Kültür ve gelenekleriyle Japonya

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Kiraz çiçeklerinin ülkesidir Japonya. Orada “sakura” denir bu çiçeklere. Mart ayında açmaya başlayan Sakura’ların Japonlar için anlamı çok büyük. Her yıl “çiçek izleme” anlamına gelen hanami yapılır, kamerasını ve piknik eşyalarını alan dağlara tırmanıp açan Sakura’ları izlerken birlikte vakit geçirir. Yeni başlangıçların sembolüdür aynı zamanda Sakura. Okullar onun açmasıyla kapanır, yeni okul dönemi ise Nisan ayında, o açarken başlar.

Dünyanın teknoloji merkezi ve üçüncü büyük ekonomisine sahip olan olan Japonya’nın aynı zamanda çok köklü bir kültürü ve birbirinden özel gelenekleri var. Bu yazımda, “yükselen güneşin ülkesi’’ olarak bilinen bu güzel ülkenin eşi benzeri olmayan gelenekleri ve kültürüne değineceğim

Japonya tarihi

Japon tarihi, geyşaların, samurayların, shogunların, eşsiz mimari ve tapınakların tarihidir. Fazlasıyla uzun ve benzersiz bir tarihe sahne olmuştur Japon toprakları. Japonya yüzyıllarca imparator, güçlü Daimyo aileleri ve onları koruyan samurai savaşçıları tarafından yönetilen feodal bir devlet olarak yaşamıştır. Japonya 19. yüzyıla kadar dışarı kapalı bir ülkedir, ticaret ve üretim tamamıyla içeride yapılır. 1868 Meiji Restorasyonu ile imparatorun güçleri sınırlanmış ve ülke tüm dünyaya ticarete açılmıştır, böylece Japon kültürü de esaslı bir değişime uğramıştır.

Japon festivalleri

Japon kültürünün en önemli noktalarından biri, yıl boyunca ülkenin farklı yerlerinde kutlanan festivallerdir. Japonya’nın tek önemli festivali Kiraz Çiçeği Festivali değil elbette.

Yıl başında sayıca festivalin hayatı şenlendirdiği bu ülkede insanlar her sene bu günleri sabırsızlıkla bekler. “Matsuri” denilen bu festivallerden ilki her Temmuz ayında Kyoto’da düzenlenen “Gion Matsuri”. Festivalin en önemli kısmı 17 Temmuz’da düzenlenen geçit töreni. “Yamaboko Junko” denilen geçit töreni sergilerinin taşındığı bu festival, tanrıların insanları veba salgınından kurtarması anısına düzenlenir.

 

İkinci bir festival Japonya’nın kuzeyi Hokkaido’nun başkenti Sapporo’da düzenlenen “Yuki Matsuri”, yani kar festivali. Bu festival 1950’de, bir grup lise öğrencisinin buzdan heykeller yapmalarıyla başlamış. Bugün her yıl düzenlenip dünyanın etrafından turistlerin ilgisini topluyor.

Hoshi matsuri yani yıldız festivali olarak bilinen Tanabata, her yıl 7 Temmuz’da kutlanıyor. Bu festivalin ardında Çin’den gelen ünlü bir efsane yatıyor. Aşık oldukları halde buluşamayan yıldızlar Orihime ve Hikoboshi, yalnızca yılda bir gün, Tanabata gününde buluşabiliyorlar. Japonlar bugün dileklerini yazıp bambu ağacına asarlarsa o dileklerin gerçekleşeceğine inanıyorlar.

Obon Matsuri, Japonya’da ölülerin festivali olarak da biliniyor. Ağustos ayında kutlanan bu festivalde, Japonlar ölen ataların ruhlarının onları sevenleri ziyaret etmek için geri döndüklerine inanırlar. “Mukae-bon” adlı ritüelde “chochin” adı verilen kağıt fenerler, bu ruhları yönlendirmek amacıyla asılıyor ve akraba mezarları ziyaret edilir. Ayrıca insanlar “yukata” adı verilen geleneksel kıyafetlerini giyip “bon odori” adı verilen özel bir dans sergilerler.

Kız çocukları için kutlanan Hinamatsuri, Japonların oyuncak bebek festivali. “Hinaningyo” adı verilen oyuncak bebeklere saray mensuplarının kıyafetleri giydirilir. Hina nagashi denilen bir törenle bu oyuncak bebekler küçük bir kayığa bindirilerek denize salınır. Her yıl 3 Mart’ta kutlanan bu festivalde kız çocuklarının sağlıklı büyümesini dilerler.

Baharın gelişinin kutlandığı Setsubun Matsuri’de ise iblis kostümü giymiş kişilere soya fasulyesi atılması adettendir. Bunu yaparken ise “Oni wa soto!” (İblis dışarı) ve “Fuku wa uchi!” (İyi şans içeri) diye bağırırlar. Bittikten sonra ise kendi yaşlarından bir fazla sayıda soya fasulyesi yerler. Bu geleneğin evlerindeki kötü şans getiren iblisleri kovduklarına inanırlar.

