Uzun süre etkisinden çıkamayacağınız 5 distopik roman

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Yıllar önce kurgulanan ya da öngörülen distopyaların, artık ufak ufak gerçekleşmeye başladığı zamanlardan geçiyoruz. Oysaki çok kısa bir zaman önce, “Bir hayalim var!” diyerek çılgın projelerini birbiri ardına hayata geçiren ve sadece iyinin peşinde olan dünyalılardık. 

Mesela 70'lerde anne ve babalarımızın büyük ihtimalle ağzı açık izlediği Star Trek, milenyum çağı ütopyalarının hepsini bünyesinde barındırıyordu. Geleceğin simgesi olan gökdelen ve cep telefonları ulaşılmaz hayallerdi. Ama hiç beklenmeyen bir hızda hayatımıza giren bu ikili, günümüzün simgeleri haline geldi. Ve evet ütopyaları gerçekleştirmeye başlamıştık, biz bunu başarmıştık.

Ütopyalar devamlı değişen şekilleriyle birer birer gerçekleşiyordu. Peki o zaman Huxley'in ya da Atwood'un tasvir ettiği gelecekteki fazla güzel(!) dünyanın var olmayacağını kim bilebilirdi? Belki yine hiç beklemediğimiz bir hızda kendimizi o dünyaların birinde bulacaktık? İlerleyen zamanla beraber ütopya hayalleri yerini distopyalara bıraktı. Ve hepimiz biliyoruz ki, kendi gelecek tasvirlerimizde bile sahip olacaklarımızı değil kaybedeceklerimizi daha çok düşünür olduk.

Geçmişin ya da bugünün distopyalarıyla beslenen filmler ve diziler en beğendiklerimiz oldu. Farkındalıklarımız arttı; doğaya karşı özürlere başlandı, hayvanlar koruma altına alınmaya çalışıldı ama nedense bütün sorunlar çözülmeye başlamadığı gibi üzerine yığınla yenileri eklendi. Sadece iyinin peşinde olan biz dünyalılar, belki de arka planda sürdürdüğümüz eylemlerin şiddeti ön planda gözükmez sandık. Ama şimdilerde anlıyoruz ki kaçınılmaz son gerçekten varmış ve biz bunu yaşamak zorundayız.

Nerede ya da neyi yanlış yaptığımızı, hatta ortada bir yanlış veya doğrunun olup olmadığını hala tam olarak bilmiyoruz. Tüm bunların cevabına bir anda ulaşamayacağımız ise kesin. Ama hazır bugünlerde önceliğimiz sağlığımız olmuşken ve evde geçirdiğimiz zamanlar artmışken, belki de kendimize yaptığımız en büyük iyiliği yapıyor, kitaplara hiç olmadığı kadar sarılıyoruz.

Peki hazır kafamız bütün felaket senaryoları, modern toplum eleştirileri ve bitmek bilmez gelecek kaygılarıyla doluyken, Orwell'in 1984'ü ya da Huxley'in Cesur Yeni Dünya'sı gibi popüler örneklerinin yanında pek ismi akla gelmeyen ama aslında o çok başarılı olan distopik kitaplara bir şans vermeye ne dersiniz? Bu adını çok duymamış olabileceğiniz fakat okuduktan sonra uzun süre etkisinden çıkamayacağınız 5 distopik romana gelin biraz yakından bakalım.

1) Antilop Ve Flurya - Margaret Atwood

Geçtiğimiz yılların en çok ses getiren yapımlarından The Handmaid's Tale ile tüm gözler Margaret Atwood'a çevrilmişti. 21'inci yüzyılın en iyi yazarlarından olan Atwood, Türkçeye 'Damızlık Kızın Öyküsü' olarak çevrilen kitabıyla tüm dikkatleri üzerine çekmiş ve okura, aslında olması muhtemel olayların gelecekte ne şekillere evrilebileceğini anlatmıştı. Ama burada Atwood denilince ilk akla gelen kitaptan bahsetmeyeceğiz. Ve hayır, bu kitap Damızlık Kızın Öyküsü değil! 

