Dile gelmeyenler

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Bazı sözler vardır ki hiçbir zaman dile gelmezler; harfler yan yana gelip onları oluşturmaz ya da sadece doğamazlar. Varlığı hissedilen, en yakından tanınan ama hiç dile getiremediğimiz bu sözler içimizde gezinip durur. Başka dillerde, başka yerlerde belki karşılaşırız diye onları arar dururuz, bazen de bunu başarırız.

Dile gelmeyen ama bize çok yoğun duygular yaşatan bazı sözler kendi dilimizde var olmasa da başka topraklarda dile gelmiş, tek kelimeye sığdırılmıştır. Mesela, aile ya da arkadaşlarla keyifli bir yemeğin ardından saatlerce masada oturulması vardır ya, masadan tabakların kaldırılmadığı, sohbetin saatlerce sürdüğü ve herhalde bu ara özlemini en çok duyduğumuz o anlar…

İşte, bize hiç de yabancı olmayan ve kendimizi çok mutlu hissettiren bu olayı tek bir kelimeyle açıklayamayız. Ama İspanya’da bir gelenek olan bu durum, 'sobremesa' olarak adlandırılır.

Buna benzer yaşadığımız tüm mutlu anları, tek bir sözcüğe sığdırmayı başaran diğer bir kelimeyse 'hygge'. Danimarkalıların mutlu hissettikleri her anı ifade eden 'hygge' kelimesi, banyodan sonra temiz çarşafta uyumanın verdiği huzur ya da sevdiğimiz kişinin kafamızı okşamasının sağladığı rahatlık gibi tüm güzel duyguları içinde barındırır.

Japonya’da ağaç yapraklarının arasından süzülen ışık 'komorebi', Fransa’da şans eseri çok güzel bir şey keşfetmek 'trouvaille7, Rusya’da ise nedensiz yere içimize düşen keder 'toska' olarak dile gelir. Hepimizin gördüğü, hepimizin bulduğu ve hepimizin hissettiği; tek kelime, tek söz. 

Peki ya, kendi dilimizde doğan, dilimizden düşmeyen ve bazen dile getirmeyi unutuklarımız? Zahmet, acı ve eziyeti içinde barındıran ve her şeye karşı verdiğimiz emek, dünyaya can getiren insan; yaşam kaynağımız anne ve bağlı kalma, sözünde durma, sevgiyi sürdürme hali olarak dile gelen 'vefa'...

Bazıları farklı topraklardan bazıları kaç senelik bir yolcuktan çıkıp bize, dilimize gelmiştir. İşte, çok kullandığımız, bazen hiç duymadığımız ya da bir yerlerden biliyorum bunu dediğimiz dilimize ait tüm bu kelimeler, ilk önce Banu-Onur Ertuğrul çiftinin aklına sonra da kitap olarak bizim önümüze düşüyor.

Gerçekten de bazı kelimelerin ne kadar güzel olduğunu bize gösteren Lûgat 365, her sayfada keşfetmemezi, öğrenmemizi ve hatırlamamızı sağlıyor.

Dile gelmeyenler yüzünden sessizleşmek yerine dile gelmeyenleri anlatmaya başlamayı en çok istediğimiz bu zamanlarda derin bir nefes almanızı sağlayacak Lûgat 365 , göz önünden de başucundan da eksik edilmemesi gereken bir kitap.

Peki bu kelimeler nereden geliyor?

Karşılığı olmayan kelimeler kadar karşılığı olmayan duygular, karşılığı olmayan olaylar ve karşılığı olmayan tonlarca şeyin var olduğu bir dünyada olduğumuzu bugünlerde daha net olarak görebiliyoruz.

Karşılığını aramadan bir şeyi kabullenmeyi, karşılığını beklemeden bir şey yapmayı ve karşılığını vermeden mutlu olmayı unuttuğumuzu fark ediyoruz.

Sevmek yerine nefreti ve şiddeti, birleştirmek yerine ayırmayı ve yaşam yerine yas tutmayı tercih ettiğimiz bu dünyada bir yer bulamayacak kadar büyümüş olduğumuzu da artık keşfediyoruz.

Tüm bunlar aklımızı da kafamızı da işgal etmişken ve bu kadar sözden, kelimeden bahsetmişken kökleri görmek istememek ve merak etmemek olmaz. Banu ve Onur Ertuğrul gibi kelimeleri çok değerli bulan iki kardeşin ortak çalışması olan 'NerdenGeliyo?', kelimelerin köklerine inmemize imkan veriyor. İpek İrde Dupont ve Yiğit Hadi İrde tarafından gönüllü olarak hazırlanan 'NerdenGeliyo?', kendi kendinize “Acaba bu neymiş? Aaa buradan mı geliyormuş?” derken hem çok keyifli zaman geçirebileceğiniz hem de özellikle nereden geldiğini merak ettiğiniz kelimeleri istek yapabileceğiniz bir site. Mutlaka göz atın, pişman olmayacaksınız. 

Elveda yerine merhaba, git yerine gel demeye başlayacağımız günler umarız yakındır. Bu arada dile gelmeyenler üzerine çalışmakta, kelimeler arasında biraz keşfe çıkmakta ama bazen susarak hissetmenin de tadına varmakta fayda var. Sonuçta her daim ümitvâr.

SON YAZILARI

TÜM YAZILARI
Sıradaki haber yükleniyor...
holder