Yüzyıllardır süregelen bu festivaller gibi, köklü bir tarihi ve kültürü olan Japonya’nın gelenekleri de bir o kadar köklü ve eşsiz. Japonlar toplum olarak iki şeye çok değer verir; sıkı çalışma ve toplumsal uyum. Aynı zamanda alçakgönüllülük ve saygı kültürlerinin çok büyük bir parçası. Bununla birlikte kültürlerini kendilerine mahsus yapan çok özel gelenekleri var. Şimdi bu geleneklerden herkesin bilmediği en önemli birkaç tanesine değineceğim.

Noel ve Sevgililer Günü

Noel arifesi, Japonya’da sevgililer günü gibi kutlanır. Çiftlerin buluşma gecesi olarak da görülen Noel arifesinde birinin sizi buluşmaya çağırması sizi sevdikleri anlamına gelir. Noel gününün Japonlara özgü bir başka geleneği ise kızarmış tavuk yemektir.

Japonların Sevgililer Günü geleneği, kızların sevdikleri erkeklere çikolata vermesidir. Karşılığında “White Day” yani “beyaz gün” denilen 14 Mart’ta erkekler kendilerine çikolata verilen kızlara teşekkür amaçlı bir hediye verir.

Yılbaşı

Yılbaşına japonca oshogatsu denir. Yılbaşı ve öncesinde yapılan tüm etkinlikler, Toşigami denilen yıl tanrısını ağırlamak için yapılır. Japonlar 31 Aralık gecesi, Toshikoshi soba denilen karabuğday makarnasını yerken ülkenin en çok izlenen ve en prestijli müzik programı olan “Kouhaku Uta Gassen”i izlerler. Bu programda seneye damga vuran sanatçılar sahne alır. Japonlar seneye temiz girmeye çok önem verir, bu yüzden yılbaşından önce evlerini temizlerler. Bu büyük temizliğe osouji adı verilir. Yılın ilk günü 1 Ocak’ta ise tapınakları ziyaret edip Toşigami’ye yeni yıl dileklerini iletirler. Hatsumode denilen bu tapınak ziyaretlerinde yemek tezgahları kurulur ve fal çekme, şans tılsımı satın alma gibi çeşitli etkinlikler düzenlenir. Yine 1 Ocak’ta gün doğumunu izlemek geleneklerinin bir parçasıdır. Bu günde oseçi denilen geleneksel yılbaşı yemekleri yenilir. Ayrıca yılın ilk gününde çocuklara otoşidama denilen harçlıklar verilir.

Omikuji ve Omamori

Tapınaklarda para verilip bir kutudan çekilen fallara “omikuji” denir. Kutudan fal çekilmeden önce kutuyu sallamanız gerekir, daha sonra kutudan çıkan çubuğun üzerindeki numarayla aynı numaraya sahip olan kağıt falınızı alırsınız. Japonlar bu falın yılınızın nasıl geçeceğini söylediğine inanırlar.

Yine tapınaklarda satılan ve şans getirdiklerine inanılan şans tılsımlarına omamori denir. Dikdörtgen bir kese şeklinde olan omamori’lerin hepsi farklı bir konuda size şans getirir. Mutluluk, eğitim, iyi şans, para, sevgi gibi çeşitleri olan omamori’lerden istediğinizi şeçebilirsiniz. Bu şans tılsımlarının ömrü bir yıl olarak görülür, daha fazla kullanılmasının size şanssızlık getirdiğine inanırlar, bu nedenle her sene Dondo-yaki denilen bir törenle yakılır.

Omiyage

Hediyelik eşya kültürü Japonya’da çok önemli. Omiyage denilen hediyelik eşyalar, kişilerin seyahat ettikleri yerlere özgün yiyeceklere deniyor. Japonlar için bir seyahate gidince tanıdıklarına hediye etmek için “omiyage” getirmek geleneklerinin önemli bir parçası.

Onsen

Japon kültürünün önemli bir parçası onsen adı verilen kaplıcalardır. Şifalı ve sıcak su kaynakları açısından oldukça zengin olan termal ülkenin her yerinde rastlayabileceğiniz bu kaplıcalara halk sık sık rahatlamak için gider.

Kimono

Japonların geleneksel giysisi kimono. Kimono, kelime anlamı olarak “giyilen” şey anlamına geliyor. Bugün sadece özel günler ve kutlamalarda kadınların giydiği kimonoların hala Japonlar için önemi çok büyük. Çoğu festival veya törende ise kimono’nun daha ince ve giyilmesi kolay versiyonu olan yukata giyiliyor. Kimonoların en çok giyildiği günlerden biri, yetişkinler günü anlamına gelen seijin no hi. Bu günde Japonya’da yetişkinlik yaşı olan 20 yaşına basan gençlerin tebrik edilmesi için ülke çapında törenler düzenlenir.

Seiza ve Çay Seremonileri

Seiza, Japonların geleneksel oturma tarzıdır. Diz çökerek, sırtı dik tutarak ve topuğu kalçaya dayayarak yapılan bu oturma, alışmamış kişiler için fazlasıyla zor. Özellikle dini törenlerde veya çay seremonilerinde bu şekilde oturmak bir saygı göstergesi. Sado adı verilen Japon çay seremonileri de yine köklü ve geleneksel bir Japon töreni. Zen Budizminin etkisi görülen bu büyüleyici tören, bir sanat gösterisi olarak da görülür. Ev sahibi çok çetrefilli ve zaman alan bir şekilde Japonların geleneksel çayı olan matcha’yı hazırlarken ziyaretçiler seiza oturuşuyla onu izler.

