Her doğuran anne midir gerçekten?

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Kulağımda Candan Erçetin'in o muhteşem şarkısı... "Ben ne çok hata yapmışım meğer..." ve ilk anneliğim... 

İlk anneliğim, ilk göz ağrım, kalp sızım, korkularım, canımın en tatlı yeri, mutluluktan ağlatanım, gururlandıranım, endişelerim, hatalarım, ne varsa sana dair beni ben yapan, beni anne yapan, beni daha kıymetli yapan hepsi senin sayende oğlum... 

Bir meslek edinebilmek için senelerce eğitim alıyor, öğrenim görüyoruz. Araba kullanmak için sürücü belgesi gerekiyor, güzellik merkezi açmak istiyorsun sertifikaları var mesela. Ama dünyanın belki en zor, en kıymetli mesleği anneliğin bir sınavı, bir ehliyeti, bir eğitimi yok.

Henüz anne değilken, gördüğüm anneler bana şu soruyu sordururdu; "Her doğuran anne midir gerçekten? Peki ya hiç doğurmayan kanını katmamış ama canını, göz yaşını o çocuğa katanlar onlar?"

Anne olduktan sonra, hatta henüz karnımdayken, anladığım ilk şey şu oldu: Annelik ömür boyu panik bir halde yaşamakmış. Karnımda birkaç kez kaybetme korkusu yaşadığımda hatırlıyorum da, yediğim yemek doyurmuyordu, içtiğim su ferahlatmıyordu, uyku dinlendirmiyordu, güzel bir haber alana kadar da bu hep böyleydi. Sağlıkla kucağıma alana kadar kaybetme korkusu, doğunca yerini; "Nasıl bakacağım, yetebilecek miyim?" korkusuna bırakmıştı. Sütüm yetiyor mu, karnı doyuyor mu, neden ağlıyor, bir yeri mi ağrıyor... 

Sarılık olup 5 günlükken bayıldığında, öldü sanıp feryat edişimiz, o sesler, o kalp yangını, hastaneye giden bitmeyen o yol... Ben hiç bu kadar çaresiz hissetmemiştim ve bu kadar güçsüz.

Zamanla bu korkular ve yetersizlik duygusu yerini daha güçlü bir anneye bıraktı. Eserine her gün yeni eklemeler yapan bir ressam gibi, ilmik ilmik tohumdan sebze, meyve alan bir çiftçi gibi her gün minik minik büyüttükçe daha iyi hissetmeye, daha yeterli hissetmeye başladım. Ama yine de her gün düşmesinden korkan, mutsuzluğundan, gözyaşından korkan, geleceği için kaygılanan, "Bir adım daha öteye gitmesi için ne yapmalıyım?" diye düşünen, yediklerinin besin değerini hesaplayan, hangi etkinlikleri yapacağını önceden planlayan, banyodan çıkınca üşümesin diye uzun ön hazırlıklar yapan, boy-kilo dengesi hesaplayan, gece uyanıp üstü açık mı kontrolü yapan, terlediyse üst değiştirmeden o odayı terk edemeyen bir anneyim.

Fark ettim ki; annelik bu aslında, hiç bitmeyen bir eğitim, emekliliği gelmeyen bir meslek, mesaisi bitmeyen bir iş... Primi, ödülü, maaşı ise; evladın saf sevgisi, gülüşü ve mutluluğu.

Bu geldiğim noktada anlıyorum ki, çocuğu için bunların hiçbirini hissetmeyen, arkasına bakmadan terk eden, ya da yanında ama yalnız büyümesine izin veren, sevgi nedir bilmesine izin vermeyen, şiddetin her şeklini O'na yaşatan, kıyaslarla çaresiz ve yalnız hissettiren, anneliği sadece doğurmak sayan bir çok kişi, anne değil de; evladını annesi kadar özveriyle büyüten babalar, hiç doğurmasa da canından can katmış anneler, çalıştığı halde eksik hissettirmemek için çift mesai yapan anneler, "Oh kurban olurum sana" sözünü günün her saatine özenle yayanlar, bütün gün hiçbir karşılık beklemeden canını hiçe sayıp uykusuz kalan, evladına can katan anneler... Siz hepiniz gerçek annelersiniz, her biriniz dünyada olabilecek en saygıdeğer yerdesiniz ve şunu bilmenizi isterim; her ne olursa olsun, bir yerden sonra kucağınıza sığmasa, sütünüzü emmese, pişirdiğinizi yemese de sizler onların hep en kıymetlisi olacaksınız.

Hayatta olduğumuz yerde, sahip olduğumuz her şey de sonsuz emeği olan tüm annelere saygı, sevgi ve sonsuz hürmetle...

Anneler günümüz kutlu olsun.

Yazarlarımızdan

30 Mayıs 2020, Cumartesi 07:01
30 Mayıs 2020, Cumartesi 07:01
30 Mayıs 2020, Cumartesi 07:01
Sıradaki haber yükleniyor...
holder