YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Sevgili dünlük, hayatta en büyük eksikliğimiz ne biliyor musunuz; BİLDİĞİMİZİ SANDIKLARIMIZ! “Yarım yamalak bilgi, en tehlikelisidir” derdi bilge anneannem. Oradan buradan duymak, görmeden fikir sahibi olmak, yüzeysel bakmak, incelemeden geçmek, vakit ayırmamak, anladım sanmak. Yalnız gezip gördüğün şehirler, kasabalar için değil, hayatındaki insanlar için de düşün bunu. Sadece bir kez tattığın yemek için de! İnsan yanılıyor, bildim, tanıdım, tattım, gezdim, gördüm sanıyor. Bilmiyor. Ben de yanıldım. Defalarca Bergama’ya gittim, biliyorum sandım. Bilmiyormuşum. Bir sürü güzelliğinin üstünden atlayıp geçmişim. Eksiğimin bir kısmını kapattım, yeniden geleceğim, çünkü sana bayıldım Bergama.

Çınarlı Meydan

500 yıllık çınar ağacının altındayım, sabahın erken saatlerinde Bergama’da. Caminin karşısından mis gibi kokular yükseliyor, koşup sıraya giriyorum. Kese kağıdının içinde, üstünde dumanı, pofidik lokmalarımı alıyorum. “Allah kabul etsin” diyerek, dönüyorum meydandaki kahveye. Taş fırından gevrek almayı da ihmal etmiyorum. Gevrek dediğim de eski usul, has gevrek. Nohut mayasından, Kozak yaylasının pekmezinde haşlanmış, susamlanmış, taş fırında nar gibi, çıtır çıtır kızarmış gevrek. Evden hazırladığımız, peynir, zeytin, domates. Yanına kahveden mis gibi çay. Tahta masanın üstüne serdiğimiz gazete kağıdının güzelliği. Son dönemde yediğim en yüksek kalitedeki kahvaltı. Kahvaltıma yan masamda tavla oynayan iki amcanın pul ve zar sesleri eşlik ediyor.

Arada bir güvercin konuyor sandalyemin kenarına, yere düşen susam kırıntılarından nasiplenip gidiyor. Ben Bergama’da güne eşsiz bir mutlulukla başlıyorum. Daha ne olsun?

Arasta

Arastanın hem açık hem kapalı çarşısında, zamanlar arası yolculuğa çıkıyorum. En son ne zaman bir yorgancı gördüğümü hatırlamıyorum. Elde iğne işi, saten kaplamayı bata çıka diken, pamuğu tek tek tiften, sakız gibi bembeyaz astara geçiren yorgancıyı izledim.

Bu deneyimin gerçek bir terapi olduğuna yemin edebilirim ama kanıtlayamam. Bir başka dükkanda sadece sünnet çocuğu giysileri vardı, bir gelinlikçi, sonra kalaycı, şekerci, turşucu. Arastanın renkleri arasında minicik meydanlar, yeni yeni açılmaya başlamış üçüncü dalga yeni nesil kahveci. Yüzyıllık han, hamam, cami. Bergama’ya gitmek için şahane bir neden arasta.

Kale Mahallesi

Bergama’ya antik kenti görmeye gelen hemen hemen herkesin ne yazık ki pas geçtiği bir yer Kale Mahallesi. Bazı popüler kasabaların akınına uğrayan halinden eser olmayan Bergama Kale Mahallesi’nin fazlası var eksiği yok. Cumbalı taş evleri, çam ağaçlarıyla kaplı geniş avluluları, bakmalara kıyılamayan kapıları, çiçeklerin kapladığı duvarları, butik otelleri, kafeleri ile beni inanılmaz şaşırttı.

Eski mahalle ruhunun da yaşatıldığını, çocukların top koşturduğunu, çamaşırların asıldığını, kapı önlerinin şıkır şıkır yıkandığını görmek de bana çok iyi geldi. Bu Bergama deneyimini hepinizin en kısa sürede yaşamasını gönülden isterim.

Yazarlarımızdan

19 Ekim 2020, Pazartesi 13:35
19 Ekim 2020, Pazartesi 12:27
Sıradaki haber yükleniyor...
holder