Yeşil şehir Rize, söylesene sana gelmek mi zor yoksa senden dönmek mi?

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Kastamonu/Abana sonrası; rotamızı gecenin karanlığında, virajlı yollardan geçerek Rize'ye doğru kırdık. Şehre girdikten sonra ilk maruz kalacağınız şey şiddetli yeşil olacak ve gözleriniz dönüş rotasına kadar daha güçlü bir renk göremeyecek. Yeşilin her tonunun hakim olduğu, yayla cenneti Rize için belki çok klişe olacak ama en doğru tanım da bu olacak: Anlatılmaksızın yaşanmalı...

Doğu Karadeniz'in incisi Rize'ye saat 10 civarı geldik ve kalacağımız otelin de bulunduğu Ayder'e doğru yola koyulduk. Daha önceden yaptığımız araştırmalardan bildiğimiz bir mekanda, güzel manzara eşliğinde mıhlamalı bir kahvaltıyla güne başladık. Manzaraya karşı ilk fotoğrafları çekip paylaştıktan sonra, butik ama bana göre çok profesyonel çalışan otelimize yerleşmek üzere geçtik. Burada nazik otel sahibinden şehirle ilgili bilgiler aldıktan sonra planlamalarımızı yaptık. İlk gün yakınlardaki Ayder Şelalesi'ni ve balık çiftliğini ziyaret edip odamızdaki muhteşem doğa manzaralı jakuzi ve şöminenin tadını çıkardık. Otel odasının tam açılabilen camları ise bize hem manzaraya doyma, hem mekanlardan gelen yerel müzik zevkini yaşama fırsatı sundu. Otelimizin akşam sefası için yolladığı bir demlik çayı, çayın başkentinin lezzetini ala ala yudumlayıp geceye veda ettik.

Küçük birkaç ipucu... 

Rize'nin en fazla yağış alan yerlerinden biri olduğunu bilerek valiz hazırlamanızı tavsiye ederim. Hava çok sıcakken, birden yağış başlayabiliyor, çok soğukken birden ısınabiliyor. Mutlaka yağmur çizmesi, yağmurluk, kapüşonlu gibi eşyalarınızı yaz aylarında gitseniz bile yanınızdan eksik etmeyin. Bu arada her yazımda değinmeye çalıştığım doğru mevsimden Rize'de bahsetmek pek mümkün değil. Çünkü yaz-kış festivalleri olan, hep canlı, yaz ve baharda yeşile, kışın kaplıca ve beyaza doyma imkanınızın olduğu bu şehir sizi yılın 365 günü ağırlayabilir. Şehre direkt uçuş olmadığı için arabayla seyahat etmeyecekler; Trabzon üzerinden özel bir şirketin sağladığı Rize aktarmalarını kullanabilirler. Buradan tüm yaylalara minibüslerle geçmeniz mümkün. 

Şehre dair... 

Rize; Trabzon, Artvin, Bayburt, Erzurum'un komşusu konumunda. Çamlıhemşin, Çayeli, Ardeşen'in de aralarında bulunduğu 12 ilçesi var. Şehir; çay üretiminde ülkemizde birinci, fındık üretiminde ise dördüncü sırada. Bunların yanı sıra mısır, kivi gibi ürünlerin üretiminde de önemli bir payı olduğunu söyleyebilirim. Şehirde özellikle yaylaların etkisiyle turizm çok önemli bir gelir kaynağı. Bunun yanı sıra arıcılık, balıkçılık, arazisi engebe ve çok yağış alması nedeniyle tarıma çok elverişli olmasa da; tarım, şehir için önemli diğer sektörler arasında.

Adrenalin severler; Fırtına Deresi'nde rafting, Ayder'de zipline, Türkiye'nin en yüksek dördüncü dağı olan Kaçkar'ın ev sahipliğinde trekking deneyimleyebilirler. 

Şehirde tüm yaylalara kurulmuş salıncaklar da bana göre fotoğraf severlerin yoğun talebiyle yeni ve çok önemli bir sektör halini almış durumda. 

Rize'nin yeşil incileri arasında Ayder, Pokut, Ovit, Gito, Elevit, Çiçekli, Sal, Huser yaylaları yer alıyor. Bu yaylalardan bir çoğunu yaşama fırsatı bulmuş biri olarak söylüyorum; muhteşem!

Dağların arasından durmaksızın akan dereler, yeşilin onlarca tonu, masmavi gökyüzünü kucaklamış bulutlar, şelaleler, ahşap evler, çeşit çeşit lezzetler, tereyağının mis kokusunu alarak yediğiniz pideler, fındığın en bonkör kullanıldığı sütlaçlar derken Rize'de zaman dursun isteyeceksiniz. 