2003 yılında Atwood tarafıdan kaleme alınan 'Antilop ve Flurya', yine etkisinden kolay kolay çıkamayacağımız bir distopya. Atwood'un MaddAddam isimli bilim-kurgu üçlemesinin ilk kitabı olan 'Antilop ve Flurya', bilimsel ve teknolojik gelişmelerin çok üst seviyelere ulaştığı bir evrende insanın yerini, yeniden şekillenmesini ve bir noktada kendini ararken bu arayışta kaybedişini gözler önüne seriyor. Aynı zamanda “Peki insandan sonra?” sorusuyla şekillenen bir dünya karşılıyor bizi. Sunduğu distopik dünya ile insan ve hayvan arasındaki ilişki, geçmiş ve geleceğin gözlemlenebilirliği gibi birçok konu üzerinde düşünme fırsatı bulacağınız bir kitap.

Kitabın tanıtım yazısından:

"Bunları kim yaptı? İçlerinde kimler yaşadı? Kim yıktı? Tac Mahal, Louvre, piramitler, Empire State Binası..". Sağ kalan son insan Kar Adamı'nın ayakta kalabilmek için mücadele ederken bir yandan da yok olan insanlığa yaktığı ağıttır Antilop ve Flurya.

2) Ay Zalim Bir Sevgilidir - Robert A. Heinlein

'Ay Zalim Bir Sevgilidir', belki de bu zamana kadar adı Türkçeye en iyi çevrilmiş kitaplardan biri. İsmi kadar konusuyla da dikkat çeken roman, bilim-kurguya yön veren isimlerden Robert A. Heinlein'ın etkileyici bir çalışması. Hugo ve Prometheus gibi iki prestijli ödülle sahip olan 'Ay Zalim Bir Sevgilidir'; devrim, toplum ve otorite kavramlarını, tansiyonun bir an olsun düşmediği bir gelecekte ele alıyor. Hikayede, sadece Dünya'da değil, Ay'da da yaşamın devam ettiği bir zamana bakıyoruz. Aynı zamanda insanlığın neden olduklarına, kazandıklarına ve kaybettiklerine de... Dünya'ya özgü sanılan devrimin Ay'da nasıl gerçekleşebileceğini yavaş yavaş takip ederken; ideolojiler, ilişkiler ve inançlar teker teker yıkılarak yeniden inşa edilmeye başlıyor. 'Ay Zalim Bir Sevgilidir', bilim-kurgu ve distopyanın en iyi örneklerinden biri olan, büyük zevkle okuyacağınız bir kitap.

Kitabın tanıtım yazısından:

“Devrim, ulaşmayı hedeflediğim bir amaçtan çok, peşinde koştuğum bir sanat.”  Ay’ı Dünya'dan kontrol eden Otorite’ye karşı, yalnızca mahkûm ve sürgünlerin gönderildiği ceza kolonisine dönüşmüş Ay’daki isyanın ve devrimin öyküsü bu. Ayrılıkçı hareketin liderleri haline gelen bir bilgisayar uzmanı, karizmatik bir genç kadın ve yaşlı bir akademisyenin köleleştirilmiş insanların geleceğini değiştirme hikâyesi. Ve birbirinden farklı bu üçlüye ek olarak, kendi kendine bilinç kazanmış, mizah yolunda tüm özelliklerini devrimin nihai başarısına adamış olan süper bilgisayar Mike'ın çabası burada anlatılan. 

3) Palmer Eldritch'in 3 Stigmatası – Philip K.Dick

Neredeyse hepimiz 'Blade Runner'ı biliyoruz. Büyük ihtimalle 'Android'ler Elektrikli Koyun Düşler mi?' kitabını da bir yerlerden duyduk. O zaman Philip K. Dick ismine de aşinayızdır. 

Bilim-kurgunun ilginç yazarlarından olan Philip K. Dick aka PDK, “Gerçek nedir?” sorusunu 'Palmer Eldritch'in 3 Stigmatası' kitabında da karşımıza çıkarıyor. Neyin gerçek neyin gerçek dışı oluğunu anlamaya çalıştığımız hikayede, küresel ısınmanın engellenemez etkileri sonucu artık insanların yerin binlerce kat altında yaşamak için birbiriyle yarıştığı bir gelecekle karşılaşıyoruz. Diğer gezegenlere kurulmuş kolonilerde insanların, mutsuzluklarını yoğun uyuşturucular kullanarak dindirmeye çalışmalarına tanık oluyoruz. Bu evrende gerçek ve halüsinasyonun sürekli yer değişmesiyle birlikte, hangi tercihin ne zaman yapıldığının ya da hangisinin gerçek olduğunun bir noktadan sonra önemini yitirmesine tanık oluyoruz.

