Yazarlar Kitap okumayan gençlik
HABERİ PAYLAŞ

Kitap okumayan gençlik

Geçen gün, uzun süredir ilk kez elime bir kitap aldım. Bir araştırma sebebiyle değil, sırf zevk için okumak istediğim bir kitap. Uzun süredir diyorum çünkü ne zaman heves edip bir kitaba başlasam kitap her ne kadar sürükleyici olursa olsun sonunu getiremiyorum. Yıllardır devam eden bir sorun bu. Kitap okumayı sevmiyor değilim, hatta eğer 5 yıl önceki halimle sohbet edebilseydim şu anki halimin ne kadar az kitap okuduğuna şaşırırdı. Okumak en sevdiğim şeydi o zaman. Çantamda hep iki kitap taşırdım, bu kitaplar da haftada bir değişirdi. Ne zaman boş zamanım olsa kitap okurdum, çok da hızlı okurdum. 10 yaşında günde bir kitap bitiren Deniz neden 20 yaşında yılda bir tane ancak bitirebiliyor?

Bu probleme sahip olan tek kişi olmadığımı, arkadaşlarımla aynı konuyu konuşunca fark ettim. Çoğu çocukluğunda sınıfın ‘zeki çocuğu’ olup kütüphanelerin müdavimi olan arkadaşlarım, büyüdükçe zamanla kitap okuma alışkanlığını yitirmiş, hala okuma sevdalarını devam ettirseler de 10 yıl önceki hallerine göre çok daha yavaş okuduklarını gözlemliyorlar. Ben kitap okumaktan girdim ama, bu sorun başka yerlerde de kendini gösteriyor. Mesela film izlemek. Artık zaten sinema kültürü, popüler medya ve artan dizilerin etkisi ile arka plana itilmiş durumda. Bununla birlikte yaşıtlarımın birçoğunun eskisine göre daha az film izlediğini öğrenince şaşırdım. Önce yaşımızın büyümesinin getirdiği hayat yoğunluğunun artmasına verdim bu azalmayı, ancak buradaki sorun bu değil. Biz artık boş zamanımızı hobilere ayırmıyoruz, ondan sonra da hobilerimize ayıracağımız zamanımız olmadığından şikayet ediyoruz. Oysaki sahip olmadığımız şey vakit değil, odaklanabilme becerisi.

Sosyal medyanın küreselleşmesi ve hayatımızın kaçınılmaz bir parçası haline gelmesi bize hem olumlu hem olumsuz sonuçlar getirdi. Olumlu bakarsak, artık dünyanın herhangi bir yerinde bir insana ulaşmak çok basit, farklı kültürleri keşfetmek, araştırmak, haberleşmek hiçbir zaman olmadığı kadar kolaylaştı. Düşüncelerimizi ve yaşamlarımızı tüm dünyaya duyurabilmek için kullanabileceğimiz sayısız platform var. Küreselleşmeyle gelişen bilişim çağının tam ortasındayız. Ancak sosyal medya bu çarpıcı büyüsüyle bizi içine çekerken aynı zamanda bizi kendine bağımlı hale getiriyor. Bir defa telefonumuzu elimize alınca saatlerce ekranı kaydırabiliyoruz, çünkü internette bitmek bilmeyen, sınırsız sayıda içerik var. Teknoloji öncesi gençlerin kendilerini eğlendirmek ve zaman geçirmek için yapabilecekleri şeyler sınırlıydı, şu an ise elimizdeki minik bir cihazdan dünya kadar eğlence imkanına erişebiliyoruz, ancak bu da bizi bu ekrana kısıtlıyor. Kısa paragraflar, kısa videolar izleyerek zaman geçirmeye o kadar alışmışız ki artık odaklanma süremiz de bu kısalığa göre kendini uyarlamış. Hatta şu an bu yazıyı okurken bile dikkatinizin dağılıyor olabilir. Alıştığımız bu kısa odaklanma süresini aşan herhangi bir etkinlik de eğer çok ilgimiz olan bir şey değilse sıkılıyoruz, çabucak dikkatimizi dağıtıyor. Bu kişisel değil, toplumsal bir sorun haline gelmiş durumda.

Bu sınırsız sayıda içerik, sınırsız sayıda imkanı beraberinde getiriyor. Demek istediğim şu: Mesela hiç kendinizi huzurlu hissettiğiniz bir anda, sosyal medyada tanıdıklarınızın mutlu anlarını görüp onların yerinde olmak istediniz mi? Veya sizin katılamadığınız bir arkadaş buluşmasından klipler görüp üzüldünüz mü? Her ne kadar huzurlu ve mutlu bir insan olsak da böyle hislere kapılmamız kaçınılmaz. Bunun nedeni de her an, o anda yapabileceğimiz binlerce farklı aktivitenin olması. Hepimizin aklında yapmak istediğimiz milyonlarca şey var. Bunların hepsini aynı anda yapmak istediğimiz için hiçbirini yapamıyoruz.