Japon sahne sanatları

Japonya’nın geleneksel sahne sanatları üç tanedir: kabuki, noh ve bunraku. Bu sanatların hepsi çok köklü bir tarihe dayanır ve kültürlerinin en önemli değerlerindendir. Japon ruhunu hissetmenin temeli bu sahne sanatlarından geçer bile diyebiliriz.

Rengarenk bir sahnede sergilenen Kabuki, geleneksel Japon tiyatrosunun çok önemli bir parçasıdır. Ayrıntılı bir makyaj yapıp abartılı kostümler giyen erkek aktörler tarafından sahnelen kabuki, drama, dans ve müziği birleştiren bir tiyatro gösterisidir.

UNESCO tarafından somut olmayan kültürel miras ilan edilen Noh tiyatrosu ise maske takan oyunculardan oluşmasıyla eski Yunan tiyatrolarını andırır. Japonya’nın en eski tiyatro geleneği olan Noh’un temeli 14. yüzyıla dayanır, soylu sınıfın geleneksel tiyatrosudur. Son derece gerçeklikten uzak, soyut bir anlatımı olan Noh, sizi imgeler dünyasında bir yolculuğa çıkarır.

Bunraku ise Japon kukla oyunlarına verilen isimdir. Bu oyunlarda trajediler, köklü ahlaki düşünceler, aşk hikayeleri, tarihsel olayalar ve efsanelerin anlatıldığı oyunlar, yüzlerce yıllık geçmişe sahiptir. Bunraku yazımında en tanınmış yazar Monzaemon’dur, kendisine Japonya’nın Shakespeare’i adı verilmiştir.

Japon mutfağı

Japonya denince yemek kültüründen de bahsetmemek olmaz. Aslında hepimizin aşina olduğu sushi, ramen ve tempura gibi yemeklerin dışında da köklü kültürlerine dayanan inanılmaz zengin bir mutfakları var. Ülkenin temel besin kaynağı, 2000 yıllık bir geçmişe sahip olan pirinç. Japonya’nın kırsal kesimini ziyaret etme imkanınız olursa göreceğiniz ilk şey sayısız ve sonu gelmeyen pirinç tarlaları olacaktır. Her öğünde ve her masada, bir kase pirinç bulunur. Pirinç eriştelerinin ise çok fazla türü vardır. Bunlar arasında ramen, soba ve udon’u duymuş olabilirsiniz. Japonya’da her evde, pirinç dışında deniz ürünleri, miso çorbası ve haşlanmış sebze de pişer.

 

Geleneksel Japon mutfağına Washoku adı verilir ve bu mutfağı diğerlerinden ayıran, sofistike ve detaylı tekniği ancak sade ve basit görünümüdür. Washoku hazırlanmasında dört mevsim ve bu mevsimlere özel yiyecekler önem taşır.

Tatlı, ekşi, acı, tuzlu ile birlikte son yıllarda gastronomi meraklıları arasında ün kazanan bir başka temel tat olan umami’nin kökeni de yine Japonya’ya dayanır. Umami, Japonca’da “hoşa giden tat” anlamına gelir ve bu tat, yediğimiz yemeklerin lezzetini kat ve kat güzelleştirir.

Eğer daha önce anime izlediyseniz bento yemek kutularını sıkça duymuşsunuzdur. Farklı yemekleri koymak için bölmeleri olan bento kutuları, aslında Japonya’da beşinci yüzyıldan beri var olan bir gelenektir. Çeşitlerine göre tek veya çok katlı olabilen bento’lar, çalışanlar ve öğrenciler tarafından çokça kullanılır. Hatta Japonlar okulda genellikle kafeterya yemeği yemez, evden getirdikleri bento’ları yerler. Bento hazırlamak aslında bir sanattır da, hem yapılan yemek hem de dekorasyonu ve renklerin uyumu açısından mükemmeliyet ve yaratıcılık ister.

Japon geleneklerinin çoğu bize ilginç gelebilir ama Japonlar için bu gelenekler günlük yaşamlarının büyük bir parçasını oluşturur. Günümüze ulaşmış binlerce yıllık tarihi, geçmişte Çin ve günümüzde Batı etkisiyle şekillenmiş renkli kültürü ve dünyanın en modern teknolojilerine sahip olmalarına rağmen geçmişe bağlılıkları ile dikkat çeken Japonya’nın kültür ve gelenekleri anlata anlata bitmez. Bu kültürü deneyimlemenin en iyi yolu ise ülkeyi ziyaret edip bu gelenekleri yakından görmek.

Yazarlarımızdan

23 Haziran 2021, Çarşamba 07:01
23 Haziran 2021, Çarşamba 07:01
23 Haziran 2021, Çarşamba 07:01
Sıradaki haber yükleniyor...
holder