Katman katman ilerleyen anlatımı ve içinde barındırdığı metaforla 'Palmer Eldritch'in 3 Stigmatası', etkisini uzun süre yitirmeyecek bir roman.

Kitabın girişinden:

Neticede söylemeye çalıştığım, hepimiz sadece tozdan yaratıldık. Kabul etmek lazım; bu çok uzun ömürlü bir şey değil ve bunu aklımızda tutmamız gerekiyor. Ama düşününe bile, yani tamam kötü bir başlangıç oldu ama, o kadar da kötü gitmiyoruz. Yani ben şahsen karşı karşıya kaldığımız bu berbat duruma rağmen işin üstesinden gelebileceğimize inanıyorum. Beni anlıyor musunuz?

4) Son Şeyler Ülkesinde – Paul Auster

İsimsiz bir kent, tüketilmiş bir bölge ve dayanılmaz bir açlık. Dünyanın kimsesiz kalmış çocukları kocaman bir çöp kutusundan yemek bulmaya çalışıyor, birbirlerini yiyor ve yitip gitmeyi en büyük kurtuluş sayıyor.. Paul Auster'ın 'Son Şeyler Ülkesinde' romanı, bu kadar karanlık ve umutsuz bir dünyanın kapılarını açıyor. Hatta o kadar umutsuz bir tasvirle karşı karşıya kalıyoruz ki kitabı bu duygudan kurtulmak içi hızla bitirmeye çalışıyor insan. Ama durum, romanı bir yandan da daha çekici kılıyor.

Tüm sahip olunanların artık son şey haline geldiği bu kent, distopya severleri mutlaka kendine çekecek. Paul Auster'ın alışagelmiş tarzının dışında ortaya koyduğu 'Son Şeyler Ülkesinde', okuduktan sonra asla pişman olmayacağınız bir eser. 

Kitabın tanıtım yazısından:

Paul Auster'ın yarattığı Son Şeyler Ülkesi, geniş yığınların evsiz barksız yaşadıkları, hırsızlığın suç sayılmayacak kadar yaygınlaştığı, kendi canına kıymak ya da başkalarınca öldürülmek yoluyla ölümün tek kurtuluş yolu durumuna geldiği bir kent. Anna Blume ise her şeyin son şey haline geldiği bu adsız kente ağabeyini aramak için gelmiştir.

5) Sihirli Şehir (City of Ember) - Jeanne DuPrau 

Yukarıdaki diğer romanlardan biraz daha farklı bir havaya sahip olan ve daha çok çocuk kitabı olarak değerlendirilen 'Sihirli Şehir', aslında her yaştan insanın zevkle okuyacağı bir seri. Amerikalı yazar Jeanne DuPrau'nun 2003 senesinde kaleme aldığı ilk kitap, yakın gelecekte karşılaşabileceğimiz bir dünyayı anlatıyor. Hayatımızı sürdürmemizi sağlayan enerji kaynakları sonsuza kadar var olabilir mi? Heyecanlı ve bir o kadar sürükleyici bu seriye, evde olduğunuz bugünlerde bir göz atın derim. Bu arada kitabın 2008 yapımı ve aynı ismi taşıyan bir film uyarlaması da var.

Kitabın tanıtım yazısından:

Güneşin doğmadığı, enerji kaynağının devasa bir jeneratörden sağlandığı Amber Şehir’de eskinin iyi ve güzel yaşamı yitip gitmektedir. Şehrin pırıl pırıl ışıkları titreşmeye başlamıştır artık ve Sihirli Şehir karanlığa gömülmenin eşiğindedir. Doon ve Lina kendi idealleri doğrultusunda bildikleri ve sevdikleri yolda ilerleyen, şehrin geleceğini kurtaracak herhangi bir şey bulma umuduyla bir araya gelen iki eski kafadardır. Bir yerlerde başka ve daha güzel bir dünya olduğuna dair inançlarıyla büyük sırrın peşinde, heyecan dolu soluk soluğa bir maceranın içine dalarlar…


SON YAZILARI

TÜM YAZILARI
Sıradaki haber yükleniyor...
holder