Türk spor yayıncılığında 'estetik'e dair...

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

2007'nin Kasım ayıydı. Türkiye'nin ömrü uzun sürmeyen (1 seneden biraz fazla) ilk spor pazarlaması ve sponsorluk üzerine dergisi Sports Marketing Türkiye'de bir kapak konusu hazırlamıştık. 'Türk sporu son yıllarda uluslararası yarışmalarda aldığı başarısız sonuçlar, doping, şiddet, şike, tehdit ve teşvik primi olumsuzluklarıyla çalkalanıyorken bu yozlaşma nasıl oluşuyor ve tedavisi nedir?'e odaklanıp Fanatik'ten Hasan Ali Atasoy, Hürriyet'ten Alp Ulagay, Radikal'den Efkan Bucak ve Zaman'dan Ahmet Çakır'a sormuştum...



Yeni yönetici kuşağı yetişti mi?
Fanatik'ten Hasan Ali Atasoy, 'Sporda kararlı bir siyasi iradenin konulması gerek. Rönesans'tan çok glasnost ve perestroyka dönemi tedbirleri şart' derken, Radikal'den Bucak, 'Yasalar cesaretle uygulanmalı. Tıpkı İtalya'da Catania-Palermo maçından sonra alınan tedbirler gibi' demişti. Hürriyet'ten Alp Ulagay'ın önerisi ise yeni yönetici kuşağının yetiştirilmesi. 'Sporun bakanlık düzeyinde doğrudan yönetilmesi yaptırım gücünü arttırır, federasyonları disipline eder. Futbol ve Basketbol federasyonlarının bile kaynak bulma ve sponsor yönetimi konusunda gerekli başarıyı gösteremediğini düşünüyorum' diyen Alp Ulagay, eski sporculardan yararlanılması gerektiğini söylüyor. Zaman Gazetesi yazarı Ahmet Çakır ise geleneksel plansızlığımıza vurgu yaparak, 'Plana değil, pilava inanıyoruz. Beni başa getirseniz ben çözerim diyemeyeceğim kadar kemikleşmiş bir yapı var Türk sporunda. Umutlarla başlanan her çalışma hüsranla bitiyor, sporda da öyle oldu.' diyerek en umutsuz eleştiriyi yapmıştı.

Bu kaostan çıkmak gerek
Salih Dursun'un gösterdiği kırmızı kart hatırlattı bana tüm bunları. Aradan 9 yıl geçmişti. Bir adım ileri gidebildik mi? Hatta geri gittiğimizi bile iddia edebilirim. Umarım 2025'te böyle bir yazı yazmak zorunda kalmaz kimse ama. Mesela, halen plansız bir şekilde bir kaos ikliminde ilerlemeye çalışıyoruz. Bu kaos ikliminden kurtulmak adına ezberleri bozmalı, reel politiğin dışına taşmalıyız. Sabah, Atlas Tarih'in "Spor Tarihimizde İlkler" özel sayısında 1925-1928 tarihleri arasında yayımlanan "Gol Dergisi"ni görünce, bu örnekten yola çıkıp Türk spor yayıncılığında 'estetik'i sorgulamaya başlayabiliriz sanki diye düşündüm. Sonra da neden Türkiye'de spor yayıncılığı neden bu durumda? Bu soruyu neden sorduğumu soruyorsanız eğer memlekette spor yayıncılığı örneklerine bir göz atın derim. Mesela nasıl görsel formatta olduklarına bir de 1920'lerdeki "Gol Dergisi'nin kapağına...

Yazarlarımızdan

Sıradaki haber yükleniyor...
holder