O peçeteyi imzalarken ben imkansıza inanıyordum

12 Ocak 2011, Çarşamba 05:00
AA

O füze nasıl unutulur?

22 sene önce televizyonun önüne oturmuş nefes almadan izliyordum. Şampiyon Kulüpler Kupası Çeyrek Finali ilk maçında Almanya'nın Köln kentinde Galatasaray ile Monaco karşılaşıyordu. 61. dakikada kaleye 37 metre uzaktan kazanılan serbest vuruşu kullanmak için epey gerilen Cevat Prekazi'yi gözlerimi kırpmadan takip ediyordum. Top ağlarla buluşurken ben "imkansız" diye bir şey olmadığını öğreniyordum. Golün sevinciyle havaya zıplarken bir yandan Cevat Prekazi'nin ellerini havaya kaldırarak çılgınca sevinişi izliyordum...

Bir çalımı yetiyordu

O muhteşem füzeyle hafızama kazınan Cevat Prekazi sahada oya işliyordu sanki. Kimi zaman 90 dakika içinde attığı ters bir çalım bile bana yetiyordu. Tanju ve Mirsad Kovaçeviç'e attırdığı goller bir yana ben onu yalnızca takımı sağ kanatta atağa kaldırışı için sevebilirdim. V yaka ADEC reklamlı forması, boynundaki kolyesi, kısa saçları, serseri deparlarını saymadım bile...

Ne işi var Ada'da

Ben onun antrenmanlarda taktığı bereyi alması için anneme yalvarırken sokakta frikikleri kullanırken içimden hep onun adını geçiriyordum. Bir akşamüstü arkadaşlarla sokakta oynarken sahildeki lokantalardan birinde Cevat Prekazi'nin oturduğunu duyunca olduğum yere çöktüğümü hatırlıyorum sadece. Kısa süre sonra kendime geldiğimde, "Yok canım ne işi var Heybeliada'da" dediğimi çok iyi anımsıyorum.

Bir imza verir miydi?

Arkadaşlarımla inatlaşınca çareyi yokuş aşağı koşarak lokantaya gitmekte buluyoruz. Lokantanın etrafında kalabalığı görmeme rağmen hala bu bir rüya olmalı diyorum. Televizyondaki muhteşem füzenin sahibi bize bu kadar yakın olamaz. Garsonların bacak aralarından lokantaya dalıp ona yaklaşınca soluğumun kesildiğini hissediyorum. Biz üç çocuğu görünce masasına çağırıp gülümsüyor. Biz imza demeye çalışırken elimizde kağıt ya da kalem olmadığını farkına bile varmıyoruz haliyle. Masadaki peçetelerden birine imza atarken üçümüz de Cevat Prekazi olmak istediğimizi söylüyoruz.

Yeni stadlarda ruh yok

Bizi gülümseyerek yolcu ederken Cevat Prekazi bir kez daha aklımdan imkansızlığı çıkarmamı sağlıyor. Yıllar sonra Four Four Two'da Ali Ece'nin yaptığı röportajda en sevdiği takımın Liverpool, cep telefonunda çalan melodinin “Yaşasın Tito ve halkların kardeşliği…” olduğunu öğrenince Cevat Prekazi'yi neden sevdiğimi çok daha iyi anlıyorum. Cevat Prekazi, "Eski statları seviyorum ben. Yeni stadlarda ruh göremiyorum" diyor şimdilerde. Çok haklı usta, içimizdeki ruhu öldürmeye çalışıyorlar. Yeni stadları yeni taraftarları yeni oyun anlayışlarıyla. Bizim ise direnmek için imkansıza inanmaktan başka çaremiz kalmıyor...

Sıradaki haber yükleniyor...

Kişisel verilere ilişkin aydınlatma politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için Kişisel verilere ilişkin aydınlatma metnimizi inceleyebilirsiniz.