Biraz yayla gezelim... 

Ayder Yaylası

1944'de Milli Park ünvanı alan Ayder, 1987'de turizm bölgesi ilan edilmiş. Yeşiline, şelalelerine, gelişimine sizi hayran bırakacak. Konaklama için birçok alternatifi de yine burada bulacaksınız. Hareketli akşamlarında bölgenin müziğine, yerel lezzetlerine doyarken; gündüz de kendinizi huzurun ve doğanın kollarına bırakabilirsiniz. Alışveriş ve hediyelik için de yine doğru nokta burası diyebilirim. Biz de konaklama için bu bölgede bir butik otel seçtik ve çok memnun kaldık. İşletmesine, nezaketlerine, yardımseverliklerine çocuklu bir aile olarak bayıldık. Cengiz Bey, yazımı okuyorsanız umarım en kısa sürede zincirleşirsiniz:) 

Pokut Yaylası

Tüm yaylalara sizi oldukça cüzi miktarlara çıkaran minibüsler var çünkü yollar kendi arabanız için bana göre yıpratıcı ve zor. Ama biz virüs nedeniyle araç kiralama yöntemiyle daha izole bir yöntem seçtik. Hal böyle olunca da çok yorucu olacağını tahmin etmemize rağmen, tüm görmek istediğimiz yaylalara bir günde çıkalım istedik. İlk durağımız, sabahın en erken saatlerinde, rakımın 2 bin 48 olduğu Pokut Yaylası oldu. Fotoğraf ve videoları çok seven bir çift olarak, dron ile çekimi, bölge halkı istemediği için yapamayacağımızın bilgisini de almıştık. Yapmak isteyen olursa şimdiden paylaşayım. 

Burada muhteşem manzaraya karşı kahvaltımızı yapıp, "Dünya ne güzel yer" dedikten sonra, çok yakınındaki Sal Yaylası'na doğru yola çıktık. Burada çok güzel ve bol fındıklı sütlacın tadına bakıp, "Memleketin İsveç'i de burası" diyerek Gito Yaylası'na gitmek üzere ayrıldık. 

Gito Yaylası

Çat Vadisi'nde bulunan rakımın 2 bin 70 olduğu, Zilkale'ye 20 km uzaklıkta olsa da, yollar nedeniyle ulaşımın yaklaşık 45 dakika sürdüğü Gito, sizi bungalovlarıyla karşılıyor. 

Burada göğe kurulan salıncakta, manzaraya doyup çadırda müzik ve çay keyfi yapabilirsiniz. Temiz hava, dinlenme imkanı, huzur isteyenler için konaklama da tercih edilebilir. Ayder kadar hareketli ve ulaşılabilir olmaması nedeniyle biz tercih etmedik. Otelimize kısa bir mola için geri döndük. 

Huser Yaylası

Otelde kısa bir mola vermemizin sebebi; bu yaylada güneşin batışını izleyebilmekti. Burada sis denizinin ortasında, kaybolan güneşi izlemek bence "ölmeden önce yapılacaklar listesinde" kesinlikle yer almalı. 

Rakımın 2 bin 700 olduğu bu eşsiz yaylaya ilk çıkma kararı aldığımızda, biraz çekinip vazgeçmiştik. Bölgenin yerlilerinden bir işletmeci şöyle bir cümle kurdu: "Tüm dünya geliyor görmeye, siz görmeden mi gideceksiniz... "Açıkçası o kadar etkilendik ki bu sözden, derhal listemize geri aldık. 

Yol bitip de o manzarayı gördüğümüzde de düşündüğümüz tek şey, "Her anına değer" oldu. Burada kahve eşliğinde manzarayı izlemek, salıncağa binip güneşe doğru şöyle kısa bir yolculuk yapmak, sis denizine bakıp kendinizi koca bir boşlukta hayal etmek, ruhunuza, bize olduğu gibi çok iyi gelecek. 

Her dakikasına bayıldığımız, her anı doya doya yaşadığımız, bunca yıl görmemiş olduğumuza üzüldüğümüz Rize'den başka bir Karadeniz şehrine gitmek üzere ayrılırken içimiz sanki evimizden ayrılır gibi buruktu. Oğlumun "Hoşçakal yayla evimiz, çok uzaksın ama yine geliriz" cümlesiyle veda ettik, Rize seni ve insanını çok sevdik. Kalbimizde en derin, en yeşil yere seni ekledik... 

Özel bir teşekkür etmek isterim, sevgili Gültekin bey, bize şehri en çok sevdiren olarak sizi ben ve ailem hiç unutmayacağız. 

"Dünyayı dolaşın. Görebileceğiniz bütün rüyaların en muhteşemi. " Mark Twain 

Sıradaki haber yükleniyor...
holder