, zaman zaman gıcık görünmeği göze almak gerek.

Bir taraftan da karşımızdaki çocuğumuzsa onu malımız veya projemiz gibi görmemek, kontrol etmeye çalışmadan rehberlik etmeye, büyüme labirentinde ona eşlik edebilmek, eğer arkadaşımızsa karşımızdaki öğüt verme şehvetine kapılmadan, kendi aklına aşık olmadan, kendi eksikliğini başkasının eksiliği ile örtmeden, onun aynası, dert ortağı olmak, hatta sadece bazen bir omuz olmak işlevsellik bence.

Bilmiyorum, çetrefilli konu.

Arkadaşım bu arada bizimle dalga geçmiş, saçının rengiyle oynamış fotoğrafta. 

“Size kalsam, soytarı gibi çıkacaktım dışarı, insan berbat olmuş demez mi?” dedi.

“Berbat olduysam, berbat oldun deyin bana!” diye fetvasını da verdi.

Yazarlarımızdan

21 Haziran 2021, Pazartesi 15:35
21 Haziran 2021, Pazartesi 09:06
21 Haziran 2021, Pazartesi 07:03
Sıradaki haber yükleniyor...
holder