İnternetten veya telefonumuzdan koptuğumuzda gelen o kaçırma korkusunun arkasındaki neden de iletişimin bu denli hızlanmış olması. Oysaki gelen mesajlara bir saat geç cevap versek hiçbir sorun olmaz, çevremizdekilere kendimize biraz zaman ayırmak istediğimizi söylersek anlayışla karşılarlar, ama biz sosyal medya gençliğinin aklının bir köşesinde her zaman olan bir düşünce bu. İnternete veya telefona bakmadığımızda gelen o huzursuzluk hissi. Bunu aşmak elbet çok zor, ama öncelikle bu sorunun bilincine varmalıyız.

Bu dönemde hepimizin işine yarayabileceğini düşündüğüm bir kavram var: Mindfulness. Yaşadığımız anı ve o anda etrafımızda gerçekleşenleri fark etmek, algılarımızı açarak ve yargılamadan gerçekleri anlamak anlamına geliyor. İlk kez lisede biyoloji öğretmenim kullanmıştı bu sözcüğü, ancak bu yıla kadar hiç üzerine bu kadar kafa yormamıştım. Mindfulness, her an kafamızda dönen binlerce düşüncenin olduğu, stres ve telaşın artık rutinimizin bir parçası haline geldiği bu dönemde, anda kalabilmek ve çevremizdekilerin farkında olmak için çok önemli bir teknik. Çeşitli meditasyonlar ile bu tekniği uygulayabiliriz, ama en basitinden, günün herhangi bir yerinde sadece o anda yaptığımız şeye odaklanmaya çalışmak veya stresliyken bir an durup çevremize bakmak çok büyük bir fayda sağlayacak. Ben bunu kitap okurken uygulamaya çalışıyorum, şu ana kadar da faydasını çok gördüm.

Kitap okumanın azalmasıyla, artık bir hobi değil belirli kişilerin yaptığı entelektüel bir aktivite gibi görülmeye başlandı. “Kitap okuyun” diye defalarca öğüt veren kişisel gelişim uzmanlarını her gün görüyoruz internette. Ancak her kelime çok fazla tekrarlanırsa anlamını kaybeder. Özellikle gençler, otomatik olarak bize dayatılanı yapmamaya eğimliyiz. Kitap okumak, artık sadece eğitim hayatının zorunlu bir parçası haline geldi. Bir kitabı elimize alınca bir anda bir mesaj geliyor veya alışkanlık olarak elimiz telefonumuza gidiyor. Oysaki kitapların içinde bizi bekleyen sayısız dünya var. Kitap okumak, gelişmiş bir zihin için bir zorunluluk değil, ancak emin olun ki dünyaya çok farklı perspektiflerden bakabilme yeteneğini kazandırıyor size. Her kitap bir insandır sözüne çok katılıyorum, gerçekten bir insanın düşünce dünyasının içinde geziye çıkma fırsatı veriyor bize kitaplar. Hayatı daha renkli görmeye başlıyorum.

Tüm bu sorunlardan sıyrılabildiğimi kesinlikle söyleyemem. Her ne kadar bu konuda gelişme gösterdiğimi düşünsem de ben de hala elime kitap alınca veya bir şey izlemeye başladığımda elim refleks olarak telefonuma gidiyor. Ancak bir tavsiye verebilecek olursam eğer, şunu verirdim: Yaptığınız her şeyi bir zevk olarak görün. Kişisel gelişim amacıyla yıllardan sonra kitap okumaya kalkışınca, bu bana bir sorumluluk olarak gelmişti ve çok kolay sıkılmıştım. Bu herhangi bir hobi için geçerli, gerek spor yapmak olsun gerek resim çizmek. Anında başarıyı hedefleyince hayal kırıklığına uğrarsınız. Önemli olan küçük adımlarla başlamak, gerçekten keyif alacağınız bir uğraş yapmak ve bunu alışkanlık haline getirdiğinizde konfor alanınızdan çıkmak. Polisiye roman mı seviyorsunuz? Oradan başlayın, günde onar dakika okuyun, zamanla okumak sizin için bir alışkanlık olacaktır. Ondan sonra farklı, denemediğiniz türlere geçebilirsiniz. Üç hafta önce başladığım kitabı iki gün önce yeni bitirdim, belki 10 yaşındaki Deniz bana gülerdi, ama bitirdiğimde hissettiğim o mutluluk ve tatmin hissini hiçbir şeyle değişmem. Uzun sözün kısası, kitap okumak olsun, film izlemek olsun, spor yapmak olsun, hepsini kendinizi geliştirmek ve kendinize yeni ufuklar açmak için için yapın tabii ki, ama en önemlisi bundan zevk alıyor olmanız, yaparken o anı yaşayabiliyor olmanız. Ve inanın bana, bir defa o alışkanlığı edinince kendinizi o dünyanın içinde buluyorsunuz. Eğlenirken gelişme de zaten beraberinde geliyor.

Sıradaki haber yükleniyor...
holder